Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Eylül 2022

Kitap

Bir ‘Kişi’ Olarak Fatoş Güney

Burak Soyer

Paylaş

0

0


Fatoş Güney’in, zamanında çeşitli dergilere verdiği röportajların, yaptığı konuşmaların bir derlemesi olan Dağlar Kendini Seveni Sever kitabı, Yılmaz Güney’le omuz omuza vererek türlü zorluğa göğüs germiş ama hiçbir zaman da onun gölgesinde kalmamış bir kadının hayatından, görüşlerinden kesitler sunuyor.

“Yılmaz’la yaşamakla, Yılmaz’sız yaşamak arasında, her zaman çok ince bir sınır vardı. On altı yıllık evlilik dönemimizin yalnızca altı yılı beraber olabildik. O altı yılın da, dört yılı sürgünde, türlü zorluklar, çelişkiler, uyumsuzluklar, endişeler, hasretler içinde ve kanser kâbusuyla tükendi… Hayatı kendimiz için yaşamadık. Yılmaz’ın giderken ikimizle ilgili acısı bu oldu. Arkasından yas tutmamamı, gerçekçi davranmamı ve de artık kendisi için değil, kendim için yaşamamı istemişti. Onun bu duygularının uzantılarını, geçen gün okuduğum Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun sözlerinde buldum: ‘Yaşamak, ayakta kalmak, bu küçük bir zaferdir/Capcanlı kalmak, vedalaşmalara ve cinayetlere/rağmen neşeli olabilmek…/Sonunda acıya alıştık/ve neşe elemden daha fazla cesaret gerektiriyor.’” Bu alıntı, 1988 yılında Nokta Dergisi’nde Fatoş Güney’le yapılan bir röportajdan. Röportaj ise Fatoş Güney’in İthaki Yayınları’ndan çıkan Dağlar Kendini Seveni Sever isimli kitabından. Dağlar Kendini Seveni Sever, Yılmaz Güney’in ömrü boyunca onun yanında olan, onunla bir eş, arkadaş, yoldaşlığın haricinde ‘adı konulmamış’, kitapta geçen haliyle “farklı” bir ilişki içindeki Fatoş Güney’in çeşitli mecralara verdiği röportajlardan, toplantılarda, konferanslarda yaptığı konuşmaların derlemesinden oluşuyor.

Şunun altını çizerek başlayalım: Bu kitap bir ‘Yılmaz Güney kitabı’ değil. Aksine, ‘altın tepsi’ye doğmuş, ancak Yılmaz Güney’le tanıştıktan sonra onun gibi ‘hükmen mağlup’ bir hayattan gelen bir insanı eğrisi doğrusuyla kabullenip, onunla birlikte ‘gerçek’ dünyada olup bitenlere kayıtsız kalamayarak ‘maça’ dahil olmuş bir kadının gerçek hikâyesi. İtalyan mektebinde okuyan, Moda Caddesi’nden gayrı bir âlem bilmeyen, süslü püslü genç bir kızın, kara kuru bir adamın peşinde, envaiçeşit kavgaya gözünü kırpmadan dalıp, gerektiğinde ipleri eline alarak aşılması bin bir güç isteyen engelleri devirmesinin ve bu yoldan ömrü boyunca inatla vazgeçmeyişinin  ispatı.

Dağlar Kendini Seveni Sever’de yer alan röportajların ve yazıların konusu üç aşağı beş yukarı aynı eksende kesişiyor: “Yılmaz Güney sineması”, “Yılmaz Güney’in siyasi kişiliği”, Yılmaz Güney ve Fatoş Güney’in tanışma hikâyesi… Ancak kitaptaki bu bilinenleri bir yana bırakırsak, Fatoş Güney’in bazen bir Türk dergisine verdiği röportajda, bazen Avrupa’nın herhangi bir yerinden başta kendi ülkesi olmak üzere tüm dünyaya ısrarla, “demokrasi, özgürlük” diye ses vermesi, onun kişisel hayatındaki belki de en büyük bendi olan Yılmaz Güney’i aşıp Fatoş Güney olarak dünyaya karşı tutumunu gözlemliyoruz. Klasik ‘güçlü kadın’ ‘imajından’ önce, Fatoş Güney’in ‘güçlü bir insan’ olduğuna tanıklık ettiğimiz kitapta ayrıca kendisinin ‘yolunu açan’ Yılmaz Güney’le ilgili samimi ve cesaret isteyen görüşleri de yer alıyor. Yılmaz Güney’in, onun beynini açıp içine bilgileri yerleştirmediğini, kendisinde de “bir şeyler” olduğunu söyleyecek kadar kişiliğinden emin, Yılmaz Güney’in hayat görüşüne zıt düşen özel hayatını bırakıp, sıradan insanlar gibi yaşamak konusunda diretecek kadar da özgüvenli olduğunu okuyoruz misal. Kısaca hiçbir zaman Yılmaz Güney’in gölgesi altında kalmamış ayrı bir ‘kişinin’ düşüncelerine takılıyoruz Dağlar Kendini Seveni Sever’de.

Fatoş Güney’le ilgili yazı boyunca bahsettiğim özellikleri bir yana bırakıp kitaba ismini veren olayı, en sakat zamanda, en sakat yerde tarihe not düşerek dünya kamuoyuna sunması bile onun hayatla olan derdinin özeti aslında. Yazının girişindeki alıntıda dediği gibi, kendisi için yaşamadığı bu hayat yüzünden işte, bir kişi dahi başka hayatlar için yaşamaya çalışsa, işler biraz daha farklı olmaz mı diye soramadan edemiyor insan.

  

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Edebiyat olmasaydı, hissedemezdikSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

19 Mart 2026

Robert Duvall: Sinemada Her Zaman Gerç..

"Sabahları napalm kokusunu seviyorum... Kokusu... zafer gibi.”Böyle diyordu Duvall, Francis Ford Coppola'nın Apocalypse Now  (1979) filmindeki Wagner hayranı, sörf meraklısı ve sadece 11 dakikalık bir oyunculuk gösterisiyle bir sinema ikonu yaratmayı..

Devamı..

Kapitalizm Öldü mü, Yoksa Taht mı Deği..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024