Kasvetli Ev ve Jane Eyre’da Salgın ve Sosyal Mesafe
25 Mart 2020 Edebiyat İnsan Roman Sağlık

Kasvetli Ev ve Jane Eyre’da Salgın ve Sosyal Mesafe


Twitter'da Paylaş
1

Hepimiz karanlık bir koridorda yürüyen çocuklar gibiyiz. Ancak diğer birçok açıdan elbette şanslıyız: Koronavirüs, Dickens’ın Kasvetli Evi’ndeki çiçek hastalığı ya da Brontë’nin Jane Eyre’da değindiği tifo kadar ölümcül değil.

Charles Dickens’ın Kasvetli Ev’inin otuz birinci bölümünde Esther Summerson, onunla birlikte oturan genç kız Charley'nin çok hasta olduğunu fark eder. Esther, o ve evde çalışan Charley’nin ateşi çıkan başka bir karakter olan bir çocukla vakit geçirdiğini biliyor. Charley, “Sanırım hastalandım,” dediği sırada Esther, evde yaşayan diğer kişilerden biri olan Ada Clare’in sesini duyar. Esther hemen harekete geçer: “Odamla güzel oturma odamız arasındaki kapıya gittim ve onu kilitledim. Tam zamanında bunu yapmayı başardım, elim anahtarın üzerindeyken kapıyı çaldı.”

Esther Summerson, edebiyatın en büyük kahramanlarından biridir, çünkü zor olduğunda bile sosyal mesafe ve soyutlanmanın hayati önemini anlar. Dickens hastalığı adlandırmaz, ancak açıklamalarına göre Charley ve Esther çiçek hastalığına yakalanmış gibi görünüyor. Esther kendini kaybetmeden önce baktığı ve şimdi ona bakan Charley’e kimseyi, özellikle Ada’yı içeri almaması için söz verdirir. “Hastalandığımı öğrendiğinde içeri girmeye çalışacak. Onu buradan uzak tut Charley, beni gerçekten seviyorsan sonuna kadar uzak tut!” Charley genç olmasına rağmen bir o kadar korkunç olan bu görevi yerine getirir: “Ada’nın gece gündüz kapının dışında ağladığını duydum; bana acımasız olduğumu, onu sevmediğimi söylediğini duydum; dua edişlerini ve bana bakması, beni rahatlatması için içeri girme isteğini dile getirişini, yalvarmalarını dinledim. Charley bu sürede bana sadık kaldı, küçük elleri ve büyük kalbiyle kapıyı kapalı tuttu.”

Ada böylece güvende kalır.

Kasvetli Ev Louis Pasteur ve Robert Koch hastalığın modern mikrop teorisini geliştirmeden önce, 1852-53 yıllarında seri olarak yayımlandı. Sosyal mesafe, bilimsel çözümlerin yokluğunda – KOVID-19’da olduğu gibi – hastalığın yayılmasını önlemek için önemli bir araçtır. Hastalığa, dünya nüfusunun bağışıklığı olmayan yeni bir koronavirüs neden olur. Sinsi özelliklerinden biri, bazılarında hafif semptomlar gösterip kronik rahatsızlığı ya da daha farklı sağlık sorunları bulunan diğer insanlara bulaşmasıdır. Imperial College London'da geliştirilen bir model, hiçbir şey yapılmazsa iki milyondan fazla Amerikalının öleceğini gösteriyor, ancak sosyal uzaklaşma ve izolasyonla başarılabilecek şeyler var. Halka açık toplantı yok; okulları kapatın ve uzaktan eğitime geçin, seyahat ve on ya da daha fazla kişiden oluşan toplantılardan kaçınmak için elinizden geleni yapın. Aileniz dışındaki insanlardan uzak durun ve bunları, tanıdığınız kişilere virüs bulaşmamış olduğunu düşünseniz bile yapın. Bunkara uyarak yeni vakaların sayısını azaltmak, hastaneler üzerindeki yükü azaltmak için yapabileceğimiz en önemli şey. Bunları yapmak kolay değil, yalnızlık sıkıntı verebilir ama umutsuz hissetmemize gerek yok. Esther’de olduğu gibi, hepimizin eli anahtarın üzerinde.

Esther ve Charley’nin hastalığı bazı kişisel sonuçlar doğurur. Esther hastalığı atlatınca Leydi Dedlock onu ziyaret eder ve onun annesi olduğunu söyler. Esther yüzündeki yaralara müteşekkirdir, Leydi Dedlock’a olan benzerliği azalmıştır ve böylece bu sırrı koruyabilecektir. Buna karşılık, Dickens’ın romanından altı yıl önce yayımlanan Charlotte Brontë’nin Jane Eyre’ı salgının nasıl yavaşlatılabileceğine dair dersler vermekle kalmayıp salgın sonrası neler olabileceğini gözler önüne seriyor. Jane on ya da on bir yaşındayken tifo, onu hor gören teyzesi tarafından gönderildiği yetim okulu Lowood'da çok yaygındır. Jane’in anlattığına göre Lowood kasvetli bir yerdir, “yarı açlık ve ihmal edilmiş soğuk algınlığı, öğrencilerin çoğunu enfeksiyon kapmaya yatkın hale getirdi. Seksen kızın kırk beşi aynı anda hastalandı.” Lowood'daki yaşamın betimlemeleri, Brontë ve kız kardeşlerinin Cowan Bridge'deki Clergy Kız Okulu’nda yaşadıkları deneyimleri yansıtıyor. Bazı kızların “onları salgın yerinden uzaklaştıracak arkadaş ve akrabaları vardır; bazıları ölmek için eve gider, bazıları okulda ölür ve çabucak gömülür.” Savunmasız olanlar salgın zamanı daha da savunmasız hale gelir.

Jane gibi hasta olmayanlar için “dersler sona erer, kurallar esnekleşir. İyi durumda olanlara neredeyse sınırsız imtiyaz tanınır.” Kitabın en akılda kalan bölümlerinden biri, çocukların kendi başlarına bırakıldıklarında dünyayı gözlemlediklerini anlatan kısımdır. Okulun yöneticileri sınırlı öğünleri karşılamak için çok meşguldür: Bazen Jane’e yalnızca “koca bir parça soğuk çörek” verilir. Okulların kapandığı bu dönemde eğitimin sürdürülebilirliği üzerine kafa patlatan veliler, bu sayfalardan ders çıkarabilirler. Salgınlar ortaya çıktığında çocukların bilgisayarda ne kadar vakit geçirdiği önemsiz hale gelir. Birçok ailenin daha varoluşsal sorunları var.

Gençken Jane Eyre'ı okuyanlar Jane’in arkadaşı Helen Burns'ün bu bölümde öldüğünü ve Jane'in gece geç saatlerde ona veda etmek için odasına gizlice girdiğini hatırlayabilir, hatta Helen kucağında ölür. Okurlar, Helen’in tifodan ölmediğini büyük ihtimalle hatırlamayacaklardır – Helen uzun zamandır tüberkülozdan mustariptir ve diğer kızlardan uzak tutulmaktadır. Brontë bu noktada sosyal mesafeyi tehlikeye atan bir örnekten kaçınmaya çalışır, yıllar sonra Jane yaptığının (Helen’in odasına girmek) cehaletten kaynaklandığını anlatır. Tifo salgını son bulur, “ancak kurbanların sayısı, insanların gözlerini okula çevirmesine neden olur. Salgının kökeni araştırıldı ve halkı öfkelendiren gerçekler ortaya çıktı.” Daha iyi bir sistem kurmak için yeni yapılar yapıldı ve düzenlemeler getirildi. “Böylece gelişen okul zamanla gerçekten yararlı ve asil bir kurum haline geldi.” Aynısı bizim için de geçerli olacak. Jane’in Lowood’u sevdiği gerçeği de kolayca unutulabilir, Jane orada başarılı bir profil çizer ve takdir görür. Okulu bitirdikten sonra gizemli Bay Rochester'in evinde bir mürebbiye olarak işe başlar ve roman drama, sürpriz, miras ve evlilikle ilerler. Bu esnada Helen Burns’ün mezarı “ölümünden on beş yıl geçinceye dek yalnızca çimle örtülüdür, ancak şimdi üzerinde adı ve ‘Resurgam’ (Tekrar doğacağım) yazan bir gri mermer tablet bulunuyor.” Jane’in ekonomik güvenliğini sağladığını gösteren olaylardan biri. Geride kalanları hatırlar ve geliştirir.

Bazı açılardan, KOVID-19’a karşı (yeni bir virüs olması ve bağışıklık sistemimizin bu hastalığa aşina olmayışı göze alındığında) Victoria Dönemi’ndekiler kadar savunmasızız. Hepimiz karanlık bir koridorda yürüyen çocuklar gibiyiz. Ancak diğer birçok açıdan elbette şanslıyız: Koronavirüs, çiçek hastalığı ya da tifo kadar ölümcül değil.Hastalıkların nasıl yayıldığını biliyoruz. Dünyanın dört bir yanındaki doktorlar aşı ve tedaviler üzerinde çalışıyor. Aşı bulununcaya kadar ne yapmamız gerektiğini biliyoruz: Kapının farklı taraflarında durun ve hastane ve sağlık çalışanları üzerindeki yükü azaltacak önlemleri alın. Çoğumuzun kasvetli odaların önünden geçip gidebileceğini hatırlayın. Sağlık çalışanları içeri girmek zorunda.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(NY Times)


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ayşegül Kanat
"Jane on ya da on bir yaşındayken tifo, onu hor gören teyzesi tarafından gönderildiği yetim okulu" teyzesi değil, yengesidir yollayan.
1:44 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR