Uyanışa Avuntu
8 Şubat 2019 Edebiyat

Uyanışa Avuntu


Twitter'da Paylaş
1

Bana hep kasidelerin soluğuymuşsun gibi geliyorsun. Madem öylesin, derin bir nefes alıp, dört kapıdan oklu okkalı bir giriş yapalım. Ölüm Ada Limanı’na  demir atmış, evde matem var, keder püsküllenmiş kalpte direnç var naşidem.  Kar, kuşların rızkını örtmüş, mevsimde burukluk var zahidem. Eğilmiş başımıza davranıp, çenemizden tutup, narin elleriyle uzakları gösteren, haydi dağın kuzeyine tohum, denizin meltemine martı olanlara selam verelim diyen bir leyl var. Lakin hiçbir şey saçların kadar yakışmıyor hayata. Saçlarının rengi ne? Saçların kısa mı? Bilmiyorum. Kulağa hoş gelen nağmesin, onu iyi biliyorum. Zarifsin.

Zarafetinle bizden ne istiyorsun!

Bedenindeki her ünlem eksikliğimiz, her nidan kışımıza kıyamet, ömründen giden her gün biyografimize eklenen zaman. Mezar taşlarına yazılanları değiştirdiğine göre muktedirler sen kuntlaşmış sesimizle yıkamayacakları işaret taşları dikiyorsun, isminden harf eksiltirken ismimizi unutturmamak için sıfata ayna tutuyorsun ki tarih yolunu dolanmadan yürüsün, zaman gevelemeden konuşsun. Üstelik bizden bir ömür kuşlara yuva olacak hayat ağaçları, çocuklar dadansın diye erik ağaçları dikmemizi istiyorsun. Sevgili gibi başımıza dikilip mahmur gözlerimize, uyuklayan duyarlılığımıza su serpiyorsun, vazgeçmiyorsun bizden. Bizim senden vazgeçeceğimizi mi sanıyorsun?  Şafağa uyanan kentlerin direngenliğiyle, madencilerin çığlığıyla, doğanın ahıyla yekvucut olmuş, kenetlenmiş yüreklerimize sorumluluk ilmikleri atıyorsun.

Yalınsın.

Yalınlığınla durmadan belleğimizi kazıyorsun!

Yaşanmışlıkları, rüyaları geleceğin farklı çekmecelerinde biriktirirken, yazıp da dostlara gönderemediğimiz siyah beyaz kartpostallarda örgütlüyorsun ayrıntıları. Dağa şerh, denize mesafe koyuyorsun. Kargaşaya türkü çatıyorsun, kalbim kulağına çöl kesiliyor. Anılarda derişmiş fotoğrafları yakıyorsun, şahdamarım senin için nabızlanıyor. Çölsün.

Çölsün, çünkü çölsün.

Kırılganlığına hiçi okumuyorsun, dinginliğinle erkin derinliğine nıççç çekiyorsun. Geri çekilmiyorsun. Uyanışa avuntu oluyorsun. Taşın kâbusuna kadife örtü seriyorsun. Kanı koklamaya müptela olmuşların burnuna gül tutuyorsun. Martavallarına masal okuyorsun. Varı yok etmelerine karşı koyup yoku vara tahvil ediyorsun. Kendini yeniden yoğurdun, seni yoranlara karşı bitmez tükenmez direniş duygunla allak bullak ettin kıyıcının zulmünü. Taşsın.

Taşısın sokağa açılan özgürlük merdivenimizin.

Ahırlarda yanan atları, öldürülen dağ keçilerini düşünüyorsun. Denizine küsüp kıyımıza vuran balıkları açıklara bırakıyorsun. Denizin enginine göçsün istiyorsun. Duygusuzluğumuzun mührünü kırıyorsun. İlk duygumuza bizi konuşuyorsun. Süpürülmüş bilcümle şeyin üstündeki sümeni çekip çıplaklığımızı elimize veriyorsun. Çıplaklığımız iki büklüm olmamıza izin vermiyor. Kapıyı açık, bilinci açık, insanı âşık istiyorsun. Âşıksın

Âşıksın gül için gizleşiyor gözlerin.

Zamanı sırtlamış, gitmeye revan olmuşsun. Uzun yürüyüşe çıkmışsın.  Göçmüş kuşlarımızı bulmaya gidiyorsun. Gel gitme kalbimize gel, orada kur ne kuracaksan, orada söyle ne söyleyeceksen. Gel gitme, kal bu hayatta ey Kara. Mülemmasın.

Mülemmasın, her bir dizesi barışın dört kapısı kalbimizde.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Birsen İnal
'Mülemmasın, her bir dizesi barışın dört kapısı kalbimizde... ' Muhteşem bir yazı, kutluyorum Sevgili Yayıncımı
11:04 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR