Yalın bir dille yazıyor Ferit. Yalın, ancak yalın kat değil. Okurda insan sıcaklığını harekete geçiren kelimeler. Yolculuk, çocukluk ve yalnızlık temel izleklerinden. Yeni ve düşsel yolculuklara kapı aralayan metinlerin yazarı Ferit. Etrafında olup bitenlere duyarlı, çağının tanığı yazarlardan.
Öykü deneme ve söyleşileri Dünyanın Öyküsü, Notos Öykü, Mono, Amanos, Lacivert, Yıldız Tozu ve Barbarları Beklerken adlı edebiyat dergilerinde yayımlanan Ferit Sürmeli, Burası Henüz Hiçbir Yer adlı ilk öykü kitabıyla 2020’de Antalya Muratpaşa Belediyesi tarafından beşincisi düzenlenen “Edebiyat Günleri” kapsamında verilen En İyi İlk Öykü Kitabı Ödülü'nü kazandı.
Yazıların birbirine girdiği okunaksız bir hayatın öyküsünü yazıyor Ferit. Karanlığı yok saymadan aydınlığa yürüyenlerden. Korkularının üstüne çekinmeden gidenlerden. Başını kaldırıp dimdik yürüyenlerin öyküsünü yazıyor.
Onun dilinde hayat soluk ışıklı da bir yolda da olsa yolculuk anlamına geliyor ama yolculukların en keyifli olanına, tren yolculuğuna. Herkesin ait olduğu kompartımanından katıldığı o uzun yolculuk. Hayat elbette verilen büyük mücadeleler ve zaferlerle taçlanıyor.
Metaforlarla sürüyor öyküsü Sürmeli’nin. “Victory”nin ‘V’si raylarda buluyor yansımasını :
“… Vagonlar sarsılıyor, ilk mola veriliyor.
Gözlerin ters çevrilmiş bir ‘V’ harfine odaklanıyor
Rayların ufuk çizgisinde birleşip oluşturduğu ‘V’…” ("Elindeki Gazeteyi", s.15)
Ferit’in metinleri okura düşsel yolculuklar yaptıran çok katmanlı metinler. Okuru kentin karmaşasından alıp yeni dünyalara ve yeni hayatlara tanıklık yaptıran pastoral dizeler eşliğinde sarmalayan metinler:
“Küçük küçük evler beliriyor uzakta…
Bozkırın düzlüğü bitiyor, tüneller başlıyor sonra…
Tekrar bozkıra dalıyor tren
Demir yolu incecik bir şerit gibi akıyor…” ("Elindeki Gazeteyi", s.16)
Yalın bir dille yazıyor Ferit. Yalın, ancak yalın kat değil. Okurda insan sıcaklığını harekete geçiren kelimeler. Yolculuk, çocukluk ve yalnızlık temel izleklerinden. Yeni ve düşsel yolculuklara kapı aralayan metinlerin yazarı Ferit. Etrafında olup bitenlere duyarlı, çağının tanığı yazarlardan.
“Yan masadan bir ses geliyor sanki tanıdık ve samimi.
Aylar önce işine son verilen makinist arkadaşın sesini…
… Tren istasyon binasını çevreleyen ağaçların arasından kıvrılıyor…” (Elindeki Gazeteyi, s.17)
Dikkatli bir okura kendisinin dolduracağı anlamlı boşluklar bırakan bir dille yazanlardan. Okurun kendini bir parçası olarak hissettiği dünyanın pasif bir katılımcısı değil de etkin bir bireyi olduğuna inanmasına vesile olan bir dille yazanlardan.
“…Az ötende kalabalığın arasında tepeden tırnağa beyaz
giyimli birini görüyorsun
Polisler etrafını sarıyor ve karga tulumba alıp ekip otosuna
bindiriyorlar adamı
İstasyon binasından hızla uzaklaşan otomobile yaşlı
gözlerle bakakalıyorsun” ("Elindeki Gazeteyi", s.17)
Düş gücünü harekete geçiren bir dilin kararlı temsilcilerinden. Yazı serüveninin başından itibaren yolculuğun bütün biçimlerinin sağaltıcı yanına dikkat çekenlerden.
“…Heyecanlısın tek başına binmişsin karşıdan vapura.
Pencere kenarında uyukluyorsun, düşünde bir yelkenli gemi…” ("Okulun Bahçesindesin", s. 22)
Tanıklık onun yazdıklarında hep kendini yeniden üretmenin bir aracı haline dönüşüyor.
“Duvarın dibinde bir yavru serçe zıplıyor, kanat çırpıyor,
Acı acı ötüyor, uçmaya çalışıyor, uçamıyor bir türlü…” ("Okulun Bahçesindesin", s. 22)
Sait Faik’e ithaf ettiği “Kıyıda Bir Kasaba Geliyor Akla” adını taşıyan öyküde temel izleklerden biri olan denize ve bir kıyı kasabasına gerçekleştirilen düşsel yolculuğa dairdir. Burası Henüz Hiçbir Yer'deki bütün öyküler tam da burada sonlanan uzun ve anlamlı bir yolculuğun mekânına evrilir.
“…’Kıyıda bir kasaba’
Verdiğin son ödevin başlığıydı bu…
…Az ötende liman.
Tekneler uzakta kibrit kutusu kadar her biri.
Başını kasabaya çeviriyorsun birkaç kişi yürüyor yolda.
Güneş batmak üzere…
… Kıyıda bir kasaba kâğıtlarda
Kâğıtlar kıyıda bir kasabada” ("Kıyıda Bir Kasaba", s. 25-30)






