Uzunhasanoğlu diğer romanlarında kullandığı bir tekniği bu kitabında da yineliyor, geçmişte ve günümüzde geçen iki hikâyeyi paralel bir anlatımla okura sunuyor.
İrem Uzunhasanoğlu’nun Doğan Kitap’tan çıkan dördüncü romanı Uzak Bir Masal, gündemimizden düşmeyen kadına şiddet meselesini ele alırken bir diğer yandan da insanın evi neresidir sorusuna yanıt arıyor. Ünlü heykeltıraş Levent’le, Güzel sanatlar fakültesinde ders veren akademisyen Neylan’ın rüya gibi başlayan aşk hikâyesinin marazi bir hal alışını adım adım izlerken, genç kadının eril baskıya başkaldırıp sesini bulmasına da şahit oluyoruz. Romanın erkek kahramanı bencil ve narsistik birey Levent’in hem duygusal hem de fiziksel şiddet uyguladığı Neylan’ın gücünü ve sesini bulma süreci iki farklı yolculuk üzerinden anlatılıyor. Genç kadın uzak bir kasabaya yol alırken esas ve gerçek yolculuğunu da içine doğru yapıyor.
Romanın kendine dert edindiği bir diğer mesele de aidiyet kavramı. Ontolojik bir “ev neresi” arayışı kitabın başından sonuna kadar kendini hissettiriyor. Ev, içinde eşyalarımızın olduğu, dört duvarı ve çatısı olan bir yer mi? Sevdiğimiz insanların yanı mı? Yoksa sadece anılarımızda yer alan ve hiç bilmediğimiz uzak topraklar mı? Neylan’ın kitabın en başında görmeye başladığı, yıkık dökük ve natamam rüyalar, sonlara doğru net ve bütün bir halde karşımıza çıkıyor.
Peki nedir kahramanımızın uzak masalı? Kendini bağımlı hissettiği ve neden boyun eğdiğini bilmeden her seferinde kollarına koştuğu adamdan en nihayetinde uzaklaşma kararı aldığında aslında gerçek hayat hikâyesine ne kadar yaklaştığını bilmiyor. Bir doğu kasabasına yola çıkan Neylan başlarda sadece günümüz tabiriyle “toksik” bir ilişkiden kaçarken aslında köklerine yaklaşıyor. Hem kendini hem de köklerini keşfederken yaşadığı iç hesaplaşmaları, iç sarsıntıları, kuvvetli kırılma anları da okurda kuvvetli bir duygudaşlık yaratıyor. Bir kadını kendisine duygusal şiddet uygulayan ve onu zehirleyen bağnaz bir ilişkinin içinde tutan şey nedir? Neden her seferinde acı çektiği yere döner insan? İnsan hayatının önemli kırılma noktaları nelerdir? Ebeveynlerimizden bize geçen ve ileri yaşlarımıza kadar taşıdığımız travmalarımız ilişkilerde sıkışıp kalmamıza bir etken midir? Bu gibi sorular romanda cevabını buluyor. Yakın zamanlarda tüm dünyada yankı bulan “me too” hareketine ve “kadına şiddete hayır” yürüyüşlerine de bir selam veren yazar bu çağın dönüşen ve değişen ilişki biçimlerine de parmak basıyor. Heykeltıraş Levent’in dünyaca ünlü heykeller inşa ederken Neylan’ı kırıp dökmesi romanın önemli oksimoronlarından birisi. Neylan’ın hüzünlü, acılı, üzgün hallerini heykellerinin içine hapsetmesi ve Neylan’ın “kendi mezarlığını” gezer gibi taşa hapsolmuş görüntülerini izlemesi de modern sanata ve ilişkilere getirilmiş bir eleştiri.
Baş kahraman Neylan, bir doğu kasabasında tanıştığı yedi kişi üzerinden tüm hayatı sorguluyor. Kiminden sevgiyi öğreniyor, kiminden ahlakı, kiminden ilmi, kiminden tasavvufu. Fakülteyle ev arasında gidip geldiği hayatına birden dilek ağaçları, şifa kuyuları, medreseler, müneccim kadınlar ve yerel öğeler giriyor. Unesco’nun koruma listesinde yer alan bir türbede Işık Hadisesi’ne şahit olurken, baraj yapılmak üzere binlerce yıllık tarihin sular altına gömülmesini seyrederken, Botan nehri kenarında bölgenin milattan öncelere uzanan tarihi üzerine bir konuşmayı dinlerken, bir bebeğin doğumunda bulunurken hep kendine dönüp iç hesaplaşmasını yapıyor. Hesaplaşmalar anında ilişkisinin tüm kırılma noktalarına değiniyor, birlikte yenmeyen yemeklere, bir Shakespeare oyununda yaşanan büyük bir hayat travmasına, bir at çiftliği gezisinde mecazi olarak düşüşüne ve Levent’in heykellerinin her birinde kendini görmesine.
Uzunhasanoğlu diğer romanlarında kullandığı bir tekniği bu kitabında da yineliyor, geçmişte ve günümüzde geçen iki hikâyeyi paralel bir anlatımla okura sunuyor. Bunu ayırt etmek için bölümlere Yol, Yollar, Rüya, Rüyalar, Yıldız, Yıldızlar gibi isimler vermeyi tercih etmiş. Tekil zamanlarda günümüzü, çoğul zamanlarda ise geçmişini anlatıyor. Geçmişte akan hikâye marazi bir aşkı anlatırken, günümüzde akan hikâye ise o aşktan kurtulma sürecine odaklanıyor.
Romanın sonunda ise çarpıcı bir sürpriz son bekliyor okuru. Yoksa yeni bir başlangıç mı bilinmez. Kök salmayı, aidiyet kavramını, aileyi, bireyi, aşkı anlatan Uzak Bir Masal hepimize ses olacak çağdaş bir roman.






