Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Mayıs 2026

Edebiyat

Booker İtibar mı Kaybediyor?

Özge Kılıçoğlu

Paylaş

0

0


Jüri başkanı Roddy Doyle 153 başvurudan sadece 31’inin ciddi bir tartışmaya değer olduğunu söyleyerek birçok başvurunun “kalitesizliği”ni eleştirmişti.

Sürekli takip ettiğim ve merakla beklediğim edebiyat ödüllerinden olan Booker ve Uluslararası Booker’a inancım 2025’te bir hayli sarsıldı. Uzun listeye giren kitapları olabildiğince okumaya çalışıyorum ama kısa listeye alınan kitaplarla birinci seçilen kitap hakkında çekincelerim var. Benjamin Wood’un uzun listedeki Seascraper’ı anlatım gücü ve kurgusuyla kısa listeye girmeliydi bence. Maria Reva’nın Endling romanı da öyle. Booker ödülleri sanki ekşiye tuzluya karışmayalım, tatlıdan devam edelim şeklinde. Bir yandan da düşünmeden edemiyorum: Bazı kitapların diğerlerinden daha iyi olduğunu hangi kriterlere göre söyleyebiliriz? Bunun iyi edebiyata bakarak yapılabileceğini düşünenlerdenim. Ama ödül listelerindeki her seçim tamamen ilgili jüri üyelerinin kendi kişisel tercihleriyle yapılıyor. 

The Bookseller’dan Katie Fraser entelektüellerin tiranlığına karşı yayımladığı bir yazıda, “Bu zararlı hiyerarşiyi durdurun,” diyor ve kurgu eserleri niteliğine göre sıralamanın veya bazı eserlerin daha iyi olduğunu öne sürmenin “zararlı” ve “marjinalleştirici” olduğu sonucuna varıyor. The New Statesman’dan Finn McRedmond ise 2023 tarihli yazısında, “Sağlıklı rekabet yazarlar için iyidir, hatta okurlar için daha da iyidir,” diyor ama eklemeden de yapamıyor: “Booker kaybetti.” 

Booker Ödülü’ne başvurularda büyük ve köklü yayınevleri kayırılıyor mu?

Booker Ödülü’nün düşüşte olduğunu düşündüren birçok faktörden biri başvuruların kalitesiyle ilgili. 2025 yılı jüri başkanı Roddy Doyle 153 başvurudan sadece 31’inin ciddi bir tartışmaya değer olduğunu söyleyerek birçok eserin “kalitesizliği”ni eleştirmişti.

Günümüzde uzun veya kısa listede olmanın satışlarda artış yaratmadığı ve genel okur kitlesini garantilemeye yardımcı olmadığı yönünde eleştiriler de var. McRedmond, “kısa formatlı videolarla dolu bir kültürde ara sıra ortaya çıkan entelektüel çalışmaların bir cankurtaran simidi” olduğunu, ancak Booker’ın artık “kendisiyle barışık bir kurum olmadığı”nı savunuyor.

Bunun dışında Booker Ödülü’ne başvuru kurallarının büyük ve köklü yayınevlerini kayırdığı, küçük bağımsız yayınevlerinin bu sisteme girmekte zorlandığı söyleniyor. Bu da ödülün tüm edebi kurgu eserlerini değil, halihazırda iyi bağlantıları olan ve iyi finanse edilen bir zümreyi yansıttığı eleştirilerine yol açıyor.

David Szalay: “Artık erkeklerin erkek gibi davranması diye bir şey yok. Bu yüzden Flesh’teki başkarakterin epeyce hoşnutsuzlukla karşılaşmasını bekliyorum.”

Önemli bir başka eleştiri konusu da kimlikle alakalı. Ödül başta sadece İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinden ve İrlanda ile Güney Afrika’dan yazarları kapsarken 2014’te hangi ülkeden olursa olsun İngilizce yazan tüm yazarları kapsamaya başladı. The Guardian haberine göre John Banville de aralarında olmak üzere kimi yazarlar bu yüzden Booker Ödülü’nün “benzersizliği”ni yitirdiğini düşünüyor.

Tabii karşı argümanlar da hayli çok. Özellikle Uluslararası Booker Ödülü’nün prestij kazanmaya başladığı, ödülün medyada hâlâ etkili olduğu ve ilgi çektiği, kısa listeye girmenin ya da ödülü kazanmanın birçok edebiyat çevresinde büyük bir olay olduğu ve yazarın profilini önemli ölçüde yükselttiği gibi olumlu eleştiriler de mevcut. 2025’in sonunda Çocuk Kitapları Booker Ödülü’nün duyurulmuş olması popülariteyi artırma çabalarından biri mi acaba...

Lanre Bakare The Guardian’daki yazısında, David Szalay’ın Booker Ödülü’nü kazanan romanı Flesh’in erkeklik durumuyla ilgili tartışmayı alevlendirdiğini söylüyor. Bakare romanın başkahramanı Istvan’ın beş yüz kez “tamam” kelimesini kullanmasının eleştirildiğini, bunun kaderi iniş çıkışlı bir adamın iç dünyasının işleyişine dair çok az fikir veren yalın bir düzyazı üslubunun parçası olduğunu belirtiyor. 

Romanın yazarı Szalay ise kitabın riskli doğasından bahsetmiş. Bununla kastettiği sadece üslubu değil, aynı zamanda başkahramanın sergilediği toksik erkek davranışları. Szalay, “Artık erkeklerin erkek gibi davranması diye bir şey yok. Bu yüzden Flesh’teki başkarakterin epeyce hoşnutsuzlukla karşılaşmasını bekliyorum,” diyor.

Birleşmiş Milletler 2025 istatistiklerine göre her gün 137 kadın ya da kız çocuğunun öldürüldüğü bir dünyada “zavallı” erkek kahramanların yaşadığı ergenlik ve yetişkinlik sorunlarına ödül vermek ne derece mantıklı, tartışılır. Bunlar gerçekten kahramanın iç dünyasına girerek kompleks bir olay örgüsüyle verilseydi belki bir yere kadar anlardım. Ama böylesine ilk defa rastlıyorum açıkçası.

Cal Revely-Calder The Telegraph’taki “Booker Ödülü çağdaş kurgunun bir sorunla karşı karşıya olduğunu gösteriyor” başlıklı yazısında, “Flesh fena değil ama potansiyeline ulaşamıyor, tıpkı günümüzdeki birçok ödüllü roman gibi. Editörler nerede?” diye soruyor. Gerçekten edebiyat sektörünün can alıcı sorunlarından biri bu olabilir, çünkü pek çok editör düşük ücretle birçok şeyi aynı anda başarma cenderesi içinde. İşini iyi yapmayan editörler bir yana, çok fazla iş, çok az gelir ve acemilik bugünkü sistemin durumu. 

Jüri başkanı Doyle basın konuşmasında Szalay’ın metinlerini “tutarlı bir şekilde sade, tutarlı bir şekilde açık” diye övdü.

Revely-Calder gibi ben de Kiran Desai’nin Sonia ve Sunny’nin Yalnızlığı ve Andrew Miller’in Kış Ülkesi romanlarının kısa listedeki en iyi kitaplar olduğunu düşünüyorum. Revely-Calder ödül verilen roman için ise şöyle diyor: “Flesh beni pek etkilemedi. Belki de eleştirilerin çoğu gibi bir zevk meselesidir bu. Yazı tura atabiliriz. Ama her iki durumda da Flesh’in zaferinin çok daha moral bozucu bir şeyi temsil ettiğini düşünüyorum: Olabileceği kadar iyi bir kitap değildi.”

Savunmamı (!) yaparken kitabın kötü olmadığını ama derinlikten yoksun olduğunu, son sayfayı çevirdiğimde “eksik bir şey” olduğu hissinden kurtulamadığımı söylüyorum. Evet, her nedense kendi kişisel fikrimi savunmak zorunda kalıyorum, zira çoğunluk romandan aşırı derecede memnun.

Jüri başkanı Doyle basın konuşmasında Szalay’ın metinlerini “tutarlı bir şekilde sade, tutarlı bir şekilde açık” diye övdü. Yazıda aşırı süs zaten olmamalı ama romanlarda salt tutarlılık ve sadelik yeterli değildir. Doyle aynı zamanda, “Flesh başka hiçbir kitaba benzemiyor,” dedi ama keşke öyle olsaydı. Keşke böyle büyük laflar edilmese ve keşke gerçek edebiyat kapitalizme yenik düşmese. Fakat bazı şeylerden kaçınılmıyor. Ve dünya içindeki her şeyle kötüye doğru (d)evriliyor. Bize geçmiş olsun. İyi edebiyat çok yaşasın.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Çok Yaşamasın Kral ve Kraliçeler: Artık!Vildan Çetin
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

David Lassman

11 Şubat 2025

Jane Austen Niçin Hiç Evlenmedi?

Her ne kadar Jane Austen’ın kahramanları romantik evlilikler yapsalar da, kendisi bütün yaşamını bekâr olarak geçirdi. İngiliz edebiyatının en önemli yazarlarından Jane Austen (1775-1817), Akıl ve Tutku (1811), Gurur ve Önyargı (1813), Mansfield Park (1814) ve Emma (1..

Devamı..

Haber Yazıları ve Editörlük Uğraşları:..

Elizabeth Harris

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024