Ölülerle Yaşayanlar

Ölülerle Yaşayanlar


Twitter'da Paylaş
0

[button]Melike Uzun[/button] Ucunda Ölüm Var masalın olmazlığa işaret eden dili içinden gerçeğin altını çiziyor. Yine masal dilinin olanaklarına yaslanarak şiddetin kaskatı duruşunu, bu duruş karşısındaki çaresizliğimizi ahkâm kesmeden çiziyor. Dilinin masalsılığına,  anlatımdaki doğaüstülüğe rağmen  inandırıcılıktan kesinlikle sapılmıyor.

Ölümün İzinde

Veysel Atılgan’a ithaf edilmiş bir romanı elbetteki sevecektik, ama biliyoruz ki tanıklık ettiğimiz yüzlerce ölümü dilin olanaklarına sığdırmak, hiçbir şey olmuyormuş gibi utançla yaşayıp içimize hapsettiğimiz acıyı iki karton kapak arasında somutlamak kolay iş değil. Yüreğimizden kıpırdatamadığımız, atamadığımız  koca bir  kaya parçası var. Ağlamadan, melodram sınırlarında dolanmadan, acıyı, gözyaşını sömürmeden, bağırmadan o kayayı görünür kılmak zor. Kemal Varol romanıyla yüreğimizi açıp o koca kaya parçasını “Ağıtçı Kadın” suretinde yontmuş, herkese gösteriyor sanki. İçimiz ölülerimizle dolu, tıka basa. Her gün yenileri ekleniyor. Yaşlı kadınlar, gençler, çocuklar, bebekler… En fena haliyle, sokakta, kahvaltı sofralarının başında, ellerinde ekmeklerle, dudaklarının izi çay bardaklarında taze, hamile eşleriyle çektikleri selfielerin hemen ertesinde…  Öyle ki, en yakınımızdakinin annemizin, babamızın yatağında çektiği hastalığa kederlenmeye utanır olduk. “Memleket koca bir taziye çadırına döndü.” Böyle diyenler oldu. Aldık bağrımıza bastık bu söyleneni. Haklıydılar. Her birimiz “ağıtçı kadın” olmaya adayız. Geleneğimiz, koşullarımız elverse şehir şehir dolaşıp ağıt yakacağız.  Herkes kendi “söz”ünü kutsarken, ötekini dinlemezken ağıtları dinleyen olur belki. Belki, durup düşünen olur, niye ki bunca ölüm, diye. Her ölen için elbisemizi yırtıp bir çaput bağlıyoruz eteğimize. Kimse görmüyor. Anlamak, dinlemek, görmek istemiyorlar. Elimdeki kitap, böyle bir çabayla, ölülerimizi anlatmak çabasıyla yazılmış sanki. Ölümü düşünmek için, ölüme kederlenmek için Azrail’i yakınlarında bir yerlerde hissetmeli insan. Ölümsüzmüşçesine yaşayanlardan umudu kesip ölüme yakın durabilen, ölümü ensesinde hissedebilen yüreklerde artık umudumuz. Kemal Varol Ucunda Ölüm Var’da böyle bir kadını romanının kahramanı yapmış. Üç güne kadar Azrail’in kendisini bulacağını düşünen ağıtçı kadınla birlikte yolculuğa çıkıyor, şehir şehir geziyor, nihai sonun kaçınılmazlığı, bu sona karşı koyuşun ender yollarından biri olan “aşk”ın imkansızlığı, insanoğlunun acımasızlığıyla yüzleşiyoruz  romanda.
fotoğraf 2
Ucunda Ölüm Var’ın bir yol romanı olduğu söylenebilir. Yolu “ses” belirler. “Gel bul beni” sesi. Ağıtçı kadın aşık olup  unutmadığı, kendisini terk eden Ali’yi bulma hevesindedir. Ölmeden önce kursağında kalan aşk ve yaşam hevesiyle hesaplaşmak ister. Yol boyunca her seferinde bu hesaplaşma tamamlanacak gibi olur.  Ağıtçı kadının Konya’ya, Bursa’ya, İstanbul’a, Erzurum’a savruluşu, “arayışın aşkın kendisine dönüştüğü” meseline sürükler bizi.  Kadın’ın yurdu, memleketi de yoktur, Arguvan’a da aşk sebebiyle sürüklenmiş, orayı mesken tutmuştur. Azrail’in kendisine yaklaştığını anlayınca tekrar aşkının peşine düşer.   Ali olduğu umuduyla ağıt yaktığı her kişide Ağıtçı Kadın’la birlikte biz de “evet, işte bu, şimdi buldu onu” deriz.  Bir tek İstanbul’da, neredeyse kaçırılarak getirildiği İstanbul’da, ölen kişinin Ağıtçı Kadın’ın aradığı kişi olmadığına emin oluruz. Açıkça anlatılmasa da istanbul’da ölenin öteki kişilerden bir yönüyle farklı olduğunu sezeriz. Demiryolcunun hiç çalmadığı bağlamasını, Artin’in ölümünde düzelmeyen parmağını, Como’nun kabadayılığının arkasına gizlediği duygusallığı aşka yakıştırırız. Her birinde bir acının izi durur, bu iz aynı zamanda aşka da işaret eder.

Masal Dili ve İnandırıcılık

Ucunda Ölüm Var masalın olmazlığa işaret eden dili içinden gerçeğin altını çiziyor. Yine masal dilinin olanaklarına yaslanarak şiddetin kaskatı duruşunu, bu duruş karşısındaki çaresizliğimizi ahkâm kesmeden çiziyor. Dilinin masalsılığına,  anlatımdaki doğaüstülüğe rağmen  inandırıcılıktan kesinlikle sapılmıyor. Bu fark masala inandırmaya çalışmaktansa inandığını, yaşadığını masal diliyle anlatmaktan kaynaklanıyor. Haw’ı ve Ucunda Ölüm Var’ı benzerlerinden farklı kılan bu. En gerçek (olma iddiasındaki) öyküyü en süslü  biçimde anlatma kaygısından uzak bir gerçekliğin çekimine kapılıyoruz. Romanın simetrik bir yapıyla kurulmuş olması, yolculuk anındaki, şehirlerin ayrıntılarını anlatan ses tonu ile, ölünün anlatıldığı bölümlerdeki ses tonunun dönüşümlü ve düzenli olarak söz alması da bir yandan gerçekliği pekiştirirken bir yandan da bir biri ardı sıra eklenen hikâyeler masal atmosferini kuruyor. Önemli olan bu masal atmosferinin bize anlattığı gerçekler. Aslolanın ölüm olduğu gerçeği. Birbirinden çok farklı yerlerde ölen erkeklerin belki de tek ortak özellikleri ölmüş olmaları. Yaşarken haklı ya da haksız olmaları, kazanmış ya da kaybetmiş olmaları değil; her coğyafyanın acısının farklılığı,   ölüm gerçeğinin aynılığı önemli olan. Haw’daki gibi Ucunda Ölüm Var’da da yorumsuz, asla açıklamalara, ders vermeye gönül indermeyen dil de inandırıcılığın bir parçası elbette. Öykü önümüze konuyor, biz ondan ne alırsak. En etkileyici, en acıtan hikâye Arkanya’da geçen: Çocuk tabutunda taşınan kemikler.  “Aslında yaşasa peygamber olacak çocuktu Ümit.” Bu öyküden sonra Ağıtçı, peşine düştüklerinin kaderini edinmek için evine, Arguvan’a döner. Bu dönüş, son bir kez daha yaşananların gerçekle gerçeküstü bir çizgide süregittiğini hissettirir bize. Ama şu konuda hiç tereddüt etmeyiz: Ağıtçı kadın yaşamıştı, ölenleri ve aşkı aynı bedende taşıyarak yaşamıştı.

Ağıtçı Kadın Olmak

Şimdiye dek karşılıksız bıraktığım  bir soruyu kolayca yanıtlayabilirim artık. Hangi roman kahramanıyla özdeşleşiyorsun deseler yanıtım tereddütsüz: Ucunda Ölüm Var’ın Ağıtçı Kadın’ıyla. Ömrüm boyunca yırtık pabuçlar, siyah elbiseyle gezdikten sonra ölümü renkli giysilerle karşılayan bir ağıtçı olabilirim, isterim ki ölümümün ardından kapı önüne bırakılan yeşil çarıklarımı sevinçle ayağına geçirip “çocuklar öldürülmesin” diyen, Veysel Atılgan’ın kocaman gözlerini ve gülen yüzünü içinde hisseden duygudaşlarım olsun. Kemal Varol, Ucunda Ölüm Var, İletişim Yayınları, 2016.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR