Sokağın karşısında, apartmanın altındaki kafenin ışıkları kapandı. Saat kaç olmuş farkında değildim, epey geç batıyor güneş, gidip ışığa bastım. Fırındaki olmak üzereydi. Evi tarçın kokusu sardı. Kafe açılalı iki yıl oldu. Önceden eski püskü bir depoydu, gireni çıkanı belli değildi. Tekinsiz bir yerdi. Tam karşımız olduğu için perdem hep sıkı sıkı kapalıydı. Hoş şimdi de hiç tanımadığım insanlar gelip gidiyor. Ama bu insanların bir melodisi var, yürürken bir endamları, içimde ne varsa her gelende onu görüyorum. Alıştım artık. Şu şehre geldim geleli evin içinde de dışında da en aydınlık geceler bu kafe açıldığından beri. Burası açılmasa bizimle beraber tozlaşıp havada asılı kalan bu evde kalır mıydım bilemiyorum. Rıfat yeni bir iş bulduğunda taşınacaktık. Yeni bir iş, yeni bir şey olmadı. Evin eski oluşuna tezat bu yokuşlu sokaktan inince denize açılıyor yollar. İnsem o yokuştan ve geri dönmesem nasıl olurdu her sabah, her akşam ve rüyamda bunu düşünüyorum. Bu yanılgıya düşüp, çaresizce bir erkeğin eline bakmak için erken, kafeye gelen sevgililere imrenmek için geç bir yaştayım. Yolun yarısına gelişimi bu hayatta bu gece ben eski oymalı ceviz şifonyerimle beraber kutladım.
Annemin en sevdiğim bal kabaklı kekinden yaptım. O şimdi mutfaktan çıksa elinde iki bardak çayla. Otursak ve bana, Neden hiç aramadın beni? dese. Neden anne? Gözümü dünyaya kapatırsam sen de yok olursun belki diye mi? Peşimden gelen bir çocuk yok olur, bir adam yok olur diye mi?
Kekin üstünde bir mum, çayımı da alıp pencerenin önündeki şifonyerin üstüne koydum. Perdeyi sonuna kadar açtım. Ne güzel cuma gününe denk geldi. Kafede cuma akşamları doksanlar partisi yaparlar genelde. Bugün de var belli, çok kalabalık. Tabağımı alıp gidip yanlarına otursam, ne diyeceğim. Kimi anlatacağım. Tüm yollarımı kapattım. Sabahları koşa koşa gittiğim işimden istifa edip burada kukumav kuşuna döndüm. Buzdolabının üstünde bir listem var. Yapılacaklar, alınacak eğitimler. Hepsi içi boş koca bir yalan. Yollarıma kendim taşlar, ağaçlar yığdım. Çalışma masası yerine eskiciden aldığımız ceviz şifonyerim var. Rıfat, “Sen zaten böyle eski, ruhu olan şeyleri seviyorsun,” dedi. “Daha sonra büyük bir çalışma masası alırız, rahatça çalışırsın.” Denize bakan büyük bir evimiz olacağı için biraz beklemeliydim. Bu hayal senin Rıfat. Hayal senin, ben seni sadece kandırıyorum.
Mumu yaktım.
Kafeye her gün beyaz üstüne siyah lekeleri olan av köpeğiyle beraber bir adam geliyor. Her geldiğinde arka arkaya iki espresso içer. Köpeğinin adı Yuri, adamın adını bir türlü duyamadım. Pencereden cevizle birlikte onları izlediğimizi görür; yine de dönüp bakmazdı. Adam köpeğine delice âşık. Aynı renk tişört, aynı renk tasmayla görüyorum hep. Kucağına yatırıp huzurla aşkla seviyor köpeğini. Kahveci arkadaşı olmalı ki her geldiğinde, hemen hemen her gün, uzun ve demli sohbetlere dalıyorlar. Bende onlar sohbet ederken en sevdiğim şarkı listesini açıp kendime uzaktan bakıyorum. Geçtiğim sokaklar, oturduğum kahveciler, sırtımı dayadığım duvarlar, ağaçlar hepsi birer birer cama dönüp kırılıyor.
Köpekli adam bir gün kafasını kaldırıp pencereye, bana baktı. Bana. Beni fark ettiği için mi baktı. Gayri ihtiyari bakışlarını etrafta mı dolaştırdı bilmiyorum.
Rıfat aradı. Bu gece geç gelecekti. Öyle uzaktı ki bana, bugün hangi gün olduğundan bir haber. Öyle çok dışındaki… Arkama bakmadan kaçarken kalabalık yaşamımdan, inzivaya çekileceğimizi ve birbirimizi iyileştireceğimizi sanmıştık. Ama ikimizde o kişiler değiliz. Hayatta olduğumuzu, bu evde olduğumuzu, her gece bu yatakta sırt sırta veren o iki kişi olduğumuzu anlamamız için birbirimizin suratına bakıyoruz. Beni bu dar çembere o mu sürükledi, ben mi onu çektim içine. Bilebilir miyiz?
Müzik yavaş yavaş başladı. İnsanların toplanmasını bekledim biraz. Daha kalabalık bir kutlama yapmak istedim. Rengârenk insanlar geldi, müzik yükseldi, kahkahalarla birleşip bir uğultuya dönüştü. Bugün gelecek mi acaba. Böyle kalabalığı seven birisi gibi durmuyor. Gözlerimi kapattım. Kendime inanmaz bir edayla derin bir nefes aldım. İsteksiz; ama itiraf edemediğim bir niyetle üfledim mumu.
Gözlerimi açsam, kolumu dayadığım bu ceviz şifonyer ormanda bir ağaç olsa, ben ağaca sırtımı yaslasam. O köpek yanıma gelse, bana sokulsa ve ben onu büyük bir aşkla sevsem.






