Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Temmuz 2023

Öykü

O da Ölmek mi Dersin?

Roni Margulies

Paylaş

4

0


Salacak sırtlarındaki küçük balkonunda kırmızı beyaz çizgili kadife koltuğa oturmuş, bir bacağını önündeki alçak uzun masaya uzatmış, Sultanahmet’in iki minaresinin arasından batarken bulutları kan kırmızısıyla vişneçürüğü arası çeşitli renklere boyayan güneşe bakıyordu. Yanındaki üç bacaklı küçük masada yarıya yakını içilmiş, buzları erimiş viski bardağı ve kapağı açık Kaweco marka dolmakalem duruyordu. Günün yorgunluğunu çıkarıyor, viskinin verdiği rehavetle birazdan uyuklamaya başlayacak zannedilebilirdi. Göğsüne saplanmış kırmızı plastik saplı büyük ekmek bıçağı hariç her şey olması gerektiği gibiydi.

Beyaz tişörtünde bıçağın alt kenarından aşağı doğru, garip bir şekilde Kızılırmak’ın çizdiği kavisi hatırlatan ince kırmızı bir çizgi oluşmuştu.

Uzun masada ayağının hemen yanında duran, dörde katlanmış 24 Haziran tarihli Nırp Gıvort gazetesinin bulmacası eksiksiz çözülmüştü. Ermenice bilmeyenler için hepsi u veya n’ye benzeyen harflerin oluşturduğu cevaplardan biri kalın ve düzensiz bir çizgiyle daire içine alınmıştı. Kaweco kalemin sahibi yaşıyor olsa bilmeyenlerin soracağı soruyu cevaplayabilir, “Bu son fasıldır ey ömrüm” diyebilirdi. Ama kimse sormadı, o da zaten yaşamıyordu.

Burgaz’dan kalkan 10.30 Beşiktaş vapuru beş dakika sonra Kınalı’da durmuş, yolcu almış, tekrar kalkmıştı. Şehirde işi gücü olanlar bir önceki vapurla gitmişti, olmayanlarsa bu sıcak ve nemli havada şehre inmeyi akıllarına bile getirmemiş olduğu için vapur neredeyse boştu. Kıç tarafta iki çocuk sigara içiyor, burundaki açık bölümde ise üç beş kişi telefonlarında önemli işler hallediyordu. Çaycı tepsisini doldurup güvertelerde satışa çıkmayı bile gereksiz bulmuştu.

Vapurun Beşiktaş İskelesi’ne yanaşırken yavaşlamadığını kimse fark etmedi. Çok hızlı gelmiyordu zaten ama zamanında duracak gibi de değildi. Adalara gitmek için iskelede bekleyenler dokuz kişiydi. Üçü aralarında sohbet ediyor, diğerleri ufka, Çamlıca Tepesi’ndeki yeni camiye veya göremeyeceklerini bile bile geleceğe bakıyordu. Şehir Hatları’nın çalışanı, haftada sadece bir geminin gelip demirlediği küçük bir taşra limanındaki yalnız görevli gibi görmeden, algılamadan vapura bakıyordu. Atılan halatı tutacak, babaya saracaktı. Ne vardı ki algılayacak?

Fahri Korutürk vapuru hızla ve dosdoğru yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı ve tonlarca çeliğin tonlarca betonla kavgasının insan kulağına sığmayan, insan beynini aşan sesiyle Barbaros Hayrettin İskelesi’ne çarptı; vapurun alt yarısı mücadeleyi kaybedip yok olurken, üst yarısı karaya çıkarak yoluna devam etti, bekleme salonunu yıkarak asfalta ulaştı ve karşı kaldırımdaki Shangri-La Oteli’ne ulaşamadan durdu.

Önce kısa ama çok derin bir sessizlik, onca gümbürtüden sonra herkese o güne kadar hiç duymadıkları kadar sessiz gelen bir sessizlik oldu. Sonra çığlıklar ve bağırışlar. Koşuşmalar. Daha sonra polis, itfaiye ve ambulans sirenleri. Toz bulutlarıyla moloz yığınlarına dalanlar. Enkazın derinliklerinden çıkıp yaralı olup olmadıklarını anlamaya çalışan, üstlerini başlarını yoklayan yolcular...

İskelenin çıkışında simit satarken vapurun gelişini gördüğünden değil gürültüden korktuğu için tezgâhını bırakıp kaçan iriyarı bir delikanlı, belki de koşarak kaçmış olmayı kendine yediremediği için bilet gişesinin yıkıntılarını aştı, vapurun burun güvertesine çıkan merdiveni buldu, tırmandı ve yukarıda hepsi yerlere savrulmuş ama hiçbirinin burnu bile kanamamış yolcuları bulup sağ salim merdivenden inmelerine yardım etti. Bu kahramanlığının hiçbir televizyon veya gazete tarafından haberleştirilmemiş olması yıllarca içinde ukde olarak kalacaktı, ama o gün henüz bunu bilmiyordu.

Polis ve kurtarma ekipleri duruma el koyduktan bir süre sonra kaptan köşküne ulaşıldı. Dümen ortasından çatlamış, yerinden çıkmış, bir parçası kaptanın kucağında oturuyor, diğeri yerde yatıyordu. Pencerelerin hepsi patlamış, yerleri cam kırıkları kaplamıştı. Kaptan koltuğunda oturuyordu. Felaketin şokunu üzerinden atamamış, donakalmış sandılar. Komiser yerdeki camları çıtırdatarak yürüdü, yanına geldi, kaptanın omuzuna sevecen olduğunu umduğu bir yumuşaklıkla dokundu. Kaptan kaykıldı, koltuğundan kaydı, sırtüstü yere yığıldı. Kalbine saplanmış ekmek bıçağının kırmızı plastik sapı güneşte parıldayıp komiserin gözlerini kamaştırdı.

Arka cebindeki Nırp Gıvort gazetesi kaptan yere düştüğünde cepten kurtulup yerdeki kırık bir lomboz kapağının altına kaymıştı. Ceset polis tarafından incelendi, fotoğrafları çekildi, adli tıp görevlileri tarafından götürüldü. Gazete hiç kimsenin dikkatini çekmedi, geceyi düştüğü yerde, lombozun altında geçirdi. Ertesi gün temizlik ekipleri tarafından ahşap, metal ve plastik döküntüleriyle birlikte derdest edilip bir konteynere, sonra da bir kamyona yüklendi, atıldığı çöp yığınında yediği ilk yağmurla birlikte aslına rücu etti, selüloz hamuruna dönüştü.

Dikkat edip bakan olsaydı, önce Ermeni olmayan kaptanın cebinde bu gazetenin bulunmasına şaşırır, sonra da gazetedeki bulmacanın tamamen çözülmüş olduğunu ve yukarıdan aşağı 7 numaralı cevabın dolmakalemle daire içine alındığını görürdü. Ve bu dikkatli kişi Ermenice biliyor olsa cevabı okurdu: “Adalardan bir yar gelir bizlere.”

Salacak’taki ceset iki hafta boyunca o rahat koltukta oturdu, ölümle her gün biraz daha senli benli oldu, barıştı. Barıştıkça kokmaya başladı, koku giderek arttı.

Tek çocuktu, annesi onu çok geç yaşta doğurduğu için yaşayan amcası, teyzesi, o kuşaktan tek bir akrabası kalmamıştı. Yaşıtları olanlarla da arası yoktu. Yalnızlığı seven, ne kadınlarla ne erkeklerle arkadaşlık etmekten hoşlanan bir adamdı, geleni gideni olmazdı. Olmadığı için, eksikliğini hisseden de olmadı.

Hiçbiriyle tek kelime etmemiş olduğu üst kat komşuları daire kapısının önünden her geçtiklerinde daha belirgin ve daha dayanılmaz olan kokuyu nihayet polise haber verdiler. Komşuları rahatsız etmiş olduğunu bilse sevinirdi, ama öldükten sonra ünlü olmanın anlamsızlığı gibiydi bu da, sevinemedi.

Bir bütün gün boyunca küçük, düzenli, derli toplu dairede aranan olay yeri ekipleri, polisler ve Üsküdar’da çözdüğü karmaşık suçlarla isim yapmaya başlamış olan Komiser hiçbir şey bulamadı. İlgilerini çeken hiçbir şey olmadı. Alt ve üst katlardaki bütün komşularla konuştular, hiçbir şey öğrenemediler. Cinayetle ilgili olarak görüşebilecekleri, maktul hakkında bilgi alabilecekleri tek bir kişi bile çıkmadı ortaya. Apartmanın tam karşısındaki bakkal birkaç hafta önce kırmızı şemsiyeli, kırmızı şapkalı bir kadının birkaç kere kapıdan girdiğini görmüştü, ama ne kadının kimi ziyaret ettiği tespit edilebildi ne de izinin sürülmesini sağlayabilecek herhangi bir bilgi bulunabildi.

Polislerden biri masanın üzerinde duran, iki hafta güneşin altında kaldığı için sararmış, neredeyse okunamayacak kadar solgunlaşmış gazeteyi eline aldı, baktı, “Ne lan bu,” dedi. Yanındaki polis, “Gazete oğlum, manyak mısın,” deyince, “Onu demiyorum be, nece,” diye sordu. Öbürü baktı, “Gâvurca, görmüyor musun,” dedi. Masanın üzerine bıraktığı gazeteyle bir daha ilgilenen olmadı.

Ekipler akşama doğru cesedi de alıp gittiklerinde Komiser gitmedi. Cesedin koltuğunda oturup güneşin batışını seyrederek düşündü. Düşünceleri önce cinayet hakkındayken bir iki saat sonra kendi hayatına doğru kaydı. Kalktığında ne biri ne öbürü hakkında yol alabilmişti. Havanın iyice kararmış olduğunu o zaman fark etti.

Kaptanın çok sosyal, çok konuşkan, çok gezip tozan bir adam olduğunu polis birkaç saat içinde öğrendi. Seveni de sevmeyeni de, eski ve yeni sevgilileri de çoktu. Polis bunların hepsini buldu ve sorguladı.

Sendikanın aktif üyesiydi, polis sendikadaki arkadaşlarını sorguladı.

Evinde saatlerce arama yapıldı. Müdavimi olduğu kahve ve meyhaneler ziyaret edildi.

Edilmesi gerekiyordu, cinayetten ibaret değildi çünkü olay. Bir Şehir Hatları vapuru ve bir iskele de katledilmişti.

Gerekiyordu ama edilemedi. Hiçbir şüpheli şahıs, hiçbir ipucu bulunamadı. Olay yeri kendi kendini imha etmiş olduğu için zaten oradan herhangi bir bilgi çıkacağı ümit bile edilmemişti.

Vapur Beşiktaş’a yaklaşırken kıç güvertesinde sigara içmekte olan iki delikanlıdan biri, kaptan köşküne bir ara kırmızı kıyafetli bir kadının girdiğini söylemişti. Ama ne diğer delikanlı ne de yolculardan herhangi bir başkası vapurda kırmızılı bir kadın görmüştü.

Kadın kırmızı kıyafetiyle dosyada kaldı ve birkaç ay sonra dosya kapandı.

Pangaltı’da Üstüntürk Apartmanı’nın kapısını çalan kadın otomatiğin uzun cızırtısını duyunca belleri tabancalı iki güvenlik görevlisinin arasından içeri girdi, adamlardan birine nüfus cüzdanını bıraktı, asansöre binip üçüncü kata çıktı. Kapısının üzerinde iki ayrı alfabeyle Nırp Gıvort - Haftalık Gazete yazan daireye girdi. İki küçük masanın birinde sekreter, diğerinde kapıdan giren kişinin kadın olduğunu görüp rahatlayan üçüncü bir güvenlik görevlisi oturuyordu. Arkalarındaki duvarda solda Atatürk’ün kalpaklı, sağda küçük bir çocuğun aklındaki Tanrı’yı andıran beyaz sakallı bir din adamının süslü ama simsiyah kıyafetli portresi asılıydı.

“Ooo, bu haftaki bulmacamız geldi,” dedi sekreter kadın. “Buyur otur, bir kahve yapayım sana.”

Kahvelerini yudumlarken güvenlikçi çam yarmasının önünde cemaat meselelerine girmek istemedikleri için havadan sudan konuştular, çoluk çocuk, eş dost dedikodusu yaptılar.

Konular tükendiğinde bulmacacı kadın kalktı, üzerindeki ince bluz ve etekle tam uyumlu olan cart kırmızı el çantasından bir dosya çıkardı, dosyanın içinden üzerinde dolmakalemle yazılmış bulmaca olan sayfayı alıp masaya bıraktı. Sekreter sol bacağının yanındaki çekmeceyi açtı, sayfayı bir başka dosyaya özenle yerleştirip çekmeceyi kilitledi. Soldan sağa 18’in, “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin” olduğunu gazetenin bulmaca meraklıları henüz bilmiyordu.

Kırmızılı kadın kapıyı açtı, “Haydi, iyi çalışmalar,” dedi. Asansörü beklerken, “Bu akşam bir sevgiliyle daha ipleri koparacağım, iyi şanslar dile bana,” diye seslendi, cevabı beklemeden çıktı gitti.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Modern Dünyanın Anlatı KriziStuart Jeffries
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

13 Temmuz 2025

Vizesiz Tatil Yapabileceğiniz Yerler

Farklı kültürler tanımak ve yeni yerler keşfetmek istiyorsanız, bütçenizi yormayan bir tatil için Türkiye’den vizesiz gidilen ülkeleri tercih edebilirsiniz. Hem kolay hem de ekonomik yurt dışı tatili için sadece pasaport ve kimlik kartıyla gidilen çok sayıda yer b..

Devamı..

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

Çağnam Erkmen

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024