Liz Behmoaras adı kitaplığınızın vazgeçilmez imzalarından biri olmalı bence. Bugün Köpük ile başlayabilirsiniz.
Köpük, yazar Liz Behmoaras’ın köpeğinin ve İthaki yayınlarından çıkan yeni kitabının adı. Eşkıya ise, benim çok yakınlarda kaybettiğim köpeğimin adı.
Çok yağmurlu bir bahar gecesiydi diye anımsıyorum. Büyük kızımın yaşadığı Urla’daki evin mutfağının terasa açılan kapısının önünde fırtınaya dönüşen yağmuru ve uzağındaki denizi izliyorduk.
Bahçeden üç merdivenle inilen ara yolun oralardan bir ses geldi.
Zaman zaman yavru tilkilerin üşüştüğü bahçede, aynı konukların geldiğini düşünüp baktık fakat bu kere yorgun yüzlü bir Alman Kurdu bize ürkek bakışlarlar bakıyordu.

Yağmurdan ıslanmış, aç olduğu belli, kulağındaki yeşil damgasıyla, sokak köpeği olduğu belirlenmiş hayvana hemen buzdolabında duran küçük tekerlek kaşar peynirini doğrayıp, biraz da ürkerek verdik. Kızım hayvanın susamış da olacağını düşünüp hemen büyücek bir tavanın içine doldurduğu suyu da uzattı ve ânında tükettiğini izledik.
Fırtınalı gecenin uysal, fakat ürküten görüntülü konuğunun doymadığını anlayınca evde ne kadar ekmek varsa hepsini sunduk ve iştahla yemekte olduğunu izledik.
Bu yağmurda geceyi nasıl geçirebileceğini aramızda konuşuyorduk, evde iki tane kedi vardı, bu nedenle eve almak çok akıllıca olmayabilirdi, ayrıca aşısı, sağlığı vb ayrıntıları da düşünmemiz gerekiyordu. Hoş artık karnı doymuş, susuzluğu giderilmişti ve zaten sabaha kalmaz geldiği yere giderdi…
Yağmurdan korunmak için üzeri kapalı olan terasta sabahlayabileceğine göre yapılacak pek bir şey kalmamıştı.
Ya 2016 ya da 2017. Fırtına sonrası dingin bir sabaha uyandığımızda, bir gece önce gelmiş olan dev görünüşlü Alman kurdu, sevgi dolu bakışlarla terasta bizi karşıladı. Sanki bir gece öncesine teşekkür ediyor ve gitmek istemediğini anlatmayı deniyordu.
Kızıma, “Bu köpek artık bu bahçenin köpeği, adı da Eşkıya olsun” deyiverdim.
Eşkıya’nın adı bir süre sonra, kızımın İtalyan bir arkadaşının ziyareti sırasında, adam bu sözcüğü telaffuz edemediği için “Bruno” olarak değişti ve pasaportu da bu isimle çıkarıldı, ne var ki o benim için her zaman “Eşkıya” olarak kaldı.
Eşkıya’nın öyküsünü uzun uzun anlatmayacağım, çünkü bir köpeğin düşünce dünyasına girebilip onu yazıya dökme ustalığını Liz Behmoaras Köpük adını verdiği kitabında başarmış.
Köpük’ün sahibesiyle yaşadıklarının daha da ilerisini kızımla Eşkıya’nın yaşadıklarını biliyorum.
Eşkıya, kızımın yaşama sevinci ve en yakın dostu olarak onunla birlikte Grenoble’a kadar gelip orada geçtiğimiz aylarda öldü, artık çok yaşlıydı ve dayanamadı. Onunla dokuz ay gibi bir süreyi birlikte geçirdik son yolculuğuna çıkmadan önce.
Benim dördüncü köpeğimdi. İlki bir trafik kazasında ölmüştü, ikincisi oğlumu kıskandığı için bir avcıya verilmişti, dördüncüsü Mocha şimdilerde Bodrum’da yaşıyor, o da çok hasta ve yorgun. Üçüncüsü Eşkıya, benden çok kızımın köpeğiydi, aramızda kimsenin pek de fark etmediği bir dostluk vardı, Urla’ya gittiğimde, evden hayli uzakta olan sitenin girişine vardığımda fırlayıp yanıma gelmesi bu dostluğun göstergesi olarak anılarımda saklı kalacak.
Liz Behmoaras’ın Köpük kitabına dönecek olursak eğer, bunun bir romandan çok otobiyografik özellikleri olan bir “fable” olduğunu söyleyebiliriz.
Lale Pudding Shop kitabı ile, genel yazı geçmişinden kopup, bizi şaşırtmayı başaran yazar bu kez de böyle bir kitap yazarak bizi heyecanlandırıyor.
Köpük kitabında, bir köpeğin algı dünyası çerçevesinde İstanbul’da bir ailenin gündelik yaşantısını, sevme biçimlerini, tartışma konularını, düzenlerini okuyoruz. Böylelikle kitabın bir fabl olmasının ötesinde kültürel antropoloji bilimi açısından da değeri olduğunu söylemem gerekiyor.
Otobiyografik eserlerin, bilime her zaman katkıda bulunduklarına olan inancımı destekleyen bu küçük kitap Liz Behmoaras’ın kolay okunan, akıcı diliyle bezenmiş.
Kitapta ev hayvanlarının birlikte yaşama yeteneğine de Köpük’ün gözünden eleştirisel bir yaklaşım var, yazarın kediler ile köpekler arasındaki sevme eşeğini açığa çıkaran bu anlatıma katılmamak elde değil, en azından benim açımdan, çünkü köpeklerin insanlar ile olan ilişkileri, iki insanın ilişkisi ile çok örtüşürken, kedilerin ki “insan-hayvan” ilişkisi olarak kalmakta.
Türkiye’nin çok ağır deprem felaketini yaşamakta olduğu bugünlerde, hayvan sevgisinin ne olduğunu bir köpeğin anlatımıyla okuduğunuz zaman, deprem bölgesinde hayvanları felaketten kurtarmaya çalışan gönüllülerle çok daha anlamlı ve sıcak bir gönül bağı kurabileceksiniz.
Liz Behmoaras adı kitaplığınızın vazgeçilmez imzalarından biri olmalı bence. Bugün Köpük ile başlayabilirsiniz, fakat Lale Pudding Shop, Sen Bir Başka Gittin, Alman Subay’ın Evi, Suat Derviş ve diğerleri okunması gereken iyi kitaplardır.
İthaki yayınları bütün kitapların, baskısı bitenlerini yeniden basıyormuş, bu da gelen iyi haberler arasında…
Paris, 19 Şubat 2023






