Merhaba arkadaşlar. Kanalıma hoş geldiniz.
Taa taa taa taaammm! Herkese merhabaaa! Söz verdiğim gibi tatil dönüşü rutinimle karşınızdayım. Bugün ilk olarak soluğu kuaförümde aldım. Biliyorsunuz, yıllaaaardır gittiğim Mehmet Ballı bu işin gerrrrçek bir duayeni. Ne istesem aynısını yapıyor arkadaşlar, hatta ben genelde saçlarımı tamamen ona bırakıyorum, "beni benden daha iyi tanıyor" diyebilirim. Bana neyin yakışacağını gerrrrçekten çok iyi biliyor. Buradan her seferinde ççççooook mutlu ayrılıyorum. Konumu videoya ekleyeceğim. Ayrıca bu reels'ı Mehmet'e gösterdiğinizde yüzde on indirimi de hemmmen kapıyorsunuz.
Bugün Mehmet "ombre yapalım" diyor bana. "Ayyy benim aklımda da aynısı vardı" diyorum. Sonra beraber renge karar veriyoruz. Tabii ki sarının ennnn tatlı tonlarından birini seçiyoruz. Saçlarım boyanırken kahvem geliyor. Bu sırada boyfriend'ime göndermek için fotoğraflar çekiyorum. Kırk dakika sonra saçlarım yıkanıyor. Ardından cila yapılıyor. Tekrar yıkanıyor saçlarım ve kesim için hazırım. Önce kırıklarımı alıyor Mehmet, sonra da curtain bangs modeli perçemimi kesiyor. Perçemin yüzümü nasıl değiştirdiğine bakar mısınız? Olaaaayyy! Ve artık fön zamanı. Mehmet su dalgalı fön çekerek saçlarıma son dokunuşunu yapıyor. Sizce yeni saçlarım nasıl olmuş? Yorumlara mutlaka yazın. Tatil dönüşü rutinim, part ikiyi yakında paylaşacağım. Sizi çoooook seviyorum! Hoşça kalııınnn!
***
Offfff canım çıktı resmen. Elli beş tane video çekmişim, inanılır gibi değil. Onları ayıkla, ayıkla, aman bu olmaz, burada baygın bakmışım, sil onu hemen, yerine başka bir şey, hah, işte bu olur, tamam, üç saniyelik geçişler yeter, arkaya koyacağım şarkı da tamam (Isabel LaRosa'dan "Favorite"), sonunda bitti şu edit. Yemin ederim, ben de bittim. Neyse, prime time'ı kaçırmadan reels videomu paylaşayım şimdi. Hadi bakalım! Gelsin likelar, yorumlar, hikâyeye eklemeler...
"Sinemciiiim, yemek hazır. Hadi gel artık. Kapadokya'dan aldığımız şarabı açayım mı, ne dersin?"
"Hangisini almıştık ki? Unuttum."
"Turasan Seneler; Cabernet Sauvignon, Merlot, Syrah karışımı."
"Aa olur olur. Seneler hayvan gibi güzel şarap."
"Ee hadi, gelmiyorsun..."
"Dur hayatım, on dakikalık bir işim var. Orospunun biri iğrenç bir yorum yazmış şimdi."
"Boşver, cevap falan yazma. Kırk saat düşünürsün şimdi sen bunu. Bırak ya. Bir sal artık ya."
"Doğru söylüyorsun aslında aşko. Görmezden gelmek en iyisi tabii."
Görmezden gelebilir miyim? Asla. Bu gece uykumu kaçıracak yorum şöyle:
@arieswomannn_23: Yaaa gözümüze soka soka Melisa Taşkın'ı taklit ediyorsun. Youtube videolarında da öyleydin. Biraz kendin ol. Çok zavallısın. (Kusan yüz emojisi, aşağıyı gösteren parmak emojisi.)
Çok mu zavallıyım? Bunu son zamanlarda ben de düşünüyorum. Ama şimdi düşünme zamanı değil. Düşünme. Düşünme. Delirirsin. Şimdi yemek zamanı. Orçun gnocchi yapmış, hazır değil hem de. Kendi elleriyle yapmış. Sekiz aydır beraberiz Orçun'la. Bir partide tanışmış, tanıştığımız gece sevişmiştik. Manyak gibi bir uyumumuz vardı. Orçun iki hafta sonra evime taşınmıştı. Daha doğrusu ben teklif etmiştim bunu ona. İlk görüşte aşktı, bu defa emindim, hayatımın aşkıydı, Orçun'un lovebombing'ine fena düşmüştüm, onsuz bir an bile geçirmek istemiyordum, ofise gittiğinde full mesajlaşıyorduk, akşam eve döndüğünde dünyalar benim oluyordu, acayipti yani, anlatamam, o derece. Yaşaman lazım. Acayipti acayip. "Bir zamanlar" böyleydi daha doğrusu. Bir süredir değil. Lovebombing'leri azaldı Orçun'un. Gaslight'lara başladı. Zihnimle oynuyor, bana yalanlar söylüyor. Bir kavga ediyoruz, benim manit anında Berke'ye gidiyor haber bile vermeden, telefonlarımı açmıyor, mesajlarıma görüldü atıyor, ghostluyor yani beni piç. En sonunda anladım ki çocukta narsistik kişilik bozukluğu var, yüzde yüz eminim. "Terapiye başlaman lazım oğlum" dedim bir gün buna. Kabul etmedi. Ben her şeyi abartıyormuşum. Son kavgamızda da yine, her zamanki gibi, ben özür diledim. "Sana ben ezelden yandım lan!". Yandım işte. Özürse özür: "Çok pişmanım sana söylediğim kötü sözler için. Bir daha böyle davranmayacağım. Yeter ki gel." Geldi. İki haftadır her şey mük. Benim kafam da mük. Online yoga derslerim sayesinde artık daha iyiyim. Bir de her salı günü (uğurlu günüm) manifest yapıyor, dileklerimi defterime yazıyorum. Bunlar beni rahatlattı, depresyonun eşiğinden aldı beni. İçimdeki iyiliği kucaklıyorum. Doğan her günü erkenden karşılıyorum ve güneşe yaydığı güzel enerji için teşekkür ediyorum. Sabahın ve güneşin olumlu enerjisini her gün içime çekiyorum. Bu nedenle gün doğumunu hiç kaçırmıyorum. Sabah rutinlerimi asla ihmal etmiyorum. Sabah rutinlerimi kanalımda tüm detaylarıyla anlatmıştım, merak ediyorsanız oradan izleyebilirsiniz. Linkini buraya bırakıyorum. Merak edin. İzleyin. Beğenin. Yorum yapın. Paylaşın. Çok paylaşın. "Çok" devri bu. Az değil, kararında değil, çok olmalı her şey. Çok takipçi, çok beğeni, çok yorum, çok paylaşım. Keşfete düşmem lazım, çok düşmem lazım, anlıyor musunuz? Her gün birileri tarafından keşfedilmem lazım. Ancak böyle varoluşumu sürdürebilirim. Ben Selin Su Seller, alkış bağımlısıyım. Bir sosyal medya canavarıyım ben. "Doğal olmayan, aşırılığın pençesinde boğuşan herkes canavardır" demişti bir arkadaşım. Sosyal medya kullanmıyor.
Orçun'un gnocchi'si efsane olmuş, iki tabak yedim. Sonra dedim ki "kızım n'apıyorsun, oha! Kilo alacaksın." Banyoya gittim, kusturdum kendimi. Bunu her gün yapmıyorum ama karbonhidratı abarttıysam mutlaka yapıyorum. Akşamları genelde salata yiyorum zaten. Orçun'un nedense bu akşam hamaratlığı tuttu. Banyodan dönünce takıldım ona:
"Aşkım, son zamanlarda senin eril enerjin bayaaa düştü, farkında mısın? Böyle hard level yemekler yapman falan, bunlar dişil enerjinin yoğunluğuna işaret."
"Ne alaka Selin? Ne demek şimdi bu ya?"
"Ciddi söylüyorum, var böyle bir şey. Bak istersen, Google'dan araştır."
"Kızım saçmalama. Sabah akşam beni zorbalıyorsun. Şimdi de erkekliğime mi geldi konu?"
"Bilimsel bir şeyden bahsediyorum ben. Testesteron hormonun..."
"Sikerim testeteronu da östrojeni de..."
"Tamam aşkım, kızma, tamam. Özür dilerim... Dur, gitme. Orçun, n'olur! Özür diledim bak. Tamam, haklısın. Ağzıma sıçayım, söylemeseydim keşke. Affet sevgilim. Gitme... Gitme... Gi..."
Sikeyim! Takipçilerim yine aramızın bozulduğunu anlayacak. Birlikte bir gün story paylaşmasak anlıyorlar zaten. Orospu çocuğu ya! Birbirimizi böyle çok severken, bu kadar iyi match'leşmişken canın her istediğinde siktirip gitmek ne oluyor ya? Neyse, bir canlı yayın açayım. Yalnız kalmamalıyım. Yalnızlık beni delirtiyor.
***
Arkadaşlar merhaba. Nasılsınız? Umarım herkes iyidir, umarım şahane bir gece geçiriyorsunuzdur. Orçun bugün annesiyle beraber. Ben de zaman bulmuşken random bir canlı yayın açayım dedim. Bugün biraz "nezaket" hakkında konuşalım istiyorum. Biliyorsunuz, ben küfürden nefret ederim. Asla küfür etmem ve küfürlü ortamlarda bulunmam. İnsanın kalitesini, seviyesini belirleyen şey üslubudur bence. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Biraz sohbet edelim... Benim gözlemlediğim kadarıyla, en azından sosyal medyada, insanlar aşırı ama aşırı kabalaştı. Etrafta bir küfür terörü var resmen. Bunun önüne nasıl geçebiliriz? Ben sınırlarınızı iyi belirleyin derim öncelikle, size küfredilmesine asla izin vermeyin. Özsaygınız olsun... Yazdıklarınızı okuyorum şu an. "Rahatlıyoruz küfredince" yazmış sevgili Tuğba. Tuğbacığımmm, rahatlamak için başka yöntemler öneririm sana. Tabii ki hepimiz sinirleniyoruz, stres altında çalışıyoruz, sevgilimizle tartışıyoruz, ailemizle çatışıyoruz. Sonnn derece normal bunlar. Sinirlenince derin nefes al, bol bol su iç, olumlu düşün, meditasyon yap bir de mesela, meditasyon bana çok iyi geliyor. "Hayatında hiç küfretmedin mi?" diye sormuş sevgili Aslı. Aslıcığımmm, hayııııır! Hayır, ben hayatımda hiç ama hiç küfretmedim. Ben sinirlendiğimde gülerim zaten. Biliyorsunuz, ben kahkaha kadınıyım. Kahkahasız bir günüm assssssla geçmez. AHAHAHAHA!
***
Siktiğimin geri zekâlısı açmıyor telefonu. İnat değil mi lan, sabaha kadar arayacağım. Bu gece uyku yok bana. Arkadaşına, Berke'nin evine mi gitsem? Ya orada değilse? İyice rezil olurum. İnsanların bana gülmesine izin veremem, hayır. Ya şu an başka bir hatunla takılıyorsa? Gebertirim ikisini de! Var mı bana öyle yamuk yapmak? Sikini koparırım lan senin! Aç şu telefonu, aç, aç, aç!!! Overthinking'ten gebereceğim sonunda. İfşa edeceğim seni bak, yemin ediyorum, yemin ediyorum, zor duruyorum artık yeto! Erkekler kapatılsın! Bıktık sizden de manipülasyonlarınızdan da.
"Çok zavallısın!" Beynimde yankılanıyor bu söz. Beynimi parçalıyor. Çok zavallısın Selin Su Seller, çok zavallısın. Melisa'nın yanından geçemezsin. Hem o senden çok daha güzel. Dudaklarında dolgu bile yok, doğal güzelliğiyle büyülüyor herkesi. Peki ya senin dudakların Selin? Senin dudakların "dolguluyum ben" diye bağırıyor. Yalnızca dudakların değil, her şeyin dolgulu senin. Beynin dolgulu. Beynini pahalı markalarla, gösterişçilikle, yapaylıklarla doldurmalarına izin verdin. Hiç kendi fikrin ve beğenin olmadı. Daima başkalarının fikirlerine, beğenilerine kapıldın, onlarla yaşamayı seçtin. Çok zavallısın Selin Su Seller. Senin zavallılık seviyen şaka mı? Şaka bence. Yalnızca ben değilim şaka olan. Benim gibilerin tümü şaka. Hepimiz dev birer şakayız. İçinde debelendiğimiz şu simülasyonda önce kendimizi, sonra birbirimizi kandırıp duruyoruz. Kandırıp duruyoruz. Kaydırıp duruyoruz. Linke ulaşmak için yukarıya kaydırıp duruyoruz. Hiçbir linkin gücü mutsuzluğumuzu yok etmeye yetmiyor. Kahrolup duruyoruz.
***
Sabaha karşı uyumuşum. Berbat bir baş ağrısıyla uyanıyorum. Sabah rutinlerim beni bekliyor. Banyoya gidip duş alıyor, ardından kremlerimi, serumlarımı sürüyorum. Saçlarımı kuruturken aklımdan kötü bir düşünce geçiyor: "Bugün evi temizlemesem mi?" Olmaz! Mümkün değil. Hemen kovuyorum aklımdan bu düşünceyi. Evim sürekli düzenli ve temiz olmalı. Dağınık, pis bir evde çekilen videoları kimse izlemek istemez. Paylaşımlarımı olumsuz yorumlara boğarlar. Hadi bakalım Selin, al şu Dyson'ı eline ve evi baştan aşağı süpürmeye başla. Sonra her yeri mop'layacaksın. Ardından eşyaların tozunu alacaksın. Görevlerini tamamlamak çok önemli. Başarıya giden yol budur, rutinlerini aksatmamak. O gün ağlamaktan gözlerin şişmiş olabilir, başındaki feci ağrı seni saatlerce süründürebilir, boyfriend'in seni her yerden engellemiş olabilir, kendini bok gibi hissedebilirsin fakat rutinlerine tutunacaksın. Sen güçlüsün. Seni kim yıkabilir ki? Kalk hadi kalk! Temizlik time. Geçir plastik eldivenlerini eline ki tırnakların bozulmasın. Slaaaaayyy!
Temizlik tam üç saatimi aldı. Mahvoldum resmen. Orçun'dan hâlâ ses yok. Acilen tarot baktırmam lazım benim, çok acil. Allah belanı versin Orçun. Allah belanı neden vermiyor Orçun? Beni neden sevmedin? Neden toksiksin bu kadar? Neden bu kadar temiz ya bu ev? Ne yapıyorum ben böyle her gün? Manyak mıyım? Geçen gün Didem çağırmıştı, oturduk. Göt kadar evi nasıl huzurluydu, ne biçim güzeldi be. İçimden dedim, "Kızım, onda olup sende olmayan ne var? Fasfakir karının teki bu Didem. Outfit'i ağlıyor, doğru düzgün kombin yapmayı bilmez, bir çantayı beş yıl kullanır, skin care'den falan haberi yok, yüzü sivilce içinde. Sabah akşam boomer'lar gibi kitap okur. Didem'in evinde bulduğun huzur da neyin nesi amına koyayım? Didem'in evi dağınık... İşte anahtar kelime: Dağınık! Didem özgür. Didem'e evi dağınık olduğu için laf sokacak kimse yok. İşte huzurun da özgürlüğün de kaynağı. Birileri için yaşamamak. Vitrinde yaşamamak. Evi beş hafta temizlememe özgürlüğü, işte budur kanka! Dağıtıyorum lan her yeri. Ev benim değil mi? Dağıtıyorum. Toplamıyorum. Temizlemiyorum. Açmıyorum canlı yayın falan. Link bırakmıyorum. Size ne hangi elbiseyi giydiğimden? Göstermiyorum. O vıcık vıcık gülümsemeli event'lere gitmiyorum. Story paylaşmıyorum. Hikâyemi kendim için yaşıyorum. Sizin like'larınız için değil. Post atmıyorum. Poz vermiyorum. Kapatıyorum bütün hesaplarımı. Delete, delete, delete! Delay değil ama. Her şeye yeniden başlıyorum. Merhaba kendim! Seni seviyorum. Seni yalnızca ben seviyorum.






