Oysa daha gençti ve söyleyecek sözü bitmemişti ve Diyarbakır’a gelişi için, “Ben buraya ölmek için değil, yaşamak için geldim” demişti.
Me dixwest ku em jî wek her kesî li ser axa xwe azad bijîn. Em bi xwe bajon, biçînin, derxînin, û ji bo rojên xwe yên pêş, bi xwe biryarê xwe bidin.
(Biz de herkes gibi kendi topraklarımızda özgür yaşamak istiyorduk. Kendimiz sürelim, ekelim, çıkaralım, ve gelecek günlerimiz için kendi kararlarımızı kendimiz verelim.) (Tu)
Mehmed Uzun modern Kürt edebiyatı deyince ilk akla gelen isimlerden biri, belki de birincisidir. Bu, herhalde konuyla ilgili kimseye “abartı” gelmeyecektir; özellikle günümüzden geriye doğru bakınca...
Anne tarafından Kirmançki (Dimilki/Zazaki), baba tarafından Kurmanci konuşulan bir ev ve sosyal ortamda (Siverek) büyüyen, kişiliği şekillenen Mehmed Uzun, sürpriz yok, Türkçeyi ilkokulda öğretmen dayağı eşliğinde öğrendi. Kürtçenin zenginliğini, ahengini, şiirselliğini keşfetmesiyle birlikte Kürtçe okumayı yazmayı ise, 1970’li yılların başından itibaren sürgüne gidene değin sıklıkla zorunlu “misafiri” olduğu hapishanelerde. Uzun’un Kürtçe öğretmenleri ise, Musa Anter ve amcasının oğlu Ferit Uzun idi.
Biliniyor, Musa Anter 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da “derin devlet” tarafından gerçekleştirilen bir suikastte hayatını kaybetti. Ferit Uzun ise, 22 Kasım 1978’de bir arkadaşının düğününe gitmek üzere Siverek’teki evinden kucağında bir yaşında kızı Yekbun varken kurşunlanarak öldürüldü. Kawa isimli Kürt örgütünün ileri gelen kadrolarından biri olan Ferit Uzun’u katledenlerin bölgede etkili Bucak aşiretinden olduğu iddialarının yanı sıra, PKK tarafından öldürüldüğü de bir başka iddiadır.
Ferit Uzun, yeğeni Mehmed Uzun’un Kürtçeyi öğrenmesinin yanı sıra siyasi bir duyarlılık kazanmasında da etkili olmuştur. Nitekim Mehmed Uzun, 1977 yılında sürgüne (İsveç) gitmeden önce Rizgari isimli Kürtçe-Türkçe yayın yapan siyasi derginin yazı işleri müdürlüğünü yapmış, hakkında davalar açılmış, hapis yatmıştır...
Bir söyleşisinde, “On yedi yaşına değin kendi anadilimle okuma ve yazmayı hiç bilmiyordum” diyen Mehmed Uzun’un Kürtçe edebiyatın dönüm noktasını oluşturan isimlerden biri durumuna gelmesi, kuşkusuz bir ısrar, inat ve emek ürünüdür ve üzerinde ciddiyetle düşünme gereği vardır.
Eğri oturup doğru konuşalım. Kürtler (ve dolayısıyla Kürtçe) adına siyaset yapanların önemli, ağırlıklı bir kesimini oluşturanlar, uzun yıllar boyunca Kürtçeye hak ettiği önemi vermekten uzak durmuşlar, bunu “tali” bir sorun saymışlardır. Böylelerinin çoğu, ilginçtir, yeri geldiğinde Kürtler adına en üst perdeden konuşmalarına karşın iki cümle Kürtçe konuşacak bilgiye, dilbilgisine ve duyarlılığa sahip değiller.
Oysa anadilini savunmak, sahiplenmek, varlık yokluk, hayat memat öneminde bir sorumluluk olduğu halde, bunu gündelik siyasetin konjonktürel çıkarlarına ve çekimine kurban etmek, ister istemez işleyen asimilasyon sürecine hizmet etmekten başka bir sonuç üretmemiştir.
Asimilasyondan haklı olarak şikâyet ederken aynaya bakmak, bir samimiyet testidir.
Anadilini sahiplenmek, savunmak, her zaman ve bütün diller için geçerli bir kimliğini, varlığını sahiplenme, savunma sorumluluğudur; ama diliniz inkâr edilmişse, yasaklanmışsa, yok sayılmışsa, bu sorumluluk daha hayati bir anlam kazanır.
Mehmed Uzun’un hikâyesindeki ısrar, inat ve emeğe bu nedenle dikkat çekme gereği duydum. Uzun bu ısrar ve inadın, sorumluluk duygusunun sahibi olmasaydı, Suriye üzerinden meşakkatli bir yolculuğun ardından gittiği İsveç’te herhangi bir mülteci, herhangi bir sürgün, Türkçe yazan herhangi bir yazar olarak yaşamını sürdürmesinin önünde hiçbir engel yoktu. Ama o zaman onun varlığından bile kimseler haberdar olmazdı.
Kürtçe edebiyat, Kürtçe okumak, yazmak, inkâr zihniyetinin en yoğun olduğu dönemler boyunca, Mehmed Uzun için bir direniş ve mücadele alanı olmuştur. Kürtçe edebiyatın ve Kürtçenin dünyaya açılmasında, tanınmasında, başta Kürtler nezdinde dilini sahiplenme duyarlılığının gelişmesinde Mehmed Uzun’un rolü büyüktür ve saygıdeğerdir.
Peki o zaman siz kimsiniz? İsveçli mi, yoksa Kürt bir yazar mısınız? Ben sürgün yazarıyım. Tüm edebi modaların dışında duruyorum. Bu yüzden, dünyaya ait olmak istiyorum. Bu dünyada Kürtlerin sesine yer açmak istiyorum. Bu yüzden de hem Kürt hem de uluslararası bir yazarım. (Mehmed Uzun)
Mehmed Uzun, çok üretken bir yazardı. Kürtçe yedi roman yazdı. Romanları Türkçeye ve başka birçok dile çevrildi. Deneme tarzı yazıları birçok dergi ve gazetede yaklaşık yirmi dilde yayınlandı. Roman, söyleşi, deneme, anlatı ve inceleme türünde yirmiye yakın eseri olan Uzun, romanlarını Kürtçe, diğer edebi çalışmalarını ise Kürtçe, Türkçe ve İsveççe yaptı. Çalışmaları, eserleri çok sayıda ödüle layık görüldü.
Eserleri:
Tu (Sen), Roman (1985)
Mirina Kalekî Rind (Yaşlı Rind'in Ölümü) Roman, (1987)
Siya Evînê (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde) Roman, (1989)
Rojek ji Rojên Evdalê Zeynikê (Abdalın Bir Günü), Roman (1991)
Destpêka Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyatına Giriş), İnceleme (1992)
Hêz û Bedewiya Pênûsê (Kalemin Gücü ve Görkemi), Denemeler (1993)
Mirina Egîdekî (Bir Yiğidin Destanı), Destan-Ağıt (1993)
Världen i Sverige (Tüm Dünya İsveç'te), Edebiyat Antolojisi, M. Grive ile birlikte (1995)
Antolojiya Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyat Antolojisi), Antoloji, iki cilt (1995)
Bîra Qederê (Kader Kuyusu), Roman, (1995)
Nar Çiçekleri, Deneme (1996)
Ziman û Roman (Dil ve Roman), Söyleşiler (1997)
Bir Dil Yaratmak, Söyleşiler (1997)
Dengbêjlerim, Deneme (1998)
Ronî Mîna Evîne - Tarî Mîna Mirinê (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık), Roman (1998)
Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler, Deneme (2002)
Dicle'nin Sesi I - Hawara Dîcleyê (Dicle'nin Yakarışı), Roman (2002)
Diclenin Sesi II - Dicle'nin Sürgünleri, Roman (2003)
Ruhun Gökkuşağı, Anlatı (2005)
Küllerinden Doğan Dil ve Roman, Söyleşiler (2005)
Bir Romanın Hatıra Defteri, Günlük (2007)
Neden bu kahrolası dünya hergün gözyaşlarıyla yıkanıp, yüreği yanıkların, çaresizlerin yakarışlarıyla, inlemeleriyle kurulanıyor. Niçin? (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde)
Mehmed Uzun kitaplarıyla ilk defa hapisliğimin Bursa Özel Tip durağında tanıştım (1995 ve sonrası). Romanlarının Türkçe çevirilerini okudum. Asıl halleri Kürtçeydi. Öğrendiğimde ilk dikkatimi çeken de buydu; romanlarını Kürtçe yazıyordu.
O gün bugündür, kendi adıma biraz da mahcubiyetle, Kurmanci ve Kirmançki yazılan kitapları, roman ve öyküleri takdir ediyorum. Bu yasaklı dilin yaşatılmasında anlamı büyük direniş örnekleridirler.
İlk okuduğum Mehmed Uzun kitabı, Siya Evînê (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde) idi. Sonra Bîra Qederê (Kader Kuyusu), Ronî Mîna Evîne-Tarî Mîna Mirinê (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık) ve diğerleri.
Mümkündür ki biraz da “içeride” olmanın verdiği hassasiyetle Mehmed Uzun romanlarında dağları, tepeleri, nehirleri, evleri, kaleleri, insanları ve efsaneleriyle Kürdistan canlandı hafızamda. Onun sözcüklerin canlandırdığı kültürel etkinin yansımaları muhteşemdi.
Hayat işte. Mehmed Uzun hastaydı ve hastalığının ilerleyen evrelerinde çok sevdiği Diyarbakır’a geldi. Gurbette memleket hasretiyle terki diyar etmek, zordur, gözlerin arkada kalır. Hiç değilse evinde, yurdunda verdi son nefesini. Eşi Zozan ile çocukları Zerya ve Alan yanı başındayken.
Oysa daha gençti ve söyleyecek sözü bitmemişti ve Diyarbakır’a gelişi için, “Ben buraya ölmek için değil, yaşamak için geldim” demişti. Olmadı...
Mehmed Uzun’u vefatından bir süre önce Diyarbakır’daki evinde ziyaret ettim, Ferhat Tunç ve başka arkadaşlarla birlikte. Memleket ve Dersim üzerine sohbet ettik. İyi görünüyordu ama hastaydı neticede ve çok yormamak lazımdı. Bu nedenle çokça sorum vardı ona soracağım ama, İyileşsin ayaklansın da, diye düşündüm...
Onun Kürtçe duyarlılığından, sorumluluğundan, direnişinden öğreneceğimiz, ders çıkaracağımız çok şey var.






