Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Mayıs 2026

Bilim Teknoloji

Çernobil ve Nükleer Kibrin Bedeli

Paul Josephson

Paylaş

0

0


Nükleer Rönesans peşinde olanlar, Sovyetler Birliği zamanında yaşanan korkunç olayı unutmamalı.

 

Amerikan gazeteleri, 1986 Nisan’ının son günlerinde -o zamanlar Sovyetler Birliği sınırları içinde bulunan- Ukrayna’dan gelen ürkütücü haberle doluydu. Çernobil Nükleer Santrali’nin dört numaralı reaktöründe büyük bir patlama yaşanmış ve  hiçbir şeyden haberi olmayan Pripyat sakinleri radyoaktif serpinti cehennemine maruz kalmıştı. O cumartesi sabahı herkes çocuğunu her zaman olduğu gibi dışarıya futbol oynamaya gönderdi, yakınlarda on altı çiftin nikahı kıyıldı, balıkçılar, santralin soğutma suyunu aldığı nehrin durgun sularına ağlarını attı. Olay yerine gelen itfaiyeciler reaktörden fırlayan kor halindeki radyoaktif grafitle yakıt çubuklarını söndürmek için hazırlıklı değildi. İçlerinden biri hariç tamamı hayatını kaybetti. Üstelik yetkililer Çernobil Nükleer Santrali’nden yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Pripyat’ta yaşayan elli bin kişinin tahliye edilmesi için emir verdiğinde, olayın üzerinden otuz altı saat geçmişti. 

Kazanın nedeni gayet açıktı: reaktörler çevreleme kulesi olmadan inşa edilmişti, santralin tasarımı düşük güçte patlayıcı dengesizliklerine yol açıyordu, bileşenler maliyetleri kısmak için vaktinden önce standardize edilmişti ve bütün bu eksiklikler “teknolojinin asla yanılmayacağını” söyleyen küresel kibirle örtülüydü. Bu kibrin ne denli acı verici sonuçlara yol açtığıysa yıllar sonra anlaşılacak, yanıcı grafit, uranyum ve plütonyumdan oluşan bu devasa kütleye nükleer park adı verilirken Mihail Gorbaçov, Çernobil faciası yaşanmasaydı belki de Sovyetler Birliği’nin yıkılmayacağını yazacaktı. Kendisi glasnost ve perestroyka ile övünüyordu ama faciadan sonra halka seslenebilmesi için aradan on sekiz günün geçmesi gerekti. 

Çernobil, yeni bir iş kolunun doğmasına yol açtı. Yaklaşık yedi yüz bin kişilik bir nükleer temizlik grubu reaktördeki yangını söndürmek için sahaya sevk edildi. Radyoaktif serpintinin ulaştığı bütün binalar yıkıldı, ormanlar kesildi, kontamine olmuş toprak yüzeyiyle radyasyona maruz kalan materyaller buldozerlerle dümdüz edildi. Bitişikteki reaktörün çatısında birer dakika arayla çalışan “biyo-robotlar” uranyum yakıt çubuklarını ve buhar halindeki grafitleri kürekle aşağıdaki açıklığa attı. Radyasyonu kontrol altına almak için bulunan çözümse tuzla buz edilen reaktörün üzerini betondan bir lahitle kapamaktı. Bu lahdin üzerine 2017 yılında ikinci bir katman daha eklendi. Ukrayna’daki Rus işgal kuvvetleri 2022 yılında Çernobil’i kısa süreliğine de olsa ele geçirdi ve bölgede yaşanan çatışmalar, radyasyon seviyelerinin tekrar yükselmesine neden oldu. Geçtiğimiz günlerdeyse bölgedeki insansız hava araçları reaktörün üstündeki ikinci katmanın parçalanmasına yol açtı ve şimdi tamir edilmesi gerekiyor. Savaştan ziyadesiyle zarar gören bir diğer bölge de Ruslar tarafından ilhak edilen Zaporijya, oradaki nükleer santral adeta bir bombaya dönüşmüş durumda. 

Nükleer bir felaket civardaki bütün ekosistemi yok eder. Çernobil faciası yaşandığında yetkililer bölgedeki bütün vahşi hayvanları ve çiftlik hayvanlarını takip edip kürklerine bulaşan radyoaktif maddeleri başka bölgelere taşımamaları için vurdular ve gömdüler. Bölgenin büyük bir kısmı daha yüz yıllar boyunca radyoaktif kalacak ve şu ana kadar yalnızca birkaç büyük memeli türünün popülasyonu toparlanabildi. Nihayetinde bu felaket yüzünden binlerce insan kansere yakalandı, çocuklarsa lösemi yüzünden hayatını kaybetti. Şu an 150.219 km²’lik bir alan hâlâ kirli.

Peki Çernobil felaketi bize geleceğin nükleer enerji tasavvurlarıyla ilgili hiç mi bir şey söylemiyor? Aslına bakarsanız Çernobil, nükleer çağ vaatlerinin hiçbir zaman gerçekleşemeyebileceğini net bir biçimde gösterdi: doğası gereği güvenli olması gereken reaktörler, nükleer enerjiyle çalışan otomobiller, trenler ve yapay kalpler, petrol ya da gaz yüzünden çıkan savaşların sonu – tek tek saymaya gerek yok, herkes ölçmeye değmeyecek kadar ucuz bir enerji kaynağının hayalini kuruyor. Ama endüstri hızla kendi yolunu çizerken felaket boyutuna varan kaza potansiyellerini ve hızla biriken radyoaktif atıkları dikkate almamakta ısrarcı. Şu an dünya genelindeki aktif reaktör sayısı 450. Soğutma havuzlarında, beton kaplarda ve nihai depolarda bekleyen nükleer atık miktarıysa 400.000 ton. Ve her yıl bu miktara 11.000 ton daha ekleniyor. Yalnızca Çernobil bile 21.000 yakıt demeti, beton muhafazanın altında gömülü yüzlerce ton yakıt ve on sekiz milyon litre atık yakıt barındırıyor. 

Dünya çapında süregiden bütün askeri ve sivil nükleer girişimlerin temizlik maliyeti trilyonlarca dolara ulaştı. Çernobil’in temizlik maliyeti yaklaşık 700 milyar dolar. Bu rakam tarıma elverişsiz hale gelen araziler ve terk edilmiş fabrikaların yol açtığı maliyetler dolayısıyla her yıl daha da artıyor. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen Fukushima nükleer felaketiyse mühendislerin bahse konu nükleer santrali Pasifik Okyanusu’na yalnızca 500 metre mesafede ve aktif deprem kuşağında inşa etme kararının doğrudan bir sonucu. Santral, 9.0 büyüklüğündeki depremin yol açtığı tsunami dalgasının altında kaldı ve reaktörlerde oluşan erime sonucunda bölge tahliye edildi.  Fukushima bugün bile okyanusa radyoaktif trityum salmaya devam ederken temizleme çalışmalarına ek olarak kaybedilen mülklerin ve işlevsiz hale gelen gelir kaynaklarının toplam maliyeti yaklaşık 500 milyar dolar. 

Çin, Fransa, Rusya ve ABD’deki enerji sektörü “nükleer rönesansın” eşiğinde olduğumuzu söyleyedursun, bu propaganda niteliğindeki söylemlere fazlasıyla kulak veren kolektif hafıza, Çernobil ve Fukushima’daki felaketleri unutmuş gibi görünüyor. Öte yandan sektör, doğası gereği güvenli olduğu iddia edilen küçük modüler reaktörlerden, kısa inşaat sürelerinden, karbonsuz elektrik üretiminden ve hızla artan elektrik talebini karşılama gerekliliğinden bahsediyor. Peki bu anlatının arkasında ne var? Elbette milyarlarca dolarlık enerji sübvansiyonları. Zira bütün enerji sektörü sırtını bu tarz sübvansiyonlara yaslıyor. İşin kötü yanı, Trump yönetimi santral inşaatlarının hızlandırılması için federal güvenlik denetimlerini azaltmış olması. 

1986 yılından beri yanıt bekleyen sorular var. Yeni santraller nerede kurulacak? Bunların maliyetini kim karşılayacak? Ne kadarlık bir maliyet söz konusu? Küçük modüler reaktörler, halihazırda işletilen 450 reaktöre kıyasla güvenli ve ekonomik mi? Unutmayalım ki, bu reaktörlerden yalnızca iki tane inşa edildi ve ötekilerin inşaatı daha temel atılmadan yüksek maliyet gerekçesiyle rafa kaldırıldı. Peki Massachusetts’te yapılan araştırma ne diyor? Nükleer santrale yakın yerde yaşamak kanser riskini artırıyor. Peki ya bir sonraki felaket? Ona ne kadar yakınız?

Tek kelimeyle özetlemek gerekirse nükleer endüstri sahip olduğu kibir yüzünden gözünün önünü görmekten bile aciz. Bir reaktör inşa etmek yirmi milyar dolara mal oluyor. Radyoaktif atıklarsa terör saldırısı riski taşıyor. Temizlik çalışmaları trilyonlarca dolarlık bütçeye rağmen fersah fersah geriden geliyor. Hiçbir rüzgâr ya da güneş enerjisi santrali civardaki bütün ekosistemi yok edecek nitelikte bir felakete yol açmaz ama nükleer santraller yol açar. Çernobil ve Fukushima örneklerini unutmayalım, bu ikisi yüz yıllar boyunca teknolojinin ne denli başarısız olabileceğinin kanıtı olarak kalacak. 

 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Türkiye’de en çok kadınlar kitap okuyorOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. Y. Genç

6 Ekim 2025

Savaşın Gölgesinde Çocukluk

Lorenza Mazzetti’nin bence bu romanda mükemmel bir biçimde yaptığı şey, çocuk düşüncesini ve dilini tam da olması gerektiği gibi kullanması.Yıllar öncesinden bir anı üşüşüyor aklıma. 1980’lerin ortaları, ilkokulun başlarındayım. İstanbul’da sitelerden birinde, yeni denileb..

Devamı..

İrem Üreten: "Öykülerin evrenselliği v..

Dilek Karaaslan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024