Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Ocak 2026

Kültür Sanat

Kütüphaneleri Kurtarmak

Aaron Boehmer

Paylaş

0

0


Trump’ın tarihin ve bilginin arşivlemesine yönelik saldırıları gayet net bir biçimde takip edilebilse de, kimi zaman gizli saklı eylemleri de yok değil.

 

Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin kültürel hafızasını kendi algısına göre şekillendirme girişimleri dur durak bilmeden devam ediyor. Geçtiğimiz yıl ortada hiçbir sebep yokken Ulusal Arşiv ve Kayıt İdaresi (NARA) başkanının işine son verdi, bununla da yetinmeyip müfettişleri ve üst düzey çalışanların tamamını kovdu. Kısa bir sonra kurumun başına vekaleten atadığı kişi, tarihi yanlış yorumlamasıyla bilinen Dış İşleri Bakanı Marco Rubio’dan başkası değildi. 

Trump’ın iktidara geldiği ilk günden beri hayati öneme sahip kurumlar zayıflatılıyor, Trump’ın gündemiyle uyum içinde olması istenen kamusal kayıtlardan her gün kayda değer oranda kaynak, bilgi ve veri siliniyor. Ülke tarihini baştan yazabilmek için girişilen bu hummalı faaliyetin içinde Smithsonian gibi müzelerde karşımıza çıkan “uygunsuz ideolojinin” sökülüp atılması da var. Buradaki “uygunsuz” kelimesi ırk, cinsiyet ve sınıfın Amerikan projesini nasıl şekillendirdiğine dair eleştirel her şeyi kapsarken ayrımcılık, ırkçılık, transfobi ve köleciliğin sistematik mirasının önemsizleştirilmesi “uygun” ideoloji haline geliyor. Şimdilerdeyse Trump yönetimi gözünü ülke çapındaki bütün kütüphane ve müzelere finansman sağlayan Müze ve Kütüphane Hizmetleri Enstitüsü, Ulusal Beşeri Bilimler Vakfı ve Ulusal Sanat Vakfı’na dikti. Bu alandaki ilk icraatsa elbette bahsi geçen kurumların mali destek yetkisini elinden almak oldu. 

Trump’ın tarihin ve bilginin arşivlemesine yönelik saldırıları gayet net bir biçimde takip edilebilse de, kimi zaman gizli saklı eylemleri de yok değil. Mesela aşırı sağcıların öteki terörist gruplara göre şiddete daha fazla meyilli olduğunu ve toplumda daha fazla tehlike yarattığını saptayan bir rapor, Eylül ayında Adalet Bakanlığı’nın web sayfasından silindi.  Trump başkanlığının ilk döneminde, 2017 yılında kurulan gözlemci sivil toplum kuruluşu American Oversight’ın da belirttiği gibi, “Kültürel mirasın korunmasına adanmış NARA gibi kurumlar bir yana, gerçeklerden ziyade başkanın iktidarını korumaya yeminli figürlerce yönetilen bütün kurumlar muhtemelen gelecekteki bütün ihlallere göz yumacak.” Genel hatlarıyla bakıldığında tarihin bu şekilde yeniden çerçevelenmesi ürkütücü görünebilir ama çok da yeni bir şey değil. Amerikalı tarihçi Peniel E. Joseph’ göre şu an içerisinde olduğumuz siyasi dönem, sosyal adalet talebine yönelik bütün istemlerin bastırıldığı McCarthycilik* döneminin bir benzeri. 

Trump yönetiminin kütüphane, arşiv ve kamusal kayıtlar konusundaki tutumunu tanımlamanın belki de en kolay yolu onu bir revizyonist olarak nitelemek. Tekdüze olduğu kadar mitolojik, öngörülebilir olduğu kadar da tehlikeli bir tarih imajı üretiyor ve tarihin, içerdiği bütün incelik ve derinlikle birlikte korunması söz konusu olduğunda revizyonist bir devlete asla ama asla güvenilmez. Trump’ın ulusal kurumlarımızı kendi ideolojisine hizmet eden birer silaha dönüştürmesi bize, kütüphane ve arşivlerin politik boşlukta yer alan, tarafsız kurumlar olmadığını hatırlatması gerek. 2017 yılında yapılan Ön Saflardaki Kütüphaneler: Tarafsızlık ve Sosyal Adalet başlıklı araştırmaya göre kütüphaneleri “tarafsız kurumlar” olarak düşünmek, “krizler ve sosyal karışıklıklarla yüz yüze kalan toplulukların bilgiye, beceri gelişimini sağlayacak imkânlara, topluluk sohbetlerine ve başkaca kütüphane hizmetlerine olan erişimini sınırlandırıyor.

Şu ülke çapında bu boşluğu doldurmaya çalışan bir dizi küçük çaplı yerel arşiv ve kütüphane projesi var.  Mesela bunlardan biri yaratıcı sanatçı Solange Knowles’ın ve stüdyosu  Saint Heron’un bağımsız bir projesi olan Saint Heron Topluluk Kütüphanesi. Mevsimsel olarak hizmet veren kütüphanede yalnızca siyahi sanatçılar tarafından yazılmış, baskısı tükenmiş, ilk baskı nadir kitaplardan oluşan bir koleksiyon mevcut ve bu kitaplar kırk beş gün süreyle ücretsiz ödünç alınabiliyor. 

Saint Heron kendi kendine üstlendiği bu misyonda yalnız değil. Devlet baskısı ve sansür karşısında birçok topluluk kitaplara ve -ister dijital olsun ister analog- başkaca eğitim araçlarına olan erişimi genişleterek politik eğitimin ne denli önemli olduğunu vurgulayan etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. Örneğin Los Angeles’taki Radical Hood Library’nin rafları çocuk kitaplarından radikal teorilere ve tarih kitaplarına kadar birbirinden olabildiğince farklı alanlarda yazılmış kitaplarla dolu. Rap sanatçısı Noname’in kurduğu bu kütüphane hapishanelere düzenli bir biçimde kitap gönderiyor ve her ay geniş katılımlı bir ulusal kitap kulübü düzenliyor. 

Bir başka örnekse Brooklyn, Bedford-Stuyvesant’ta bulunan Free Black Women’s Library. 2015 yılında kurulan ve kendisini siyahi kadınlar tarafından yazılan feminist bir arşiv olarak nitelendiren kütüphane hem edebiyat tartışmalarının yapıldığı hem de toplulukların birbirine kolayca erişim sağladığı bir iletişim alanı. Ücretsiz hizmet veren bir mağazaya ve okuma kulüplerinden atölyelere kadar farklı etkinlikleri içinde barındıran halka açık bir programa sahip. Houston’da da şubesi bulunan bu kapsamlı kütüphane projesinin siyahi kadınlar ve nonbinary yazarlar tarafından yazılmış beş bin kitaplık bir koleksiyonu var.

Teksas, Austin merkezli bir kuruluş olan The Inside Books Project ise her yıl Teksas hapishanelerindeki tutuklulara otuz binden fazla kitabı ücretsiz olarak gönderiyor. 1998 yılında temellerini atılan bu projede gönüllüler, tutuklulardan gelen mektupları tek tek okuyor ve her birinin talebine uygun kitabı seçerek hapishanelere gönderiyor. Projenin farklı yanlarından biri de paketlenen, gönderilen ve teslim alınan kitapların alıcının mülkiyetine geçmesi ve tutukluya hapishanede bile olsa kendi şahsi kütüphanesini oluşturma imkânı vermesi. 

2023 yılında yazar Amarie Gipson tarafından Houston’da kurulan bağımsız Reading Room ve bu yılın başlarında David Zwirner’ın küratörlük projelerinin başkanı olarak atanan Ebony L. Haynes’in Manhattan’ın Tribeca semtinde yer alan 52 Walker adlı galerisindeki kütüphane referans kitaplar barındırmaları açısından iyi birer örnek. “İnsanların yalnızca tek tip bir deneyim, konum ya da kimlik olmadığını anlamasını istiyorum,” diyor Haynes. “Benzerlikler var ama tek tip diye bir şey söz konusu değil. Tek tip bir siyahi düşünce biçimi ya da tek tip bir feminizm yok. Uyumsuzluklara yer açmak gerek.” Walker 52 bünyesinde yer alan kütüphanenin barındırdığı farklı görüşlere ait kitaplar, “sizi öfkelendirebilir ama bu sorun olmamalı. Önemli olan bir şeyler merak uyandırması, tartışma ortamı yaratması ve katılımı teşvik etmesi.”

Bir bütün olarak ele alındığında bu tarz arşivleme projeleri bir koruma ağı oluşturuyor ve bu sayede bir kütüphanenin başarabileceği şeyleri ve işlevlerini artırarak hizmet sunduğu kitlenin kapsamını genişletiyor. Bu koruma sanatçılar ve topluluk üyeleri tarafından yürütüldüğündeyse salt koruma eylemi olmaktan çıkıp hayal gücü gerektiren bir yaratıcılık eylemine dönüşüyor.

Fakat kaynak nereden sağlanırsa sağlansın ücretsiz bir kütüphane herhangi bir biçimde kâr getiren bir iş değil. Haynes, “Bu aslında bir iş bile değil,” diyerek fikrini belirtiyor ve ekibi sürekli bir kitap satın alımından kurtarmak için kendi şahsi kütüphanesindeki kitapları kütüphaneye bağışladığını söylüyor. “Ama gelin görün ki, bir kütüphanenin başarılı olup olmaması hiç kimsenin umurunda değil.” 

Burada adı geçen kütüphanelerin ayakta kalması ve benzerlerinin kurulmasıysa ancak geniş bir katılımla mümkün. Zira bu tarz kütüphanelerin işleyişi devlet otoritesinin kontrolü altındaki bir arşivleme çalışmasına değil, topluluk yönetimine dayalı. Tarihe yönelik kolektif ve bütüncül bir bakış açısını savunuyor, ulusal anlatıyı oluştururken bir faşistin kaprislerini değil, toplumsal katılımı esas alıyorlar. Tarafsızlık ve Sosyal Adalet başlıklı araştırmada da belirtildiği gibi, “Kütüphanelerin gelecek yüzyıllarda da önemini korumasını istiyorsak korkaklık, karşılığını ödeyebileceğimiz lükslerden değil.”

 

*McCarthycilik (McCarthyism), 1950’li yılların başında Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ve senatör Joseph McCarthy'nin adıyla anılan siyasi dönemi ifade eder. Komünizm korkusu ve “Kızıl Tehlike” paranoyasıyla şekillenen bu dönemde anti-komünist soruşturmalar yaygınlaşmış ve ülke çapında bir cadı avı başlatılmıştır. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sevmek mi Sevilmek mi?B. Y. Genç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğraş Abanoz

25 Nisan 2025

Kara Bir Vardı Bir Yok

Yakup gün boyu susardı, kimse aklından geçenlerin ne olduğunu bilmez, sormaya cesaret edemezdi. Rıhtıma inen dar sokakta, barakadan bozma bir evde otururdu. O, denize açılınca balıklar kaçışırmış, saatler, rotalar ona göre ayarlanırmış. Yakup'un ışığı hep yanardı, karada demirk..

Devamı..

mevsimî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024