Harcadığınız vakte değen uzun soluklu kitaplar.
Şahsen uzun romanlarda teselli buluyorum. İyi olanlar her zaman okura alan bırakıyor: hikâyenin içine girmek, orada yerleşmek, karakterleri ve neyle meşgul olduklarını öğrenmek için yeterince vaktiniz oluyor. Gerçekten de uzun bir kitabı okurken hikâyede anlatılan dünyayı yeniden inşa etmek zorundasınız. Bu, yazarla işbirliği yaptığınız bir deneyim. Ve kitaplarla uzun vadeli bir ilişki kurmak istediğinizde aşağıdaki kitaplardan daha iyisini bulmanız zor.
Akıl sağlığım için bu listeyi sadece son elli yılda yayımlananlarla sınırladım. Zira Middlemarch’ı, Ulysses’i ve Yüzüklerin Efendisi’ni okuyup okumama konusunda kendi kararlarınızı zaten vermişsinizdir. Öyle değil mi?
İşte kriterlerim: sadece 1970 yılından itibaren yayımlanan romanları ve seri olsalar da sadece beş yüz sayfayı aşan ciltleri dikkate aldım. Her yazarın tek bir kitabına yer verdim ve sayfa sayıları elbette baskıdan baskıya değişiklik gösterebilir. Tabii bu arada her liste gibi bu liste de kesinlik taşımıyor. Nihayetinde “en iyi” ifadesi hayali bir anlam taşır ve kişiden kişiye değişir. O yüzden buradan yıla çıksanız bile kendi listenizi oluşturmaktan çekinmeyin.
Richard Powers, The Overstory
Ağaçlar hakkında 512 sayfalık bir kitap için hazır olun. Ama elbette aslında insanlıkla ilgili ve tuhaf bri sürükleyiciliği var. Her ne kadar sonlarına doğru polemiklere yenik düşüp duraklasa da, Power’ın bu yüksek profilli iklim kurgusu hem keyifli hem de verdiği bilgilerle okurda ekolojik yıkım konusunda harekete geçmek için bir dürtü oluşturuyor.
N. K. Jemisin, Beşinci Mevsim
Son on yılda yazılmış en önemli spekülatif kurmacalardan biri. Neyse ki, bir üçlemenin ilk kitabı ve diğer iki cilt beş yüz sayfanın altında.

Umberto Eco, Gülün Adı
Labirent gibi bir kütüphanede geçen gzemli bir cinayet romanı. Muhtemelen dünya üzerinde göstergebilime dayanmasına rağmen bu denli çok satan tek roman.
Min Jin Lee, Paçinko
Japonya için evlerini terk etmek zorunda kalan Koreli bir ailenin hikâyesi. Dört kuşağı kapsayan büyüleyici bir destan da diyebiliriz. “Tarih bizi hayal kırıklığına uğrattı ama olsun, fark etmez.”
David Mitchell, Bulut Atlası
Mitchell’ın bu başyapıtı çabuk sıkılanlar ya da dikkati hemen dağılanlar için bir nimet. Çünkü burada her biri farklı zaman dilimlerinde geçen ve her biri birbirinden belirgin bir üslupla ayrılan altı roman var. Aradaki bağlantılar konusunda tartışmak ayrı bir keyif fakat uzun sürecek, katıksız bir heyecan için bundan daha iyisi zor bulunur.
Tana French, The Witch Elm
French’in en sevdiğim romanı olduğunu söyleyemem ama beş yüz sayfalık sınırı aşan tek romanı bu ve dürüst olmak gerekirse diğer pek çok yazarın kitabından daha üst sıralarda yer alıyor. The Witch Elm basit bir cinayet anlatısından ibaret değil. Aynı zamanda toplumsal ayrıcalıkları, toplumu ve hafızayı ele alan kapsamlı bir kitap.

Margaret Atwood, The Robber Bride
Kör Suikastçi’nin bu listelere konmasını anlıyorum anlamasına ama kişisel tercihim doksanlara ait bir hikâyenin Atwood’un lezzetli üslubuyla yeniden anlatımı olan Robber Bride.
Anthony Doerr, Göremediğimiz Tüm Işıklar
Hazır tarifleri tartışmayacağım – dürüstçe söylemek gerekise sözde edebi züppeliğime rağmen tartışmak da istemem. Tamam, hikâyedeki her şey bariz bir biçimde tariflere uygun (Kör bir Fransız kız, yetim bir Alman oğlan, İkinci Dünya Savaşı) ama doğruya doğru, işe yarıyor. Üstelik üslup da çok hoş.
John Crowley, Deve Cüce
Büyülü ya da değil, edebiyattaki en iyi evlerden biri bu kitabın içinde saklı.
Jeffrey Eugenides, Middlesex
Birden fazla kuşağı kapsayan, karmaşık ve ilgi çekici bir roman. Çift cinsiyetli bir karaktere odaklanan nadir kitaplardan biri.
Helen DeWitt, Son Samuray
Dillerle uğraşmaktan hoşlanıyor ya da biçim ve işlevle oynayan romanları seviyorsanız bu listede okumanız gereken ilk kitap. Aynı zamanda erken gelişmiş bir çocuk hakkında yazılmış en iyi roman.

A. S. Byatt, Possession
Akademsiyenlerin aşkını anlatan herkesin favori aşk romanı.
Hilary Mantel, Kurtlar Hanedanı
Mantel’in Thomas Cromwell hakkındaki üçlemesinin ilk kitabı. Serideki kitapların her biri bir Booker kazandı, muhtemelen üçüncü kitap da kazanacak.
Alexander Chee, The Queen of the Night
Karmaşık geçmişiyle Paris Operası ve oradaki yıldızlardan biri tarafından anlatılan bu gösterişli roman sizi saatlerce uzak diyarlara sürükleyecek.
Donna Tartt, Gizli Tarih
Gizli Tarih’in aslında ne denli uzun olduğunu anımsamıyorum. Zihnimde keskin ama incecik bir izi kaldı. İçki alemleri, cinayetler, dostluklar ve hepsinden önemlisi güzellik meselesini ele alış biçimiyle muhteşem girişinden dehşetengiz sonuna kadar sürükleyici bir roman.
Isabella Hammad, Parizyen
Göz kamaştırıcı bir ilk roman. 1914’te Sorbonne’da eğitim almak için ülkesinden ayrılan Filistinli bir hayalperesti konu alıyor. Fakat evine döndüğünde çalkantı içindeki ülkeyle karşılaşıyor. Tarihi bir roman ama aynı zamanda politik ve içinde ustalıklı bir de aşk hikâyesi var. Her sayfası ayrı bir keyif.

Chimamanda Ngozi Adichie, Amerikana
Ülkelerini terk eden ve biri ABD’ye öteki Londra’ya giden ancak daha sonra yeniden bir araya gelmenin yollarını ayıran Nijeryalı iki aşığın zini süren aşk ve göç hikâyesi. Samimi ve berrak bir anlatı.
Sarah Waters, Ustaparmak
Tıpkı Dickens gibi ama hem queer hem de feminist. Yürümeyin, koşun.
Haruki Murakami, Zemberek Kuşu’nun Güncesi
Doksanlı yıllarda büyüdüyseniz aklınızı başınızdan alan ilk kitap olabilir.
Denis Johnson, Tree of Smoke
Tanınmış bir edebi kahramanın tanınmış Vietnam romanı.
Salman Rushdie, Gece Yarısı Çocukları
Hem bir çocuğun hem de bir ulusun hikâyesi. Büyülü gerçekçilikle Rushdie’nin zengin üslubu bir arada.

Neil Gaiman, Amerikan Tanrıları
Unutulmuş tanrılar, kayıp ruhlar ve karanlık ifşaatların yer aldığı gerçeküstü, türler arası bir yolculuk romanı. Fantastik bir romanda aradığınız her şey bu kitapta var – özellikle evde sıkışıp kaldıysanız.
Michael Chabon, Kavalier ve Clay’in Akıl Almaz Maceraları
Chabon’un Magnum Opus’u. Dostluğun, büyünün ve Çizgi Romanların Altın Çağı’nın görkemli ve eğlenceli romanı. Tamam, içinde de Hitler de var ama size söz veriyorum, bu kitap sizi hem zorlayacak hem de kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak.
Ken Liu, Kralların Merhameti
Liu’nun ufak tefek işlerle büyük başarılar kazandığını biliyoruz – The Paper Menagerie isimli öyküsü Hugo, Nebula ve Dünya Fantezi Ödüllerini aynı anda kazanan ilk kurmaca eserdi. Ama bunun yanında büyük işler de çıkarabiliyor. Kralların Merhameti, uzun bir serinin ilk cildi ve epik fantezi türünü “silkpunk” titreşimleriyle yeniden canlandırıyor.
Jonathan Franzen, Düzeltmeler
Sakın bana cevap verme olur mu?
Paul Murray, Skippy Dies
Skippy’nin donut yeme yarışmasında gizemli bir şekilde ölmesiyle başlayan ve Dublin’deki bir yatılı okulda geçen komik bir roman.
Sergio De La Pava, Çıplak Tekillik
Aldığı hiçbir davayı kaybetmeyen bir kamu avukatının “mükemmel” bir suçla karşılaşmasını anlatan komik, çevik ve bütünüyle gerekli postmodern bir roman. Kıyıya köşeye alınan notlar, karmaşık düşünceler, boks ve hayatta karşınıza çıkabilecek pek çok şeyle tıka basa dolu.
Ian Pears, An Instance of the Fingerpost
On yedinci yüzyılda Oxford’da geçen bu tarihi ve felsefi gizem romanı her biri ötekinden daha güvenilmez dört farklı bakış açısıyla anlatılıyor.
Marlon James, Yedi Cinayetin Kısa Tarihçesi
Yüzlerce insanın bir araya geleceği konserden günler önce, Bob Marley’e suikast girişimi de dahil olmak üzere Jamaika’da başlayan bir dizi şiddet vakası ve seksenli, doksanlı yıllar boyunca hem Jamaika’da hem de New York’ta devam eden olaylar dizisi. İddialı bir roman.

Kate Atkinson, Hayat, Sil Baştan
Tek bir hayat, birden fazla versiyon. Her birinde ölümden kaçıyor ve her birinde biraz daha fazla yaşıyor. Böyle bir anlatının sıkıcı olmasını beklersiniz ama değil. Özellikle de neler olduğunun farkına varıp Hitler’i öldürmeye karar verdiğinde.
Tom Wolfe, The Bonfire of the Vanities
Seksenli yılların New York’u; gülünç denebilecek kadar büyük, yaldızlı ve cehennem gibi zehirli.
Hanya Yanagihara, Değersiz Bir Hayat
Bu listedeki en tartışmalı roman olabilir. Kimileri Yanagihara’nın yürek parçalayıcı üslubuna bayılır kimileriyse bunu çocukça ve saçma bulur. İstismar ve kendi kendine zarar vermenin türlü hallerine, başka bir deyişle histerik gerçekçilik adı verilen şeye töleransınız varsa kendinizi ilk grupta bulabilirsiniz.
Mark Helprin, Kış Masalı
New York’ta yaşıyorsunuz kış aylarında okuyabileceğiniz en sıra dışı fantastik kitap.
William Gaddis, JR
Neredeyse tamamı diyaloglardan oluşan 752 sayfa. Üstelik kimin konuştuğunu anlamıyorsunuz bile. Bu ilk anda kulağa bir cehennem gibi geliyor ama bir kez kendinizi kaptırdığınız mı hayatınızda gördüğünüz en tuhaf ve hipnotik uyuşturucuyu deneyimliyorsunuz.
Leslie Marmon Silko, Almanac of the Dead
Silko’nun karmaşık ve ışıltılı klasiği, Amerikan geleceğinin yeniden hayal edilmesi ve bu hayalin anlatımı. Görecekleriniz hoşunuza gitmeyebilir ama sırf bu yüzden bile görmelisiniz.

Thomas Pynchon, Mason & Dixon
Pynchon uzun formlar için yaşıyor ama içlerinde en eğlencelisi Mason & Dixon.
Samuel R. Delany, Dhalgren
Görüp görebileceğiniz en tuhaf ve nitelikli bilim kurgu romanlarından biri.
Ken Follett, Bir Katedralin Öyküsü
O kadar çok seviliyor ki, buraya dahil etmesem yüzlerce hoşnutsuz e-posta alırdım.
Stephen King, Mahşer
Stephen King’in beş yüz sayfayı aşan yirmi üç romanı var – doğru saydıysam tabii. Kaitlyn Tiffany, iyi vakit geçirmek istiyorsanız bütün bir yazı O’yu okuyarak geçirebileceğinizi söylüyor.
Don DeLillo, Underworld
Beyaz Gürültü taraftarlarından özür dilerim ama Underworld Amerikan varoluşunu ele alan en başarılı anlatıdır.
Eleanor Catton, Ay ve Işıklar
Astroloji hakkında herhangi bir fikriniz olmasa bile vaktiniz varsa bu kitabı okuyun derim. Booker ödüllü roman Yeni Zelanda’nın maden kasabalarından birinde geçiyor ve bir dizi tuhaf karakter kader gecesinde neler olup bittğini anlamaya çalışıyor.
Susanna Clarke, Jonathan Strange & Mr. Norrell
Dickens gibi – fakat gotik ve sihirli. Yineliyorum, yürümeyin koşun.
Larry McMurtry, Lonesome Dove
Hacimli bir kovboy romanı.

Roberto Bolaño, 2666
Bolaño’nun beş bölümden oluşan destansı romanı. Yüzlerce kadının öldürüldüğü kurgusal Sabta Teresa şehrinde geçiyor ama inanılmaz ölçüde kapsamlı. Pek çok kişi size bu romanın ne kadar iyi ve ne kadar zor olduğunu söyleyecektir; Bolaño anlatmaz, yarattığı atmosferlerle size kendinizi orada hissettirir. Anlatılmanın değil bulunmanın garipliğiyle sarsılırsınız. Adeta elinizde bir teleskop vardır ve uzaklardaki bir gezegene bakar gibi efsanelere bakıyorsunuzdur. Keisnlikle muazzam bir edebiyat klasiği.
Vikram Chandra, Sacred Games
Mumbai’de geçen zengin dokulu bir gangster romanı.
Lucy Ellmann, Ördekler, Newburyport
Bin sayfanın üzerinde. Radikal, okunabilir ve gerçekten harika.
David Foster Wallace, Infinite Jest
Tapınılacak bir kahraman arıyorsanız Wallace kesinlikle iyi bir tercih değil, bu çok açık. Ama bu ünlü eseri her geçen daha da güncel hale gelen, imkânsız denebilecek kadar iyi bir roman.
Peter Nadas, Parallel Stories
Macaristan’ın elli yıllık tarihini anlatan bu kadar uzun bir roman kulağa hoş gelmiyor olabilir ama yakın tarihle ilgili en iyi romanlardan biri: elden ele dolaşan sigaraların, ekmek kuyruklarının, çalınan öpücüklerin tarihi. Francine Prose’un deyimiyle okuyabileceğiniz en yoğun, pis ve parlak tarih.
Joseph McElroy, Women and Men
Ciltli baskısı yaklaşık dört kilo ağırlığında olan devasa ve absürt denebilecek kadar karmaşık postmodern bir roman. Raflarda Ulysses ve The Recognitions ile yan yana durmalı ama niyeyse garip bir biçimde hep unutulur.
Vikram Seth, A Suitable Boy
Bu listedeki en uzun roman. Yakşaşık bin beş yüz sayfa. Hem bir aile hikâyesi hem de politik bir anlatı.
Çeviren: Fulya Kılınçarsan






