Bu Dava sadece Josef K.nın mı?

Bu Dava sadece Josef K.nın mı?


Twitter'da Paylaş
0

Bu yazıyı yazarken kapım çalınsa, ki bu iyimser bir olasılık zira bugünlerde kapılar çalınmıyor kırılıyor, polisler içeri girip beni gözaltına alsa en az birkaç gün benden haber alamazsınız. Dosyama gizlilik kararı konup bir hücreye atılsam günlerce, aylarca ve hatta yıllarca neyle suçlandığımı bilmeden ömür çürütebilirim. Sonra bir gün bir yanlışlık olduğu söylenir ya da hakkımda yeterince delil toplanamadığı için (bu da oldukça saçma, önce içeri atıp sonra delil toplama ne ola ki?) serbest bırakılabilirim. Bu durumumdan haberdar olan çoğu edebiyat okurunun aklına Kafka’nın Dava’sı gelir herhalde. Dava’nın kahramanı Josef K.’nın durumu tam da böyledir, diyemiyorum. Çünkü kahramanımız biraz daha şanslı sayılır. Bir sabah evine gelen memurlar tutuklandığını söyler. Ama Josef K. ne ile suçlandığını bilmemektedir. K. hapse atılmaz, mahkemeye zamanında gelme, mahkemenin yetkisi dışındaki yerlere gitmeme şartıyla ‘serbest’ kalır ve böylece hayatını altüst edecek dava süreci başlar. Roman boyunca Josef K.’nın neyle suçlandığı bulmaya dönük çabasına tanık oluruz. Ama bu çaba tıpkı Sisifos’un kayayı zirveye taşıması gibi insanüstü bir güç gerektirir ve mutlu son yoktur. Daha doğrusu Kafka bu hissi okurun iliklerine işletir. Açıkçası Dava’yı okurken insan sadece bürokrasinin ağır yükünü hissetmiyor. Kafka’nın anlatmaya çalıştığı şey aslında şu evrendeki varlığımız olamaz mı? İnsan olmanın dayanılmaz yükünü taşıyoruz. Nietzsche’nin sözleriyle söylersek “insan, hayvan ile üst-insan arasında gerili duran bir iptir.” Bir köprüyüz işte. Davamız da bu. Bunu aşmaya çalışıyoruz. Yoksa yeryüzüne öylece atıldık mı? (Cennetten kovulduk mu desek?) Belki de “bir insan, insan olur da nasıl suçlu olabilir” derken tam da ilk günah fikrine bir itiraz da bulunuyor ve tanrıya meydan okuyor Kafka. Belki de ne yaparsak yapalım kaçınılmaz sonumuzun, yani ölümün, içimizi kemirip duran sancısını anlatıyor Dava. İster politik olarak, ister felsefi olarak okunsun ya da herhangi bir göndermeden uzak sıradan bir edebi metin olarak okunsun, Dava her daim okurun ilgisini çekecek bir roman. Buraya kadar söylediklerimi bir kenara bırak sevgili okur. Sen de kendi Dava’nın peşine düş. İşte sana yeni yollar gösterecek birkaç alıntı.

1 Bana yapılanlar, nihayet yalnız bana yapılmıştır ve ben üzerinde fazla durmadım için pek önemi yok. Ama başkalarına karşı da nasıl davranıldığını gösteriyor bu. Ben de işte onlar hesabına buradayım, kendim için değil.

2 Dünyada tek başına yaşasaydı, o zaman bir dava düşüncesi söz konusu olmazdı kuşkusuz.

3 Kısacası davayı, canı isterse kabullenir, istemezse kabullenmez gibi bir durumu yoktu ortada. Bir kez davanın içine girmişti, dayanacaktı. Yoruldu mu fenaydı?

4 Daha önce her vakit ne kadar çekinmeden söylemişti ismini, ama bir süredir üzerinde bir yük gibiydi bu isim. Sonra, daha ilk kez karşılaştığı kimseler artık ismini biliyordu. Oysa İlkin kendisini tanıtıp ardından tanınmak ne güzeldi.

5 "Ama ben suçlu değilim", dedi K. " Bir yanlışlık olacak. Bir insan, insan olur da nasıl suçlu olabilir? Biz bu dünyada, birimiz ötekimiz gibi hep insan değil miyiz?"

6 "Yani mahkemenin bir adamıyım" dedi rahip. "Böyle olunca, ne diye senden bir şey isteyeyim? Mahkeme senden bir şey istemiyor ki! Geldiğin zaman niye geldin demiyor, gitmek istedin mi, koy veriyor gidiyorsun."

7 Yapılmamış, unutulmuş  itirazlar mı vardı? Kuşkusuz vardı böyle itirazlar. Gerçi yerinden oynatılamazdı mantık ama yaşamak isteyen bir kimsenin de önünde  durmazdı.  Neredeydi şimdiye kadar yanına hiç ulaşamadığı  o yargıç? Neredeydi o bir türlü yanına varamadığı yüksek mahkeme? Ellerini kaldırdı, parmaklarını aralayıp ileriye uzattı.

8 Son nefesini veren K., gözlerinin feri henüz sönmeden az ilerisinde bayların yanak yanağa dikilmiş, can çekişmesini izlediğini gördü. "Bir köpek gibi!" dedi. Sanki bunun utancı kendinden sonra da yaşayacaktı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR