Kitap “dönüştürücü kullanım”a girdi ve artık fiziki bir kıymeti, nostaljik hatırası dışında saygıdeğer bir yanı kalmadı mı…
ABD merkezli yapay zekâ şirketi Anthropic’in geliştirdiği yapay zekâ modeli Claude’u eğitmek için milyonlarca basılı kitabı satın alındığı, ciltleri kesilerek yüksek hızlı tarayıcılarla dijital ortama aktarıldıktan sonra fiziksel olarak yok ettiği ortaya çıktı. Mahkeme belgelerine göre süreç şirket içinde Project Panama kapsamında yürütüldü. Anthropic bu “yıkıcı tarama”yla yapay zekâ modellerini eğitmek için internet verisine kıyasla daha güvenilir kabul edilen, editöryel süreçlerden geçmiş yüksek kaliteli metin verisi elde etmeyi amaçlamış.
Milyonlarca kitabın bu şekilde yok edilmesi yazarlar ve yayıncılar arasında tartışma yarattı. Eleştirmenler bunun hem kültürel miras hem de telif hakları açısından sorunlu olduğunu savunuyor. Belgeler ayrıca şirket yöneticilerinin, projenin kamuoyuna yansımasının olumsuz algı yaratabileceğini düşünerek çalışmaları gizli yürütmek istediğini gösteriyor.
Anthropic ise yapay zekâ eğitiminin telif hukukunda “dönüştürücü kullanım” sayılabileceğini savunuyor. ABD’de bir federal yargıç yasal olarak satın alınmış kitaplarla yapılan model eğitiminin bazı durumlarda “adil kullanım” kapsamında değerlendirilebileceğine hükmetti. Ancak veri setleri oluşturulurken korsan kaynaklardan indirilen milyonlarca kitabın saklanmış olabileceğini belirterek bunun telif ihlali oluşturabileceğine dikkat çekti. Anthropic ayrıca yazarların açtığı toplu davalardan birinde yaklaşık 1,5 milyar dolarlık uzlaşmayı kabul etti. Uzmanlara göre yayınevleri ve akademik yayıncıların açtığı yeni davalar yapay zekâ şirketlerinin telifli eserleri eğitim verisi olarak kullanmasının sınırlarını belirleyebilecek.
Kolektif bilginin İskenderiye Kütüphanesi’nden modern çağ sansürlerine dek uzanan utanç dolu imha tarihi yalnızca yok etmek amaçlıydı. Bu kez bilgiyi kural kaide tanımaksızın, tıkınırcasına yutup kemiğini çöpünü atan bir dönüşüm metoduyla karşı karşıyayız. Bu metodu insanlığın bilgiye, veriye bakışının dönüştüğü bir nokta olarak görmek gerek. Kitap “dönüştürücü kullanım”a girdi ve artık fiziki bir kıymeti, nostaljik hatırası dışında saygıdeğer bir yanı kalmadı mı. Kitapla etik ve hantal ilişkimiz bitti, bilgiye ulaşırken oyalanma payı ve zaman kaybımız en aza mı indi. Kitap maddi sınırlarını yırttı ve aştı. Belki de bundan böyle bilginin kaynağını kütüphane raflarında değil yapay zekâ promt’larında aramaya başlamamız bekleniyordur. Öyleyse nöral yollarımızı kitaptaki içeriği anlamayla yormadan önce doğru ve uygun promt yazabilmek üzere geliştirmemiz gerekecek. Bütün bunlara kolaylık diyebilir miyiz?
Yapay zekâ hayatımıza gireli birkaç yıl oluyor. Düne kadar hayatımızda bir asistan kadar söz sahibiydi, yemek tarifi sorduk, bize bir şeyleri hatırlatmasını istedik. Her geçen gün insanlığa dair yeni veriler biriktirdi. Yalnızca yapay zekâ botlarının kullanabildiği ve insanlara nefret kustuğu sosyal medya platformu Moltbook da bir başka gündem konusu. Yaşamımızdaki bu dönüşüm bilgiyi üreten, işleyen ve elinde tutan yerleşik insanlık ve uygarlık anlayışımızı baştan şekillendirmemizi gerektirecek mi? İnsanlık tarih boyunca ihtiyacını gidermek, bir sorunu çözmek için keşfetti, öğrendi, bilgi üretti ve nesillere aktardı. Bu şekilde hayatta kaldık ve geliştik. İhtiyaç duymadığımız ve doğamız gereği işleyemeyeceğimiz ölçüdeki bu sınırsız bilgiyi elimizin altındaki cihazlarda sıfır emekle tutabiliyor oluşumuzla sunulan bu bedavadan azametle ilgili düşünmeye sıra gelecek mi?







