Yaratıcı Yazarlık (!)

Yaratıcı Yazarlık (!)


Twitter'da Paylaş
2

Yazar belki hayatın da öğretmenidir.
Özgenur Korlu
Kimi insanlar kıyafet toplar indirimden, bense kitap. Öyle internetten falan da değil üstelik. Kavun usulü koklaya koklaya almak için kitapçıdan. Bu iş için en güzel yerlerden biri de Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs’teki Pandora Kitabevi. Burada yeni çıkan kitaplar yüzde 20 indirimli. Bu indirim hem eski dostlara kavuşturuyor insanı, hem de yenilerini keşfetmeye fırsat veriyor. Birkaç ay önce bu kitapların arasında pek reklamı yapılmamış bir Hanif Kureishi kitabı buldum. Kureishi, edebiyatseverler kadar sinemaseverler için de önemli bir isim. Kendisi 1985 tarihli My Beautiful Laundrette'nin (Benim Güzel Çamaşırhanem) de senaristi.  Kitabın ismi Son Söz: Hayatının son demlerindeki suskun ama meşhur yazar Mamoon Azam ile bu enteresan adamın biyografisini yazmaya kalkışan Harry’nin kâh komik ama kâh hüzünlü hikayesi. Kitabın içinde bana çok komik gelen bir diyalog var. Diyalog, Harry ve yayıncısı Rob arasında Marmoon ile ilk kez görüşmeye giderlerken geçiyor. Rob söze eğer bu biyografiyi yazmayı beceremezse Harry’nin başına neler geleceğini anlatarak başlıyor:
“… yoksa o kadar feci bir hale düşeceksin ki akademisyenliğe razı gelirsin. Ya da daha kötüsü…” “Daha kötüsü mü? Eski bir teknik üniversiteye dönmekten daha kötü ne olabilir ki?” Rob duraksadı ve baklavayı ağzından çıkarmadan önce pencereden dışarı baktı. “Yaratıcı yazarlık dersleri vermek zorunda kalırsın.”
Her ne kadar insanın güldüğü bir espiriyi açıklamaya çalışması oldukça saçma bir eylem olsa da, bu minik diyaloğun beni neden bu kadar eğlendirdiğini anlatmak isterim. Bu satırların sahibi, Hanif Kureishi üniversitede yaratıcı yazarlık dersleri verir. Yazar burada kendisiyle dalga geçmektedir. Bir de ne yalan söyleyeyim, yaratıcı yazarlık derslerine karşı oldukça mesefeliyim ve dalga geçildiğinde çok eğleniyorum. Araya koyduğum bu mesafede, Stephen King’in, “Yazarlık doğuştan gelen bir paket. Elbette geliştirilebilir fakat yeteneksiz birine öğretilemez” kendini beğenmişliği kadar başıma gelen bir olayın da etkisi var. Olay, lisede okulun açtığı bir yaratıcı yazarlık kursunda geçiyor. Olayın kahramanı olan beyefendi biraz şey… Neyse, ben anlatayım da siz karar verin nasıl biri olduğuna: Beyefendi, aslında ilk görüşte hakkında kesin bir kanıda bulunabileceğiniz biri değildi. Yani, kılığı kıyafeti, konuşması ile hiç düşünmeden “normal” etiketini yapıştırıp uzaklaşabileceğiniz biri. Fakat kendisinin tek bir sözcüğü oldukça sorunluydu: Klişe. İlk dersin tamamını kendisinden ve tiksindiği bu kelimeden bahsederek geçirdi. Ona göre yazarlığın ilk kuralı, klişe şeyler yazmamaktı. Bense kendisine katılmıyordum.  Bence klişe, bir yazıya başlamak için şahane bir yöntemdir. Okur, klişenin alışılmışlığıyla kendini güvende hissedip rahatlar. Elbette bu okurun daha fazlasını okumak istemesi için yeterli değildir. Bunun için onun bu güvenli alanını başına yıkmanız gerekir. Çoğu zaman, klişe bir başlangıç sonrası gelecek iyi kurulmuş bir cümle bir buldozer görevi görebilir. İkinci derse hazırladığım bir paragraflık, beş-altı cümleden oluşan bir yazıyla gittim. Üzerinden 10 yıl geçtiği için bugün ne yazdığımı kelimesi kelimesine hatırlayamıyorum, fakat yazı güzel bir günün alışıldık, bizim beyefendinin deyimiyle klişe bir tasviriyle başlıyordu. Öyle ki yazının üç ya da dördüncü cümlesinde bu güzel günün başladığını haber veren bir horoz bile ötüyordu. Kâğıtları beyefendiye verdik. Kendisi, keskin gözleri ile yazıların ilk cümlelerini taradı ve, “Bakın işte bu klişe!” diye heyecanla bağırarak benim kâğıdımı havada salladı. Sonra da büyük bir hevesle sınıfı dolduran öğrencilere benim kâğıdımı okumaya başladı. Bense pusudaki bir aslan gibi avımı izlemeye koyuldum. Etrafımdaki diğer öğrenciler dikkatle beyefendiyi dinliyorlardı. Beyefendi zevkten dört köşeydi ve bu zevk ona eleştirmenliğin altın kuralını unutturdu: “Eserler, parçalarına göre değil, bütününe bakarak değerlendirilir.” Tam bu sırada benim minik yazımdaki güzel horoz ötmeye başladı. Buraya kadar her şey beyefendinin aradığı gibiydi: Kahrolsun klişe! Ama yazının devamında gaipten gelen bir kurşun horozu susturdu ve kaos sahneyi bastı! Bu olaydan ve beyefendinin suratını kaplayan şaşkın ifadeden sonra bir daha ne o kursa, ne de başka bir yaratıcı yazarlık kursuna gitmedim. Yel değirmenleriyle tekrar tekrar savaşmama gerek yoktu. Benim gözümde yenilmişlerdi. Ama gerçek şu ki zafer sarhoşluğu ile kendimden geçmiş ve oldukça önemli başka bir kuralı da ben unutmuştum. Üstelik bu kuralı, Marvel Alemi’nin bütün güzel çizgilerine kalemini sürmüş Kral Jack Kirby söylemişken:
Hayatında bir çizgi roman çizmiş herkes benim öğretmenimdir. Hepsi bana bir şekilde ilham vermişlerdir, beni etkilemişlerdir.
Bu kuralı edebiyat dünyasına uyarlarsak şöyle söylenebilir: Yazar, yazarın öğretmenidir. Her hayat, insanın kendi kurgusudur ama insanların büyük çoğunluğu bunu fark edemeyecek kadar büyük bir sarhoşlukla sarılmışlardır gerçeğe: Bütün insanlar doğuyor ve ölüyor. Bundan daha büyük bir klişe var mı dünyada? Yalnızca yazarlar iki kurgunun birbirinden farkı olmadığını bilirler. Yetenek dediğimiz, sadece bu bilgidir. Bu yüzdendir ki pek çoğu kendilerini anlatırlar başka isimli karakterlerin arkasında. Bu fark ediş, sarılmaz gerçekliğin, böyle eğilebilir, bükülebilir bir şey olduğu öğretilemez ve bu yüzden Stephen King haklıdır. Ama insan bir kez bu gerçeklikle ilgili şüpheye düştü mü, etrafta daha fazlasını keşfetmesi için onu heveslendiren pek çok yazar vardır. Jack Kirby, sırf bunu söylediği için bile kraldır. Hanif Kureishi’nin kitabını okurken aklıma düştü bu yazının ilhamı ve bana başka bir yaratıcı yazarlık dersi veren akademisyenin kitabını hatırlattı. Kan davam yüzünden, üzerinde sırf yaratıcı yazarlık yazıyor diye bu kitabı, satın almayıp kütüphaneden ödünç almıştım. Bu kitabın bana verdiği derslerden birinde, yıllarca, her kitabın ilk cümlesini not edip kendi büyük, güzel, gösterişli ilk cümlesini aramış ve de bulamamış bana şöyle diyordu Murat Gülsoy (Büyübozumu:Yaratıcı Yazarlık kitabında): Yazmaya balıklama dal, ilk cümleyi falan beklemeden. Hayat da böyle değil mi zaten? Yazar belki hayatın da öğretmenidir.

Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


Özgenur Korlu
Sevgili Mesru Seven, Okuduğun için ben teşekkür ederim. Selamlar, sevgiler.
10:22 PM
Mesru Seven
''Yazmaya balıklama dal, ilk cümleyi falan beklemeden. Hayat da böyle değil mi zaten? Yazar belki hayatın da öğretmenidir.'' işte son cümleler beni çok etkiledi. Teşekkür ederim.
9:14 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR