Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Aralık 2025

Söyleşi

Saliha Yadigâr: “Öykülerim kusursuz bir dünya hayali üzerine.”

Palmet Bay

Paylaş

0

0


Bir öykünün kısa ya da uzun olması, onun başarısı hakkında ölçüt değildir.

Saliha Yadigâr, öyküleriyle tanıdığımız bir yazar. Son öykü kitabı Zinhak’la bizi yazlıklara, küçük kıyı kasabalarına, çocukluğumuza, eski aşklarımıza götürüyor. Bunca hengâmenin ortasında Yadigâr bize sıcacık ya da serin bir soluk aldırıyor.

Palmet Bay: Yazma serüveniniz ne zaman, nerede başladı? İlk kıvılcımın nerede çakıldığını hatırlıyor musunuz?

Saliha Yadigâr: Okumayı öğrendiğimden beri yazdım. İlkokulda, ortaokulda, lisede. Ama bunlar sayılmaz. Asıl yazma serüvenimi başlatan, 1984 yılında üniversiteden mezun olurken kendimi sorgulama ve bununla birlikte yoğun bir okuma, film izleme, sanatın pek çok türüyle ilgilenme, sanat dergilerini takip etme sürecimdir. 1985 yılının gençlik yılı olarak ilan edilmesi, benim hem okuma hem de yazma sürecine girmemi sağladı. Yazdıklarım bir türlü yayınlanmıyor, ben de sürekli yazıyordum. Böylece bir dosya öykü ortaya çıktı. Bunları Düşün dergisine götürdüm, orada Enver Ercan, “Varlık’ta Cengiz Gündoğdu, gençlerin öykülerini yayınlıyor,” demiş, ben de oraya götürmüştüm. Cengiz Bey, dosyadan 5 öyküyü beğenmiş, en beğendiği öyküyü hemen yayınladı. Sonra mesleğim (orman mühendisliği) dolayısıyla taşraya gittim, orada pek yazamadım. 1988’de Ankara’ya tayinim çıkınca, yeniden yazmaya başladım. Beni ikinci kez keşfeden ve destekleyen yazar ve yayıncı İzzet Kılıçlı oldu. Damar ve Yazıt dergilerinde öykülerimi yayınladı ve ilk kitabımı (Unutmabeni) çıkardı. Ankara’da pek çok öykücüyle tanıştım, Yazıt çevresi sayesinde önemli bir ilerleme kaydettim. Ve üçüncü keşif de AdamÖykü sayesinde oldu. AdamÖykü’de öykülerimin yayınlanması ve çok farklı öykülerle karşılaşmam bir başka sıçramaya neden oldu.

PB: Yazar olduğunuza göre kitaplarla yoğrulmuş olmalısınız. Sizde önemli bir ya da pek çok değişikliğe neden olan bir kitap okudunuz mu?

SY: Tabii ki okudum. Hemen her kitap bir değişiklik yaratır. Orhan Pamuk’un dediği gibi: “Bir kitap okudum, hayatım değişti.” Mesela Simone de Beauvoir’ın kadın serisi, kadına bakış açımı zenginleştirmişti. Sait Faik, Sabahattin Ali, Oktay Akbal gibi yazarlar duyarlığımı artırdı. Ya da John Berger’in Görme Biçimleri adlı kitabı, görme ve bakmanın farkını öğretmişti. Leyla Erbil de kadının özgür yanlarını bir kez daha vurgulayarak ne kadar tutucu olduğumu öğretmişti.

PB: Sizce insanın insan olma macerasında en çok hangi kitap insanlığı ileri taşıdı?

SY: Yanıtı göreceli. Kişiye göre değişir. Pek çok örnek var. Kapital (Marx), Komünist Manifesto (Marx, Engels), Devlet (Platon), Poetika (Aristoteles), Yeni Dünya (Sabahattin Ali), Karanlığın Günü (Leyla Erbil), Alemdağ’da Var Bir Yılan (Sait Faik), Çehov’un Bütün Öyküleri, Madam Bovary (Gustave Flaubert), Yabancı (Camus), Dönüşüm (Kafka)… En çok hangisi, bilmiyorum. Her birinin küçük ya da büyük katkıları var.

PB: Çocukluğunuzdan kitap ile ilgili bir anınız var mı?

SY: İlk edebi kitapları, ortaokulda Türkçe öğretmenimiz sayesinde okumuştuk. Öğretmenimiz bir şiir yarışması düzenlemişti. Ben katılmamıştım ama birinci olan için hediye edeceği kitabı almaya beni göndermişti. Onurlanmıştım. O kitap, Brecht’in Halkın Ekmeği’ydi.

PB: Şimdi başka bir konuya geçelim. Ülkemizde neden bu kadar çok öykücü var?

SY: Öykü ilgi çeken bir tür. Öyle görünmese bile çok okunuyor, öykü atölyeleri açılıyor, şairler bile öyküye yöneliyor. Çünkü Çehov gibi, Memduh Şevket gibi, Sait Faik, Sabahattin Ali, Gogol gibi ustalar var. Cortazar var, Katherine Mansfield var. Cemil Kavukçu var. Çok özel bir tür öykü. Her şeyi anlatabilirsiniz. Bazen bir ömrü, bazen bir ânı, bazen bir sanat yapıtını ya da bir hayvanla bir insanın iletişimini. Böyle olunca da insanlar yazmadan duramıyor.

PB: İnsanların yaşanmışlıklarını mı, yoksa yaşanmamışlıklarını mı anlatmak daha anlamlı?

SY: Bence konunun önemi yok. Yaşanmış da olabilir, yaşanmamış da. Hayal edilen bir şey de olabilir, iz bırakmış bir olay da. Önemli olan edebi bir biçimde, kendine özgü bir üslupla anlatabilmektir. Konuyu, izleği anlamlı kılan, yazarın biçemidir.

PB: Öykücülüğünüzde bir yöntem var mı? İzlediğiniz bir yol haritası mevcut mu?

SY: Öykülerim, tamamen doğaçlama yöntemiyle yazılmıştır. İlham gelir, oturup yazarım, sonra belki bazı düzeltmeler yaparım. Yol haritası, yüreğim. Pusulam, el yordamı.

PB: Ödül sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

SY: Gerçekten hakkıyla yapılırsa yazarın okurla buluşması açısından önemlidir. Ama ne kadar nesnel olunabiliyor, bilmiyorum. Yazarı kalıcı kılan ödüller değil, anlatımı, devamlılığı, yapıtlarıdır. Gerisi ayrıntıdır.

PB: Öykülerinizde aşk, kadın-erkek ilişkilerini konu aldığınızı görüyorum. Bugünden düne ya da bundan sonrasına baktığınızda kadın-erkek ilişkileri için ne düşünüyorsunuz? 

SY: Çağımız, malum, iletişim çağı. İnternet, her şeyi kolay ve hızlı hale getirdi. Bu yüzden de eski sınırlar, utangaçlıklar, duygusal yaklaşımlar en aza indirgenmiş oldu. Mektup yazmak için bile uzun uzun düşünürdük. Uzaktan severdik. Engellerin kalkması, ilişkilerdeki olumsuz yanları gözle görülür hale getirdi. Aşkın kutsallığına rastlamak zorlaştı.

PB: Ölüm ve Zulüm öykünüz, yaşadığınız bir olaydan mı yola çıkarak oluşturuldu?

SY: Öykülerimde yaşadıklarımdan izlere rastlayabilirsiniz. Ama bire bir esinlenme olduğunu söyleyemem. Daha önce Nümayiş Mahallesi adlı kitabımda Issız adlı bir öyküm vardı. Onun başka bir versiyonunu yazmak istedim. Ölüm ve Zulüm’deki en gerçek kişi, İlhan’dır. Bazen beni etkileyen, çarpan insanlar öykülerime kendiliğinden dahil olur.

PB: Öykülerinizin genel teması, insan ilişkileri üzerine mi?

SY: Sadece insan ilişkileri üzerine değil. Evet, ağırlıklı olarak insan ilişkileri var ama öykülerim, kusursuz bir dünya hayali üzerine. O dünyada insanlar hassas, sevgi dolu, duyarlı, ekonomik, sosyal koşullar idealdir. Bunu bazen tersine çevirerek vurguladığım olmuştur. 

PB: Uğultu öyküsünde çocuk, metafor mu?

SY: Yorumu okuruma bırakıyorum. Nasıl algılıyorsanız öyle. Bir anlamda metafor, öte yandan, kahramanlardan biri. Simone de Beauvoir diyor ki: “Yapıt yayınlandıktan sonra sizin olmaktan çıkar.”

PB: Öykülerin kısalığı ve uzunluğu hakkında ne düşünüyorsunuz? İyi bir öykünün kriterleri nelerdir?

SY: Bir öykünün kısa ya da uzun olması, onun başarısı hakkında ölçüt değildir. Öykünün bütünlüğü, okura verdiği izlenim ya da duygu, okuru içine alıp almaması, dili, üslubu, ulaşmak istediği şey, atmosferi, bütün bunlar belirler öykünün niteliğini. Örneğin, Galeano, birkaç tümceyle bizi alır, uçurur ve sonra bulduğu yere bırakır. Ferit Edgü’nün minimalleri de çarpar.

PB: Kitabın adını biraz açabilir misiniz, nereden etkilendiniz?

SY: Kitabın adı: Zinhak. Barış özlemine dair bir masal yazmak istemiştim. Aynı yerde yaşayan farklı kültürlerden insanların bir arada, barış içinde yaşayabilme düşü. Barışı bir kadın olarak hayal ettim ve o kadına bir ad buldum. Güzeller güzeli, özlenen, düşlenen bir kadın. Aynı zamanda bir bütünün en önemli parçası. Değeri bilinmedikçe yok olan, fark edilmeyen bir parça. 

PB: Kitap kapağı konusundaki seçiminiz nasıl gerçekleşti?

SY: İlk kitabım dışında bütün kitap kapaklarım, kardeşimin (Saime Yadigâr) resimlerinden seçilmiştir. Nümayiş Mahallesi için özel bir çizim yapmıştı. Diğerlerini de kardeşimin, kitabımın konusuna en uygun olan ve en sevdiğim resimlerinden seçmişimdir. Gerçi bütün resimleri güzeldir bana göre.

PB: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

SY: Hayatta en zevkli şeylerden biri okumaktır. Yazmak, mutlu olmak, kendinizi geliştirmek istiyorsanız okuyun. Herhangi bir yerde dikkatinizi çeken bir kitapla başlayın, gerisi kendiliğinden gelecektir. Okur olarak kendi yolunuzu belirleyeceksiniz. 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tennyson’dan Günümüze Edebiyatta Akıl ..Chloë Filson
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Paul Josephson

17 Mayıs 2026

Çernobil ve Nükleer Kibrin Bedeli

Nükleer Rönesans peşinde olanlar, Sovyetler Birliği zamanında yaşanan korkunç olayı unutmamalı. Amerikan gazeteleri, 1986 Nisan’ının son günlerinde -o zamanlar Sovyetler Birliği sınırları içinde bulunan- Ukrayna’dan gelen ürkütücü haberle doluydu. Çernobil Nükleer Sa..

Devamı..

Bilim İnsanlarının Yazdığı Bilimkurgu ..

Scotty Hendricks

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024