Cees Noteboom: Ritüeller

Cees Noteboom: Ritüeller


Twitter'da Paylaş
0

Sisli nisan gecesinde uykum muhacir, beyaz duvarlarda ay ışığı geziniyor ve ben, bu süt beyazı ışığın duvardaki dansını seyrederken aklımın bekleme salonundaki turist düşünceler pasaportlarına mühür vurulmasını bekliyor. Dışarıda yalın ayak bir rüzgâr koşuyor, seyrek otomobillerin sesi penceremi öpüp geçiyor. Birazdan, bir-iki saat sonra, karanlığın mesaisi bitince, kömür gözlü gece yıldız yıldız kaybolduğunda, aklımın bekleme salonundaki turist düşünceler bir söz giyinip öbür tarafa geçecek, yazı ülkesinin vatandaşı olacaklar. Bazen bana öyle geliyor ki, kalemle klavyenin arasında bir tek fark var: biz kalemle yazdığımızda, sanki var olmayanı, hayalimizin varlıkla yokluk arasındaki saydam bölgesinde yüzen harfleri kâğıt üzerinde yeniden yaratıyoruz, yani yalnızca düşüncemizi ifade etmiyoruz, aynı zamanda, harfleri de, sözleri de yeniden icat ediyoruz. Klavye ile yazdığımızdaysa, artık var olandan, yaratılmıştan, üzerinde harflerin resmi olan düğmelerden yardım diliyoruz, yani sözlerin sahibi değil, kullanıcısı oluyoruz. Klavyeye harflerin konserve olunması diyebilir miyiz? Bilmiyorum. Fark etmez, her halükarda yazmanın bir ritüeli var ve bu anlamda yazmak rasyonel olduğu kadar, aynı zamanda, yarı dini bir süreç. Son on yılda adı birkaç kez Nobel Edebiyat Ödülü adayları içinde geçen hollandalı yazar Cees Noteboom’un Ritüeller romanı dünyanın dört bir tarafında insan hayatının bir ritüel olarak birbirine benzemesinden söz ediyor. Roman üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümün adı 1963 İntermezzo. (İntermezzo tiyatroda iki perde arasında oynanan küçük piyese, müzikte bölümleri birleştiren ara bölüme deniyor.) Romanın birinci bölümü başta olsa da, aslında sonraki iki bölümün arasındaki dönem anlatılıyor. Yazar bilerek kronolojiyi bozmuş. Romanın ikinci bölümü Arnolda Taads-1953, üçüncü bölümü ise Philip Taads-73 diye sunulmuş. Romandaki olaylar on yıllık aralıklarla Amsterdam'da geçiyor ve o yılların sosyal, siyasi ve ekonomik gerçeklerine ışık tutuyor. Romanın baş kişisi Inni Wintrop ilginç bir tip; ona miras kaldığı için maddi sıkıntısı yok, fakat o sürekli borsayı takip ediyor, gazetelerin, dergilerin astroloji bölümü için uyuduruk yazılar yazıyor. Inni hayata nüfuz etmiyor, başkalarını, başkalarının hayatını kenardan izlemeyi seviyor, cinsel açıdan şehvetli. Roman, Inni Wintrop'un başarısız intihar denemesiyle açılıyor; onun intihara teşebbüs etmesinin akıl almaz bir nedeni var: “Inni’nin o günden anımsadığı herhangi bir şey varsa, o da borsa verileri, kanalın üstünde parlayan ay ve banyoda kendini astığıydı; nedeni Het Petrol için yazdığı yıldız falında, karısının başka bir erkekle kaçacağını, kendisinin de (bir Aslan) intihar edeceğini yine kendisinin öngörmesiydi.” Inni tanıdıklarının, arkadaşlarının hepsinden çok ezbere şiir biliyor, bütün siyasi inançlara “mülayim şizofreni” diyor. Ona göre, yaşam “insanın kazara üye olduğu, kişinin neden bile gösterilmeksizin atıldığı, tufak bir kulüp.” Inni gençken halası onu köpeğiyle yalnız yaşayan Arnold Taads’la tanıştırıyor. Arnold halasının eks aşkı; bu eksantrik, aşırı titiz adamla tanışması Inni’nin yaşamının sonrasını şekillendiriyor. Arnold Taad 60'lı yıllarda moda olan varoluşçuluktan etkilenmiş, insanın dünyaya tesadüfen atıldığını düşünen, yaşamın dayanılmazlığı altında ezilen bir adam. Onun yaşamındakı en önemli şey zaman; yaşamını saatlere bölerek yaşıyor. Mesela, her gün aynı saatte köpeğini gezdiriyor, haftada bir gün aynı yemekten sekiz porsiyon pişiriyor, bir porsiyon davetsiz misafirler için ilave ediyor, misafir gelmezse yemek köpeğe kalıyor. Romanda 20'li, 30'lu ve 40'lı yaşlarda gördüğümüz Inni romanınson bölümünde uzun yıllardan sonra Arnold Taads’ın Endonezyalı bir kadından olan oğlu Philip Taadsa ile tanışıyor. Philip babasını hiç görmemiş, tanımamış, fakat babasının özelliklerini onda da görmek mümkün. Philip de babası gibi dünyaya tesadüfen atılmış bir ruh olduğuna inanıyor. Hiçbir zaman Japonya'ya gitmese de, Japon gelenekleriyle ilgili her şeyi uzman derecesinde biliyor. Görünüşçe doğulu olsa da, hollandalı. Babası gibi, İnni gibi, o da yalnız. Bu üç kişinin üçü de yaşamı dayanılmaz sayıyorlar. Arnold Taads yalnız yaşamak için dağa çıkıyor ve onu yaşama bağlayan yegâne varlık olan köpeği ölünce o da donarak ölüyor. Philip Taads Japonların çay seremonilerinde kullanılan 9. Raku çay setini aldıktan sonra en büyük hayaline kavuşmuş oluyor, artık bu anlamsız hayatda yaşamak için hiç bir sebebi kalmıyor. Cees Noteboom göre, dünyanın dört tarafında bütün insanların hayatında yer kaplayan ritüeller, yalnızca aile içi bireyleri değil, aynı zamanda bugünün insanını geçmişin görünmeyen, saydam ipleriyle birbirine bağlıyor. Yazara göre, benzerliklerden, aynılıklardan, ebedi tekrar eden yaşamlardan çıkan sonuç, hayatın o kadar da anlamlı şey olmamasıdır. Sizden önce yaşanmış duyguları, davranışları, düşünceleri sizin de yaşamanız hiçbir şeyi değiştirmiyor, sadece tekrar zincirine bir halka daha ekliyor. Noteboom’a göre, insan bu sonsuz ve acılı tekrarın içinde yaşamak için sürekli küçük nedenler bulmalı, zaten tekrar olan yaşamımızı kuru, ütülü hale getiren şematikliği dağıtmak için kendine sebepler yaratmalı. Aksi takdirde boynundan çılgın bir yazı asıp gezmesi lazım: Ömür, ya da veresiye defteri!

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR