Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Temmuz 2023

Söyleşi

Tolga Gümüşay: "Çocuk anlatıcının, anlatıcı yanından ziyade çocuk tarafına odaklandım."

Ayşe Yazar

Paylaş

0

0


Çocuğun kişileri, olayları nasıl algıladığı, neler hissettiği, nasıl tepkiler vereceği önemliydi benim için.

Anne ya da baba olmak, bireylerin hayatlarındaki en önemli eşiklerdendir. Tecrübe etmediğiniz, ne kadar anlatılsa veya okunsa da size ve çocuğunuza göre şekillenen özgün bir hikâyenin yaratıcısısınızdır artık. Hikâyenizde sizin bile farkında olmadığınız detaylar, nahiflikler, sızılar, hayaller ortaya çıkıverir. Anıların yazılması, okunması dönemsel tanıklıkların ötesinde yaşadığı ânın anlamlandırılmasında ve kişilerin kendini bulmasında kuvvetli bir etkiye sahiptir. Okul öncesinde ve ilkokul yıllarında ebeveynlerin çocuklarına okuma serüveninde bazen eşlik bazen de müdahale ettiklerine tanıklık ediyoruz fakat özellikle ergenliğe geçiş sürecinde genellikle okuma hususu ihmal ediliyor. Günışığı Kitaplığı’nın ödüllü Köprü Kitaplar koleksiyonu tam da ihmal edilen bu dönemin okurlarını odağa alan kitaplar yayımlıyor. Fotoğrafçılığıyla da tanınan Tolga Gümüşay; bu koleksiyonun 28. kitabında, anılarından yola çıkarak yazdığı 11 öyküsüyle belleğin ne kadar katmanlı yapı olduğunu ortaya koyuyor. Lojmanların samimi bahçelerinden bozacılara, okuldaki ilk gün heyecanlarından arkadaşlarla yapılan kaçamaklara kadar   insanın en saf, en dolaysız günlerini o günlerin saflığı ile anlatabilen Tolga Gümüşay ile Ceplerine Çiçek Dolduran Çocuk üzerine konuştuk.

tolga gümüşay günışığı kitaplığı ceplerine çiçek dolduran çocukAyşe Yazar: Novalis “Düş, bize garip bir şekilde ruhumuzun hafifliğini, her nesnenin içine nüfuz etmeyi, her nesnenin içinde dönüşebilmeyi öğretir,” diyor. Yazmayı bir düş hali olarak düşünürsek kitabı yazarken nasıl bir “dönüşebilme” süreci yaşadınız?

Tolga Gümüşay: Novalis’in tanımından yola çıkarsak yazarlık da, çocukluk da düş görme halleri. Ben bu kitabı yazarken dönüşmedim aslında. Kalemimi, varlığımın dönüşmesine izin vermediğim en saf kısmına devrettim.

AY: Kitabın adı ve anlattıklarınız Sami Baydar’ın "Anılar Partisi" şiirini hatırıma getirdi.

“Kar yağacak biraz sonra

anılar, geçmiş günlerin giysileriyle

zamanın peşine takılacaklar

zaman bir davete gidecek yine.

Sana ilişkin bir anım olsaydı eğer

benim de canım gitmek isterdi.

Ölümü anılarla aldatabiliriz ancak

sarayına girmek için anılarımız yoksa

daha uzun zaman yaşamamız gerekir

partileri unutup.”

Anılarınız, Horoz öykünüzde ifade ettiğiniz şekliyle “belleğin gizemli sandıklarından” nasıl çıktı? Bunları öyküleştirmek için nasıl bir çalışma yaptınız?

TG: Bazı çocukluk giysileri anneler tarafından kıyılıp atılamaz, sandıklarda saklanır. Arada koklanır, öpülüp okşanır, dürülüp tekrar yerine konur. Başkaları için pek bir anlamı olmasa da, o işlevsizleşmiş nesneler anneler için zamana karşı direnişin, masumiyete özlemin bayraklarıdır. Benim anılarımın durumu da tam olarak öyleydi. Zıbınlarımdan üniversite yıllarında giydiğim tişörtlere kadar farklı yaşlara ait hatıralarımdan bazıları silikleşirken, bazılarıysa sağlamlığından hiçbir şey yitirmedi; onlarca yıl sonra dahi rengini, desenini tüm canlılığıyla korudu. Zamanla artık onlar gibi ürünler üretilmez oldu. Ben de onların artık yalnızca benim için değil, çocukluğuna değer veren herkes için, dahası bugünün çocukları için de anlam ifade edebileceğini düşünmeye başladım. Onları havalandırdım, ütüledim ve edebiyatın aynalı vitrinine çıkardım.

AY: İlk Sınav öykünüzde toplumun genlerimize işlediği cinsiyetçi tutum, zorbalık, alay etmek gibi pek çok davranış kalıbını ele alıyorsunuz. Çilli çocuk, Bülent, Nilgün, öğretmen ve kitabın her öyküsünün anlatıcısı çocuk karakterin tutumları cephelerinden anlattığınız bu öyküde okuldaki ilk günün gerilimini drama dönüştürmeden anlatmışsınız. Çocuk anlatıcınızın diğer öykülerde de belirgin şekilde kendini gösteren bu tavrı üzerine konuşmak isterim.

TG: Çocuk anlatıcının, anlatıcı yanından ziyade çocuk tarafına odaklandım. Yani iyi bir öykü yazabilmek için çocukluk malzemesini nasıl kullanırım, hangi çatışmalardan yararlanırım gibi düşüncelerim olmadı hiç. Çocuğun kişileri, olayları nasıl algıladığı, neler hissettiği, nasıl tepkiler vereceği önemliydi benim için. Siz karakterinizle çocuk olabildiğinizde o zaten size öyküsünü en duru biçimde anlatıyor. Cinsiyetçi tutum, zorbalık gibi kavramlardan hiç haberdar olmasa da.

tolga gümüşay günışığı kitaplığı ceplerine çiçek dolduran çocuk

AY: “Bir çocuğun duyabileceği en şefkatli ses, kısık anne sesidir.” diyorsunuz Bozacı öykünüzde. Bu sözünüz beni deforme olmak ve yaşanmışlık kavramları üzerine düşündürdü. Fotoğrafçılığınızı da dikkate alarak, Tolga Gümüşay’ın eşyaya ve insan ilişkilerine bakışı hakkında neler söylersiniz?

TG: Ben o cümlemde kısıklığı bir deformasyonun neticesi olarak değil de, çocuğuna duyduğu şefkatten ötürü, onu incitmemek için sesinin tonunu bile alçaltarak kullanan bir annenin hassasiyetini tarif edebilmek için kullanmıştım. Eşyaya da insan ilişkilerine de merakla bakarım. Bazılarının bana söyleyecek şeyi, anlatacak hikayesi var gibi gelir. Onların fısıltılarına kulak vermeyi, sonrasını onların gözünden, dilinden hayal etmeyi severim. İyi fotoğraf da, güzel öykü de bunu tam olarak becerebildiğiniz zamanlarda ortaya çıkar.

AY: Mutlu Bir An: Hâlin öyküsü diyebileceğim, hayatın teşekküllerini hayattan farklı şekilde sunan, yinelemeleri ve hayalle gerçeğin köşe kapmaca oynadığı bir üslupla kendiliğinden oluşan bir anlam örgüsü. Öyküleri okurken okurun da girebileceği bir hâli anlatıyorsunuz sanki. Diğer öykülerinizden çok farklı. Çocuk dünyasının müdahalesiz anlatıldığı hissini vermeyi nasıl başarıyorsunuz?

TG: Zihnimde sınırları belli belirsiz, bembeyaz bir bulut gibi asılı duran bir alan var. Bilinçle bilinçaltı arasındaki çocukluk katmanı bu. Oraya ulaştığımda duyularım keskinleşiyor, olayları, imgeleri kavrayışım, ötekilerle aramdaki sınırları algılayışım değişiyor. Hani yazarın kendini bir başkasının yerine koyabilmesi önemli denir ya, bence insanın kendini çocuk kendisinin yerine koyabilmesi daha da önemli. Çünkü aslında kim olduğunuzu hatırlamak bu. Öykülerimi zihnimdeki o bulutun içinden yazmaya çalışıyorum. Bulutlar birbirine benzer. Okur da kendi bulutunu anımsıyor sanırım benimkini görünce. Edip Cansever’in dediği gibi “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.”

AY: Son iki öykünüz ile –"Başka Bir Yer", "Dedemin Kantini"– öykülerin sıralanışında bir yol takip ettiğinizi düşündüm. Öyküler nasıl sıralandı?

TG: Yaşantı sırasına, bir başka deyişle ana karakterin yaşına göre sıralandı. Bu durum olayların algılanış, kavranış ve yorumlanış biçiminin yanı sıra kullanılan dile de yansıdı doğal olarak.

AY: Yavru Vatan öykünüzde Oltu’daki sınıf arkadaşlarınız “Televizyondaki çocuklara benziyorsun.” diyorlar. Siz onlar için hangi tabiri kullanırdınız?

TG: Doğduğunuz toprakların çetin kışlarına; alçakgönüllü dağlarına benziyorsunuz.

tolga gümüşay günışığı kitaplığı ceplerine çiçek dolduran çocuk

AY: Semih Gümüş, Köprü Kitaplar’ın her birine yazdığı yazılar ile okurlara bir kapı açıyor, kitabın değerini ortaya koyuyor. Mutlaka önce o yazıları okuyup başlıyorum kitaba. Siz kitabınız için yazılan yazıyı okuyunca neler düşündünüz ve hissettiniz?

TG: Kitabımın, sevgili yayınevim Günışığı Kitaplığı’nın Semih Gümüş editörlüğünde hazırlayıp sunduğu ödüllü Köprü Kitaplar koleksiyonuna layık görülmüş olması gurur verici. Sunuş yazısında Semih Bey’in çocukları birer öykü kişisi olarak anlatmanın zorluklarını gerekçeleriyle aktardıktan sonra beni bu zorlu işin üstesinden gelebilmiş bir yazar olarak nitelendirmesi değerli bir onay benim için.

AY: Ceplerine Çiçek Dolduran Çocuk’a “Annemle babama...” ithafı ile başlamışsınız. İthafınızı okuyunca, onlara büyüyen çocuklarının çocukluğunu yeniden armağan etmişsiniz diye düşündüm. Anneniz ve babanız kitabınızı ne zaman okudu, neler hissettiler?

TG: İlk onlara armağan ettim kitabımı. Zaten dört gözle bekliyorlardı. Annem oldukça yavaş okudu. Hem bitmesini istemediğinden, hem de beni üzdüğü bir anıyla karşılaşmaktan korktuğu için böyle yaptığını söyledi. Babam bu kadar ayrıntıyı nasıl anımsadığıma şaşırdı yine. Bugünden bakıldığında Horoz hikayesi gibi yaşantıların ne kadar tuhaf gözüktüğünü, oysa o devrin normalinin öyle olduğunu dile getirdi. Özyaşamöyküsel yazılarım babamı her zaman duygulandırır ve onların kurgu kitaplarımdan çok daha fazla kalbe dokunacağına, kalıcı olacağına inanır. Bu kitap için de aynı görüşünü tekrarladı.   

AY: Nostaljik bir etki yaratmak amacı taşımayan, okuru âna taşıyan öykülerinizde genç okurlar o anlara gittikten sonra, yaşadıkları zamana neleri taşısınlar isterdiniz?

TG: Hislerine, masumiyetlerine sahip çıksınlar, kendi çiçeklerini toplamayı ihmal etmesinler, büyük hayaller kurarken avuçlarının içindeki değerleri, sıradan gözükende gizlenen incelikleri görmezden gelmesinler isterim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nobel Edebiyat Ödülünün KrizleriT. Kaiserfeld
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Pierre Macherey

22 Mayıs 2026

Güvenlik Fetişizmine Odaklanmış Bir Dü..

Batı toplumlarını köklü bir biçimde değiştiren şeylerde biri de, güvenlik söz konusu olduğunda bu denli takıntılı davranışlar sergilemek. Bizlere artık sadece korku yol gösteriyor, peki bunun ne anlama geldiğinin farkında mıyız?  Covid pandemisi esnasında dik..

Devamı..

Bir Kürtçe Direnişi ya da Mehmed Uzun

Cafer Solgun

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024