Yazara metninin hangi yönlerden iyi olduğunu, mutlaka gerekçesini belirterek söyleyin. Metni övmek yerine mümkün olduğunca somut örnekler verin.
Yaratıcı yazarlık atölyelerinin belki de en muazzam niteliği, yazdıklarınızın farklı gözler tarafından değerlendirilip eleştirilmesi. Gerçi bu niteliğin, çoğu katılımcı açısından ciddi bir gerilim yarattığını da eklemek gerek. Oysa öyle olmamalı, eleştirmeyi bilmek kadar eleştirilmeyi bilmek de önemli.
Eleştirilmeyi Bilmek
Öncelikle şunu söylemeliyim, kendi derslerimde hiç kimsenin bir metni alıp yerden yere vurduğunu görmedim. İnsanlar genellikle metinlerin olumlu yönlerine odaklanır. Ve bu çok doğal çünkü kişisel sınırları aşmadan eleştirmeyi ve eleştirilmeyi öğrenmek için insan her şeyden önce güven duygusuna, en azından birbirini az da olsa tanımaya ihtiyaç duyuyor. O yüzden ortamda dengeli bir eleştiri için gereken zemini oluşturabilecek, deneyimli, sözüne ve yargısına güvenilen bir atölye yürütücüsünün bulunması şart. Zira deneyimli bir göz, sunulan metnin güçlü yönlerini ele almakla kalmaz, aynı zamanda hangi açılardan geliştirilebileceğini de anında fark eder ve yazan kişiyi doğru bir biçimde yönlendirir.
Atölye çalışmalarında katılımcıların riayet etmesi gereken en önemli kurallardan biri, metinleri eleştirilirken sessiz kalmaları ve söylenenlere sakince kulak vermeleri. Öyle insanlar gördüm ki, yanıt vermemek için kendilerini zor tutar ve susmaktan kıpkırmızı olurlar. Evet, biliyorum, metniniz hakkında konuşulurken sessiz kalmak pek kolay değil ama inanın bana çok faydalı bir alıştırma. Zira bu alışkanlığı edindiğinizde yazdığınız metnin kusursuzluğuna ikna olmaktan vazgeçecek, kullandığınız teknik ya da üslubu açıklama, netleştirme, hatta savunma zahmetine girmeyip size söylenenleri gerçekten can kulağıyla dinleyebilme özgürlüğüne kavuşacaksınız.
Elbette sizi eleştirenler metindeki bazı kısımları yanlış anlayacak, buna bağlı olarak hatalı varsayımlarda bulunacak ve yazar olarak size apaçık görünen şeyleri baştan sonra gözden kaçıracaklar. Ama yazdığınız metinleri dünyayla paylaşmak tam da böyle bir şey. Nihayetinde romanınız ya da öyküleriniz yayımlandığında tek tek okurların yanına gidip ona aslında neler anlatmak istediğinizi fısıldamayacaksınız. Öyleyse sakın ola metninizi anlamayanları küçümseme gafletine düşmeyin. Onlar çoğu zaman size en kıymetli bilgiyi verir ve hangi kısımların üzerinde daha fazla durmanız, hangi kısımları düzeltmeniz gerektiğini gösterirler.
Bu da beni, söylenenler arasında neleri benimseyip neleri es geçmemiz gerektiği sorusuna götürüyor. T.C. Boyle’un okuma etkinliklerinden birine katıldığımda yeni yazarlara çok önemli bir tavsiye verdiğine şahit oldum: “Başkalarının söylediklerini dikkatle dinleyin ama çok fazla takılıp kalmayın.” Şimdi bu ifadeyi biraz daha detaylandıralım: Eleştiriye açık olun, geri bildirimler üzerinde ciddi ciddi düşünün ama nihayetinde unutmayın, bu sizin metniniz. Benimsediğiniz hareket tarzı başkalarını memnun etmeye değil, sizi ilerletmeye yönelik olmalı.
Bir süre önce tanınmış bir yazarın düzenlediği hafta sonu atölyesine katıldım. Çok anlayışlı biriydi ama epeydir üzerinde çalıştığım ve atölyeye getirdiğim bir öyküyle ilgili söylediği son söz, öykünün aslında ölmüş bir anneyle ilgili olduğu ve yazdıklarımın çoğundan vazgeçip baştan başlamam gerektiğiydi. Oysa öykümdeki anne hayattaydı ve olay örgüsünde ikincil bir role sahipti. Yine de ona teşekkür ettim -zira metnin zayıf yönleriyle ilgili söylediği hemen hemen her şey doğruydu- ve ona, ölmüş bir anneyi merkeze alan bir öykü yazmak istemediğimi söyledim.
Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın, siz tamamlandığına kanaat getirene kadar hiçbir öykü ve roman tamamlanmış sayılmaz. Çoğu yazar yayımlanacak versiyona ulaşana kadar onlarca taslak hazırlar, birini çöpe atıp ötekine başlar. Atölyeye getirdiğiniz metinlerse -siz istediğiniz kadar aksini düşünün- henüz hazırlık sürecindeki taslaklardan ibaret. Yoksa onları ne diye getiresiniz, övgü almak ve egonuzu okşamak için mi? Nitekim eğer bir atölyeye katılıyorsanız peşinde olduğunuz şey her zaman daha iyisini yazmak olmalı. Öteki katılımcıların pohpohlamalarından ziyade, daha iyisine ulaşmak için size yol gösterecek tavsiyelere, alıştırmalara, tekniğinizi geliştirmenizi sağlayacak içgörülere ihtiyacınız var. Bir yazar olarak kendi güçlü ve zayıf yönlerinizi objektif bir gözle görmeyi başarabilirseniz insanların metinlerinizi okurken hangi konularda zorlandığını anlayabilir, kendinizi o kısımlara odaklayıp yapılan eleştirilerden maksimum faydayı elde edebilirsiniz.
Bütün bunların kulağa çok keskin geldiğinin farkındayım. Hele ki eleştiri konusunda yeni yeni düşünmeye başladıysanız muhtemelen meseleyi bu gözle görmüyor ve olumsuz bir söz işittiğinizde alev alev yanıyorsunuz. Merak etmeyin, zamanla kolaylaşır. Yeterince olgun bir insansanız birkaç atölye çalışmasına katıldıktan sonra övgü dolu sözlerdense olumsuz eleştirileri beklersiniz çünkü sizi asıl geliştirenin bunlar olduğunu fark etmişsinizdir.
Tabii şöyle de bir gerçek var, en deneyimli yazarlar bile aldıkları eleştiri karşısında duygusal yönden tetiklenebilir. Öykülerimizde ya da romanlarımızda gerçek deneyimlerimizden, özellikle de duygu yoğunluklu anlardan faydalanıyorsak bu bizi çok daha hassas hale getirir. Genelde şöyle deriz, “Ama bu gerçekten yaşandı, gerçekten böyle hissettirdi.” Bu tehlikenin her zaman farkında olun ve metninize gelen eleştiriyi kişisel algılayıp meseleyi duygusal bir zemine taşımaya kalkmayın – kimsenin sizinle ya da duygularınızla bir derdi yok. O yüzden sık sık kendinize şunu hatırlatın: Burada sözü edilen benim hayatım değil, yazdığım hikâye. Ve lütfen eleştirel ifadeleri alıp bunlardan, “Ben iyi yazmıyorum, iyi bir yazar değilim,” gibi genellemeler çıkarmayın.
Ve son olarak, aldığınız bir eleştiri size yardımcı olmak yerine yazmanızı engelliyorsa bu durumu sessizce kabullenmeyin. Şayet üniversitedeyseniz dersin hocasıyla, atölyedeyseniz atölyeyi düzenleyen yazar ya da eleştirmenle konuşun, içinde olduğunuz durumu aktarın ve sakın hissettiklerinizden ötürü utanıp başkasına ya da kendinize karşı öfkeye kapılmayın. Emin olun bu konuşmayı yaptıktan ve derdinizi anlattıktan sonra aslında bir şeyleri hatalı değerlendirdiğinizi fark edecek ve oradan çok daha iyimser bir duygu durumuyla ayrılacaksınız.
Eleştirmeyi Bilmek
Aslında eleştiri verebilmek, tıpkı yazmak gibi ayrı bir beceri ister. Yaratıcı yazı atölyeleriyse kişiye yalnızca yazma pratiği kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda eleştirel bir gözle bakma, değerlendirme ve düşünceleri doğru bir üslupla ifade etme becerisi kazandırır. Unutmayın ki, daha iyi bir eleştirmen olmak sizi daha iyi bir yazar haline getirir. Zira başkalarının metinlerindeki hataları kendi metinlerimizdeki hatalardan daha kolay görür, bu metinleri daha objektif bir gözle değerlendiririz – yapılan hata, aynı hata olsa bile. Bir metni eleştirel bir gözle okumayı öğrendiğinizde kendi çalışmalarınızı gözden geçirirken aynı bakış açısıyla hareket eder ve metninizi çok daha nitelikli bir düzeye çekebilirsiniz.
İyi eleştiri, yazara bir şeyin niçin işe yaramadığını gösterirken metni daha nitelikli kılmak için hangi kısımlarda, nasıl bir düzeltme yapmak gerektiğini izah eder. Atölyelerdeyse genellikle tekniğe yoğunlaşırız çünkü eleştiren kişi neye bakması gerektiğini bilirse (anlatmak yerine göstermek, zaman kipleri arasındaki uyum, her karakterin sesinin birbirinden farklı olması gibi) bu, öznel bir yorum olmaktan çıkar ve objektifliği sebebiyle hem eleştiren hem de eleştirilen için öğrenme sürecinin bir parçası haline gelir.
Eleştiride hangi ölçütleri kullanırsanız kullanın, mümkün mertebe somut olmaya çalışın. Metni beğendiyseniz bu harika bir şey ama niçin beğendiğinizi ayrıntılı olarak izah edemezseniz yazara herhangi bir katkınız olmaz. Elinizden geldiğince somut örnekler kullanın, hatta eleştirinize konu olan cümle ya da kısımları tek tek not alın.
Sunduğunuz eleştiri her zaman belli bir dengeyi yakalamalı. Yazara, sunduğu metinde nelerin işe yaramadığını, tekniğinde ne gibi hataların olduğunu ve ne gibi üslup hatalarına düştüğünü göstermelisiniz. Tam da beklendiği üzere, insanların çoğu bir metinde nelerin işe yaramadığını söylemekten pek hoşlanmaz çünkü bu karşı tarafça olumsuz eleştiri olarak algılanır ama bir yazar ancak bu şekilde ilerleme kaydedebilir.
Yetkin bir eleştirmen hem biçim ve teknik açısından kendi analiz gücünü ve farkındalığını ortaya koyup özgün bir eleştiri sunar hem de muhatabına, kendisinin aynı zamanda metni doğrudan deneyimleyen bir okur olduğunu hissettirir. Yazarlar olarak kimi zaman ustalıklı betimlemelerin ve zekice kullanılmış metaforların büyüsüne kapılır, bunların aslında hikâyeye hizmet etmediğini göremeyebiliriz. Öte yandan bir okur olarak neyin aklımızı karıştırdığını, dikkatimizi dağıttığını ve bizi okumanın sürekliliğinden uzaklaştırdığını biliriz. Odaklanmanız gereken yerler işte tam olarak bu gibi yerler.
Çoğu zaman metinde sorunlu görünen yerleri işaret etmek bile yeter. Zira dile getirilen sorunun nasıl çözüleceğini bulma işi eleştirenin değil, tamamen yazarın sorumluluğunda. Bazen bunu kendime hatırlatmam gerekiyor. Başka birinin metninde nasıl bir potansiyelin saklı durduğunu gördüğümde dayanamıyor ve kendimi kaptırıp ona yol yordam göstermeye başlıyorum. Oysa bu, eleştiri açısında doğru bir yöntem değil. Bunu yaparak yazarı kendi tarzıma yönlendiriyor ve ona, kendi tarzımı, hatta kendi bakışımı dayatmış oluyorum. Aslolan, yazarın anlatmak istediği hikâyeyi ortaya çıkarmasına ve onu derinleştirmesine yardım etmek, yoksa onu kendi üslubuna göre biçimlendirmeye çalışmak değil.
Şimdi gelin, işe yarayan ve yaramayan geri bildirim örneklerine şöyle bir göz atalım:
“Bob karakterinden hiç hoşlanmadım.” Sanırım böyle bir yargının hiçbir işlevinin olmadığının herkes farkında. Zira bu tamamen öznel bir görüş ve somut ayrıntılardan yoksun. Fakat, “Bob karakterini çok sevdim,” ifadesinin de aynı oranda işe yaramaz olduğunu unutmayın.
“Bill ve Bernice arasındaki ilişkide Bob’un pek yeri yok. Üstelik bütün dikkati kendi üzerine çekiyor. Bence onu hikâyeden çıkarmalısın.” İlk örneğe nazaran çok daha iyi. En azından sorunun ne olduğuna dair ufak da olsa bir bilgi veriyor. Öte yandan eleştiren kişi, kendi çözüm önerisini de dayatıyor: bir karakteri hikâyeden çıkarıp atmak.
“Hikâyenin odağında Bill ve Bernice arasındaki ilişki var ama Bob’un varlığı, okur olarak benim dikkatimi farklı bir yöne çekiyor.” İşte bu, kesinlikle faydalı bir eleştiri örneği. Şayet şunu eklersek çok daha faydalı olur: “Örneğin beşinci sayfada Bob bir anda yatak odası penceresinin dışında beliriyor ve o an Bill ile Bernice kavga ediyor olmasına rağmen Bob’la ilgilenmek zorunda kalıyoruz.” Hatta eleştirmen, yazara düşünme alanı açmak için eleştirisini sorularla daha da nitelikli hale getirebilir: “Sence Bob’un bu hikâyedeki yeri ne? Ona gerçekten ihtiyaç var mı?”
Son olarak, lütfen önünüze gelen metinle ilgili bir şeyler söylemeden önce durup birkaç dakika söyleyeceklerinizi gözden geçirin. Yazara uzun ve dağınık bir liste vermek yerine, bir ya da iki güçlü noktayı dile getirmek çok daha faydalı olur. Bu aşamada biraz empati yapabilir ve kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Şayet bu metin bana ait olsaydı az sonra yapacağım geri bildirimi faydalı bulur muydum?” Kısacası nasıl eleştirilmek istiyorsanız başkalarını da öyle eleştirin.
Özetle, eleştirilirken ve eleştirirken dikkat etmeniz gereken beş önemli nokta:
Eleştirilirken,
Metninizi savunma içgüdüsüne karşı koyun. Sessiz kalın ve söylenenleri can kulağıyla dinleyin.
Metninizi anlamayanları görmezden gelmeyin. Onların sözleri, sizin en çok hangi kısımlar üzerinde durmanız, çalışmanız gerektiğini gösterir.
Eleştiriye açık olun ve söylenenleri ciddiye alın. Ama şunu da aklınızdan hiç çıkarmayın, söylenenler işinize yaradığı ölçüde işlevseldir.
Eleştiriyi, kendi şahsınıza yönelik bir yargı olarak algılamayın. Kimsenin sizinle bir derdi yok. Hikâyenizde kendi yaşamınızdan belli anları ve kendi hislerinizi kullandıysanız söylenecek sözleri kişisel algılayabileceğinizi ve objektif kalmayı beceremediğiniz sürece kendi yaşamınızdan faydalanmanın pek de iyi bir fikir olmadığını unutmayın.
Yazar arkadaşlarınızla konuşmayı, hangi konularda sıkıntı yaşadığınızı paylaşmayı alışkanlık haline getirin ve onların eleştirilerinde ele almalarını istediğiniz yönleri belirtmekten çekinmeyin.
Eleştirirken,
Yazara metninin hangi yönlerden iyi olduğunu, mutlaka gerekçesini belirterek söyleyin. Metni övmek yerine mümkün olduğunca somut örnekler verin. Bu yazara hem kendini iyi hissettirir hem de faydalı bir geri bildirim sağlar.
Yazara hangi kısımlarda sorun olduğunu söylemekten çekinmeyin. Bu tür geri bildirimler çok önemli. Eleştirinin asıl maksadını unutmayın, yazarın kullandığı tekniği ve kendi tarzını geliştirmesine yardımcı olmak.
Yazara belli bir sorunun nasıl düzeltileceğini izah etmeyin. Ona kendi tarzınızı, kendi yöntemlerinizi, kendi bakış açınızı dayatmayın. Sadece sorunlu kısmın neresi olduğunu göstermeniz ve bunu gerekçelendirmeniz yeterli. Bırakın her yazar kendi çözümünü kendisi bulsun.
Eleştirmeden önce neler söyleyeceğiniz üzerinde düşünün, zihninizdekileri toparlayın, yazarın önüne hakemli makalelerdeki düzeltmeleri andıran uzun listeler koymak yerine belli başlı noktaları işaret edin.
Kendinizi eleştirdiğiniz kişinin yerine koyun. Nasıl eleştirilmek istiyorsanız öyle eleştirin.
Çeviren:Fulya Kılınçarslan






