Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Nisan 2017

Edebiyat

Thomas Mann ile Hermann Hesse’nin Sandığı

Semih Gümüş

Paylaş

19

0


Birinin acısı öbüründen geliyor.
Semih Gümüş
Yükselişini her zaman sürdüreceği sanılan bireyin Birinci Savaş’ta aldığı sert darbeden sonraki çöküşü, ikinci bir vahşetle onun âdeta yok oluşa itilmesine yol açtı. Geçmişteki büyük felaketler yaşanmamış gibi. Hayat, acımasız yıkıcılarının ayakları altında kişiliğini, kimliğini, değerlerini kaybederken hayalleri de yok ediyordu. Yaşananların unutulmayacağını herkes bilir ama gözyaşlarıyla sulanan vadilerin kuraklığını sonra gelen kuşaklara kim anlatacak. Tarihin sakladığı acıları o anda yeniden yaşanıyormuş gibi, yani gerçeği gerçekten daha iyi yalnızca edebiyat anlatabilir. Hayatın tek belleği, yaşananları hiçbir zaman unutmayan edebiyat. Thomas Mann ile Hermann Hesse, ülkeleriyle birlikte bütün Avrupa’da uygarlığın yok edilmeye çalışıldığı savaş yıllarında süren dostlukları içinde birbirlerine pek çok mektup yazmış. Hermann Hesse’nin, hayatı boyunca insanların kültürel eğitimlerine katkıda bulunmak için üç bin eleştiri ve kitap tanıtım yazısı yazdığını bilmek ne düşündürür? Benzersiz bir özveri, yaptığı işin kutsallığına adanma. Belki yazmayı hayal ettiği kitaplarından vazgeçmeye neden olan görev bilinci. Acaba bugün uzaklaştığımız ama önceki yüzyılın başından son çeyreğine kadar bambaşka bir hayat anlayışının ürünü mü sayılmalı Hesse’nin çalışkanlığı. Bunların anlamını bugün anlatmak artık zor. Thomas Mann’ın kendiliğinden gelen soylu kimliği, yaşadığı hayata karşı sorumluluk duygusunu aşındırmadı. Hesse ile aynı kültür ortamı içinde uzaktan uzağa karşı karşıya geldiler elbette. Üstelik Hermann Hesse, ünü çabuk yayılan Thomas Mann hakkında yirmi altı yaşında yazdığı yazıda onu kıyıcı sözlerle eleştiriyor ama altı yıl sonra bu kez, “Müthiş tasvir etme yeteneği ile gelişmiş şüpheci aklı engelleyen Thomas Mann, yaratıcı edebiyattaki belki de tek entelektüel” sözleriyle yüceltiyor. Sanılmasın ki o son gelinen yerde kalınacaktır. Hesse, Thomas Mann’ın romanlarına dönük sert eleştirilerini sözünü sakınmadan yazmayı sürdürür. Hep böyle değil midir... aynı kuşağın içinden çıkmış iki gözde sanatçı arasında yüksek bir gerilim hattı oluşur ve iki taraf, için için kendilerini yerken karşılarındakine de sivri dilleriyle dokunur. Almanya’nın olağanüstü sarsıntılarla geçen yarım yüzyılı içinde birer anıt gibi yükselen iki büyük yazar arasındaki dostluk ve çatışmalı ilişkinin mektuplarıyla günümüze kalması büyük bir şans. Önümüzde bir mücevher sandığı var. Kanlı topraklardan çıkmış mücevherler. Mektuplar* adıyla yayımlanan kitaptaki ilk mektup Thomas Mann’dan Hesse’ye, 1 Nisan 1910’da Münih’ten yazılmış. Özellikle Majesteleri Kral romanına yöneltilmiş sert eleştiriye Mann’ın anlayışla karşılık verdiği mektup bu. Karşıda, “Biz, Thomas Mann’dan bir kez olsun, okuru hiç düşünmediği, kimseyi baştan çıkarmaya ve kimseye alaycı yaklaşmaya çalışmadığı bir roman okumak istiyoruz” diyen sıkı bir eleştirmen var. Öylesine söylenmiş gibi duran ama ağırlığı altından çıkmanın epeyce zor olduğu sözler. (Mektuplar’da Hesse’nin bu eleştiri yazısına da yer veriliyor.) Thomas Mann’ın toplumsal sorumluluk duygusu, yazdıklarının üslubuna yerleşmiştir. Hermann Hesse’nin yaratıcılığı da dili güzel kullanmasını sağlamış. Sonra Nazilerin ayak seslerinin yol açtığı tedirginlik iki dostun mektuplarına girmeye başlar. Hermann Hesse, 18 Mart 1934’teki mektubunda, “Eğer bir anlığına tarihi yönlendirmekle yükümlü olsaydım ne isterdim ya da nasıl bir hükme varırdım, doğrusu tam olarak bilmiyorum. Herhalde, Fransa’yı Ren üzerinden Almanya üstüne yürütür ve Almanya’nın birkaç yıl içinde kazanabileceği savaşı şimdi kaybetmesini sağlardım” diye yazıyor. Thomas Mann, 7 Ağustos 1934: “Ağır bir yaşam ve çalışma buhranı içindeyim Almanya’da olanlar beni öyle çok etkiliyor, ahlaki ve eleştirel vicdanımı öyle örseliyor ki artık elimde olan sanatsal çalışmalarımı devam ettirebilecek durumda değilim.” H. Hesse, 13 Kasım 1940: “Gözlerimi kapatıp şu bozulmuş dünyaya arkamı dönebilmeyi her şeyden çok isterdim.” T. Mann, 13 Temmuz 1941: “Bir buçuk asırdan daha uzun süredir Alman entelijansiyasını zehirleyen Alman ulusalcılığı ve ırkçılığı eğer kendini tamamen yakıp kül ederse, bu bütün dünyaya yayılacaktır. Ben yine de, bu dünya savaşının akıbetinden umutluyum. Sonuçta insanlığın büyük bir kısmı iyi tarafta.” Hesse’nin yetmiş beşinci doğum gününde Thomas Mann, “Sakın benden önce ölmeyin!” diye yazıyor. Hesse’nin ona yanıtı da, “Dostum, benden önce ‘ölümlülüğü kutsamanız’ durumunda, bunu öfkeye veya kutsamaya kalkışabileceğimi zannetmiyorum, bilakis son derece kederli ve sessiz olacağım” biçiminde. Birinin acısı öbüründen geliyor. Sonunda Thomas Mann, Hermann Hesse’den yedi yıl önce öldü. İki büyük yazarın mektupları, tarihin en acılı dönemlerinin içinden çıkmış, hüzünlü ama insana güç veren bir ışıklı yol çiziyor. *Mektuplar, Hermann Hesse-Thomas Mann, Çeviren: Nuriye Gülmen, Timaş, Şubat 2017, 410 s.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Her Nesne Bir Sanat Eserine Dönüşebili..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

16 Şubat 2025

Hayattan Notlar

HaikularSardunyalarınÜstü çiğ kaplı                         Yavru kuşlar uçuyor Bir çocuk içindekiTomurcuklarlaKaplanmış mezar Pire ne yiyorsun yeZıplayıp durmaUykum kaçıyor Pardon, birine benzettimDireksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merke..

Devamı..

Sağlıklı Yaşam Endüstrisinin Tatsız Ta..

Andrzej Tokarski

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024