Aradan 150 yıldan fazla bir süre geçti ama biz hâlâ Alice’in gizemlerini çözebilmiş değiliz.
Alice 150 yılı aşkın bir süredir hayatlarımızda ve biz hâlâ bu meraklı küçük kızın peşine düşüp Harikalar Diyarı’ndaki maceralarını tekrar tekrar okumaya (ya da izlemeye) devam ediyoruz. Alice’i zamansız bir klasik haline getirense kitabın, 19. yüzyıl çocuk zihnini aşan büyüleyici hikâyesi.
Bir başka nedense kitaptaki anlatının çocuk edebiyatı açısından bir dönüm noktası olması. Çocuk edebiyatının erken örnekleri genellikle ahlaki eğitim ve gelişime odaklanır, kitaplardaki hikâyeler bu odağa sıkı sıkıya bağlı kalacak biçimde oluşturulurdu. Çoğu kitap bir çocuğun hayal gücünü zenginleştirmek ya da onu eğlendirmek için değil, nasıl iyi bir küçük erkek ya da kız olunacağını öğretmek için vardı. Fakat Lewis Carroll bütün bunları değiştirdi.
En iyisini Alice bilir
Carroll anlatısında bir çocuğa ders vermez, bunun yerine bütün hikâyeyi her şeyin alt üst olduğu bir dünyada yetişkinlere ders veren bir genç kız üzerine kurar. Alice’in görgü kurallarıyla ilgili öğütleri havada uçuşur, Harikalar Diyarı’nda karşısına çıkanları nezaketsizlikleri ve tuhaf hareketleri yüzünden azarlar. En iyisini Alice bilir çünkü yetişkinler genellikle güvenilmez, mantıksız ve hatta kısmen delidir. Böylece Caroll, edebiyatın çocuk ve yetişkin tasvirlerini ters yüz etmiş olur.

Ortaya çıkan sonuçsa bir hayli eğlenceli: kitabın patavatsız mizacı çocukların anarşik doğasına hitap eder. Örneğin Carroll, dönemin en saygın şiirleriyle acımasızca dalga geçer. Alice, Robert Southe’nin The Old Man’s Comforts and How He Gained Them isimli eserini gülünç denebilecek bir biçimde yorumlarken Şapkacı bağırır: “Parılda, parılda, küçük yarasa! Neyin peşindesin, söyle bana!”
Carroll anlatısını kullanarak Viktorya döneminin eğitim sistemiyle alay eder. Mesela Alice, anlamlarını bilmediği uzun kelimeler kullanır çünkü bunlar onu önemli biriymiş gibi göstermektedir. Sahte Kaplumbağaysa okulda “oturma ve yüzmeyi,” sonra “aritmetiğin farklı dallarını” öğrenmiştir: Toparlama, Çirkinleştirme, Çağırma ve Böğürme. Kelime oyunları, saçmalıklar, mizah, parodi ve değişen roller; yani bugünün çocuk edebiyatının temel bileşenleri – ve hepsi Carroll sayesinde artık oradadır.
Gizemi (hatalı) yorumlamak
Alice’in yurt dışında niçin bu denli başarılı olduğu biraz karmaşık bir konu ama bunun temel sebeplerinden biri muhtemelen kitabın özünde yer alan İngilizlik algısı. Zira Harikalar Diyarı’nda bir kraliçe, çay partileri, kroket oyunları ve hizmetçiler var. Bu denli çekici olmasını biraz da idealleştirilmiş Viktorya toplumunun nostaljik bir görünümünü sunmasına borçlu ki, bu husus Downtown Abbey ve Harry Potter serisini de dünya çapında başarılı kılan unsurlardan biri.

Fakat Alice Harikalar Diyarında ile ilgili belki de en fazla merak uyandıran şey, kitabın karanlık bir yönü olduğuna dair yıllardır süregelen bir dizi varsayım. Mesele en sık ileri sürülen şeylerden biri Alice’in tükettiği sihirli yiyecek ve içeceklerin aslında uyuşturucu maddelerin bir temsili olduğu – ne de olsa nargile içen bir tırtılla sohbet eden ve o esnada kendisine sunulan sihirli mantarı yiyen Alice’in ta kendisidir. Fakat bu, söz konusu varsayımın somut bir kanıtı olmaktan ziyade kitaptaki sürreal sahnelerin bilhassa 1960’lı ve 1970’li yılların hippi kültürü tarafından hatalı yorumlanmasının bir sonucudur. Ama ne yazık ki bu okuma – Matrix’in bazı sahnelerinden de görüleceği üzere – günümüzde hâlâ geçerliliğini korumaktadır.
Daha endişe verici olansa Lewis Carroll’ın Alice Liddell’e olan ilgisine yönelik şüphelerdi. Edebiyat tarihçilerinin son zamanlarda yaptığı araştırmalar bu tarz şüphelerin yersiz olduğunu gösterse de, bu konudaki söylentiler zaman zaman gündeme gelmeye devam ediyor.

Her zaman bir muamma
Fakat bütün bu söylentilerle uğraşmak yerine gerçek bir anlam arayışıyla metnin derinine inmeyi tercih eden okumalar da var. Mesela bu okumalardan birine göre hikâyedeki rüya metaforu, bilinçaltının kontrolsüz dürtülerine yapılan bir seyahati simgeler. Aynı okuma dayanak olarak da, Alice’in Harikalar Diyarında etrafa savurduğu tehditleri gösterir. Alice karşısına çıkan herkesi (onları) yemekle tehdit eder ve bu tehdit psikoseksüel gelişimin oral aşamasını yansıtıyor olabilir. Üstelik bir de sık sık Alice’e sorulan “Sen kimsin” sorusunu var. Ve Alice bu soruya asla net bir yanıt veremez.
Ya da eninde sonunda yolu gerçekliğe çıkan çalkantılı bir büyüme sürecinin alegorisi olabilir. Daha derin bir anlam bulmaya çalıştıkça bu arayış, Alice’in tuhaf ve çoğunlukla mantıksız karşılaşmalarının görünürdeki anlamsızlığıyla daha da çekici bir hal alır.
Nihayetinde Alice Harikalar Diyarı, “açık metin” adı verilen metinler için çok iyi bir örnek: bakış açınıza bağlı olarak metinden nasıl bir anlam çıkarmak istiyorsanız o anlamı destekleyecek her şeyi bulabileceğiniz açık bir metin. Alice’in maceraları artık bir folklor, yeniden üretmeyi sevdiğimiz bir mem, çok sayıda farklı yoruma imkân tanıyan değişken bir hikâye haline geldi. Peri masallarının hâlâ varlıklarının devam ettirmelerinin sebebi farklı bağlamlarda farklı anlamlar taşımalarıdır ve Alice Harikalar Diyarı da artık uzun yıllar boyunca okunmaya, uyarlanmaya ve yorumlanmaya devam edecek modern bir peri masalı.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






