Deştikçe Yaranın Kangrenleştiği Hayatlar
5 Haziran 2018 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Deştikçe Yaranın Kangrenleştiği Hayatlar


Twitter'da Paylaş
0

Acı Bir Başlangıç Bu, artık yaşı epeyce ilerlemiş birinin henüz delikanlıyken başından geçenlerin ve tanık olduğu olaylar ve bir dizi kişilerin yaşadıklarının anlatıldığı bir roman.
Sedat Sezgin

Geçen yüzyılların çok satanları ve okunanları, her şeyi gören ve bilen tanrı anlatıcının tahtının artık devrildiği ya da sıkça kullanılan ve hâlâ eskimeyen bir kavram olan “modasının geçtiği” bir yüzyıla mı giriyoruz acaba? Elindekinin kurgu olduğunu haykıran romanlara canı sıkılan okurların başı çektiği bir zamandayız. Muhtemelen bunun önemli etkilerinden biri internet sayesinde okurun bir şekilde canının istediği neredeyse her türlü bilgiye ulaşılır gözükmesi ve bu materyallerin olabildiğince artmış olması: kurgulanmış olanın çokluğu ve ulaşılabilirliği ve bunun sonucunda oluşan bıkkınlık. Bir yerden sonra başlangıç aşamasındaki okurda bile doyuma ulaşmış olma olasılığının filizlenip boy atması. Elbette roman dediğimiz tür var olduğu sürece, yazarlar mümkün olan her türlü anlatıcıları işleyecektir. Ama iyi okurların ve yazarların (belki de belli bir yaştan sonra) bir süre sonra otobiyografilere ve biyografilere yönelmeleri de bir nebze bunun nedeni olarak gösterilebilir sanırım (tabii bu tür eserlere yönelmeyenlere kötü okur demek istemediğimi izah etmeme gerek yok); gösterilebilir mi gerçekten, neden olmasın? Şöyle otuz yıl geriye gidildiğinde bile okurun istediği kitaba ulaşabilmesinin zorluğu göz önünde bulundurulduğunda, herhalde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Artık hayatımızdaki çok şey gibi kitapları da çok hızlı tüketiyoruz ve elimizdeki kitabın daha ilk sayfalarındayken bile, kitap ve yazarı hakkında birçok bilgi ve materyale sahibiz. İnanmak isteyebiliriz, inanır gözükürüz de bir şekilde, yine de bugün yazılmış bir romanın ya da başka bir kurgu türünün bizi inandırması daha güç olabilir, en azından benim için öyle, tabii bu da değişebilir ya da tartışılabilir bir konudur neticede. Javier Marias, sanırım bunu fark etmiş romancılardan biri. Acı Bir Başlangıç Bu romanı da öteki romanları gibi birinci ağızdan yazılmış; arada anlatıcı, okurun dikkatinin gerçeğe daha da odaklanması için bunu hatırlatmaktan da çekinmez.

Yazı türü de bir şekilde zamana uyum sağlamak durumundadır, tabiri caizse zamanın dilini yakalamak zorundadır. Bu durum türünü zayıflatmaz ya da değerini düşürmez, aksine zamanın ruhunu daha iyi yakalayabildiği için döneminin bir şekilde tanıklığını da yapmış olur, elbette buradaki tanıklıktaki kasıt, eserin dili ya da kendi yazım veya sanat türü için geçerlidir. Tabii ki kendi zamanının dilini yakalamış bir eser ya da yazar-şair-ozan ve başka türde eserler vermiş bir sanatçı, kendi zamanına hapsolmak zorunda değildir, buna verilecek örnekler de çok, buyurun: Yunan Tragedyaları, Montaigne, Shakespeare ya da Cervantes… Acı Bir Başlangıç Bu, artık yaşı epeyce ilerlemiş birinin henüz delikanlıyken başından geçenlerin ve tanık olduğu olaylar ve bir dizi kişilerin yaşadıklarının anlatıldığı bir roman. İç savaşı yaşamış İspanya’da, Franko dönemine ve sonrasına uzanan, Madrid’de yaşamış bu insanların yaşadığı dramlar, trajediler. Yapımcı ve yönetmen olan ünlü bir adamın yanında sekreter olarak başlayan genç anlatıcımız, tanık olduklarını ve yaşadıklarını o günün gözüyle ve bugünün yorumunu da bir miktar katarak anlamaya ve okura anlatmaya çalışır. Shakespeare’in “Acı bir başlangıç bu, ama beteri geride kaldı” sözünü düstur alarak, daha acıyla ilk temasta, geride beterin de beteri olduğunu anlamamız için fazla beklememize bile gerek kalmaz. Yara deşildikçe kangren büyür ve kesilip atılması ya da başka türlü bu habis uzuvdan kurtulmak da imkânsızdır artık. Romanın konusunu özetleyerek okurun huzurunu kaçırmak istemem. Yine de şunu söyleyebilirim, Marias’ta görünen ve en sevdiği ya da tercih ettiği (bu da tabii okurun merakını her daim diri tutar), okuru bir tür dikizci konuma soktuğu tekniğini bu romanında da sonuna kadar kullanır. Ve her daim diri tutmayı başardığı arzu, okuma arzusu: “Arzu da bencildir ve tatmin oluncaya kadar hiçbir şeyi –yalan söylemek, övgüler düzmek, risk almak, dolap çevirmek, hoş vaatlerde bulunmak, salt kendi keyfi için bir insanın bu dünyaya katlanmasını ve bu dünyada kalmasını sağlamak– umursamaz.”* Romanın nabzı: İstemedikleri halde hayır diyemeyenlerin trajedileri ve tercih etmedikleri halde yaşamak zorunda bırakıldıkları hayatlar; yalanlar, bazılarına küçük yalanlar ve bu yalanların sır olmaktan çıkarak insanların mahvolmasına neden olduğu hayatlar... Acı Bir Başlangıç Bu, döneminin sinema ve sinemayla bir şekilde yolu kesişmiş bazı politik kişiliklerin de adının geçtiği, kuşaklar arasındaki mesafeyi ve aralarındaki küçümsemeyi ve imrenmeyi de fazlasıyla iyi anlatan bir roman. Ve insanların hayatını tehlikeye atabilecek ya da mahvetmeye yarayan bilgiyi elinde bulunduran kişi ya da kişilerin arzularına ne kadar yenik düşebileceğini ve vahşileşebileceğini gösteren gerçek bir edebi eser. Son olarak, şimdiye bakarken geçmişin derinleştiği: “Acı bir başlangıç bu, ama beteri geride kaldı.”

* Javier Marias, Acı Bir Başlangıç Bu, Çeviren: Seda Ersavcı, YKY.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR