Gecenin sesini dinleyen bir adam oldum şimdi, bir anda olup bitti. Kesinlendi her şey: Bir rıhtıma varmak istiyorum. Balkonumdayım arada odama girip duvardaki ölüdoğa resmine bakıp tekrar balkona dönüyorum. Küçük sesler işitiyorum, bir kibrit sesi, argın bir insan. Galiba böceklerin hışırtısı, iyice odaklanırsam belki yıldızların da sesi… Duymak istediklerim bunlar değil, ben bir ağacın büyüme sesini duymak istiyorum, çok iyi biliyorum, nenem dediydi: Ağaçlar büyürken ses eder diye. Bir de uyuyan bir çocuk sesi. Bana yeterdi bunlar, belki ererdim her nereye ulaşmak istiyorsam. Ama olmayacak bu, etim bırakmayacak. Vücudumun sesi geliyor şimdi: zonklama. Sağır bir ses bu, tıknefes kalıyorum, kendinden başkasını bilmiyor. Korkuluklara iyice abanıyorum, başka bir ses var mı diye. Şu evrenin ortasında bir ben olmayı ne çok isterdim. İşte karımın sesi: küçük iniltilerle uyuyor, yoruldu bugün ev baktı bize. Bu da bir ses: ev bakmak, şehrin boğuntulu sesi. Artık ses olmayan sesleri de duyuyorum şimdi içimde, bunlar anıların sesi. İçrek bir hal alıyor sesler, bazen dural bazen devingen bazen de ikisi bir. Nicedir kendimi tadıyorum, ama kötü bir tat bu; beni balkonuma iten, orada tutan saltık bir tat. Daha az evvel, uyumadan önce karım, uzaklardan oluyor bunlar hep, bakma dediydi bu kadar, tuhaf bir kösnüye bürünerek iş yerinde değişiklik yap mesela, ilk iş masanı pencerenin önünden çektiriver, koskoca müdür yardımcısısın sen demişti. Söylerim, Naif’in yerine geçerim demiştim ben de. O, ağzının köpüklerini temizlerken balkonuma dayanmıştım. ‘bize ev baktım’ bir kovuk oldu içimde, kıstırır şimdi içimi. İçime sığacak birileri kaldı mı? İşte bir kahkaha ışıdı ve kayboldu. İşte bir köpeğin uğultuya benzer havlaması. İşte arabalar geçmeye başladı yoksa zaten geçiyorlar mıydı? Bu balkona çakılıp kalmaktan ürküyorum, sorsa mıydım acaba: Bize baktığın evin balkonu var mı diye. Yüreğim kanatlanıp uçsa, inse vücudum şuracığa.
Bitse.






