Bütünlüklü, Sağlam Öyküler

Bütünlüklü, Sağlam Öyküler


Twitter'da Paylaş
0

Bir öyküyü yazınsal bir metne dönüştüren bütün öğelere getirilmiş doğru çözümlerle yazılmış öyküleri sıklıkla bulmuyoruz ve nitelikli bir öykü kitabı eleştirinin de niteliğini yükseltmeye zorlar.
Semih Gümüş
Daha bir kitaba dönüşmemiş öykülerin dergilerde tek tek göründüğü zaman bile konuşulmaya başlaması genç bir yazarı yüreklendireceği kadar tedirgin de edebilir. Kitabın bütününün aynı ilgiyi görüp görmeyeceğini bazen yazarın kendisi göremez. Bu arada bizim şu kısıtlı dünyamızda bile kendince oluşmuş edebiyat piyasası yazarı sisli bir boşluğa da itebilir. Bunlar olur. Ezgi Polat’ın Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda kitabı, başından sonuna birkaç düzeyde birden bütünlük kurabilen; tek tek yazılırken epeyce düşünülmüş; hikâyeleri, dili, anlatım sorunlarına getirdiği çözümler üstüne titizlikle çalışılmış öykülerden oluşuyor. Demek Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda iyi kotarılmış, nelerin nasıl yazılması gerektiğine ilişkin örnek gösterilebilecek kitaplardan ve en azından ben böyle kitapları arıyorum. Hikâyeler –elbette– kadın-erkek ilişkilerinin üstünde duruyor, âdeta o ilişkilerin üstüne çıkmadan, doğallığı içinde. Arada hep bir iletişimsizlik, birbirini anlayamama hali, kırık döküklük. İç sesin tedirginliği. Bunlar çok sahici. Çünkü öykülerin kişileri hep genç –yazarlarının kuşağından–, dolayısıyla hayatla ve birbirleriyle alıp veremedikleri arasına sıkışmış kişilikler. Birbirlerine söyleyeceklerini söyleseler ne olacak, söylemeseler ne buruklukları içindeler. Ezgi Polat kişilerinin konuşmalarını titizlikle seçiyor ve o sözler birbirine bir şey anlatmak isteyip de anlatamayan kişilikler için hep önemli ipuçları veriyor. Art arda okununca içselleştirdikleri burukluğu okura da taşıyan, insanın içini sıkan öyküler bunlar. İyi bir okura bu duyguyu geçirmek her zaman zordur, yazılanın gücünü gösterir. Ezgi Polat’ın seçilmiş sözcüklere dayalı, birbirine kesintisiz biçimde bağlanan, iyi düşünülmüş cümle yapılarından oluşan bir dili var. Ne açık yazmaya çalışmış, ne kapalı. Asıl olan da bu doğallığı yakalamak değil mi. Dile özgünlüğünü veren özelliklerin okurun gözüne batmayan bir doğallık içinde akıp gitmesi yazara kendiliğinden gelmez. Önce doğru metinleri doğru okumak, sonra bütün metni bir cümle gibi düşünen derin bakış açısına gerek var. Ezgi Polat nasıl çalışmış olursa olsun, öykülerinde bu özellikler var. “Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda” öyküsünün başlangıcında: “Geceden kalma yağmurun kokusu bu. Sonbaharın kokusu. Telefon çalıyor. Hattın ucunda onun sesi.” Bu alıntıdaki ilk üç cümle sonuncuyu, “Hattın ucunda onun sesi”ni hazırlıyor. Sonuncu, ayrıca basit bir yapıya yoğun duygu yükleyen bir cümle. Ezgi Polat’ın niteliği yüksek diline verilebilecek yalnızca bir örnek. Burada asıl olarak ne anlatıldığına bakmakla sınırlanmış bir okuma biçimi, içeriği yorumlamanın dışına çıkmayan bir eleştiri anlayışı, anlatım biçiminin sorunlarını dilden başka yerde görmeyen bir kurmaca biçimi var. Susulacak ne Çok Şey Var Aramızda, bu yanıyla da değerli bir kitap. Çünkü bir öyküyü yazınsal bir metne dönüştüren bütün öğelere getirilmiş doğru çözümlerle yazılmış öyküleri sıklıkla bulmuyoruz ve nitelikli bir öykü kitabı eleştirinin de niteliğini yükseltmeye zorlar. Anlatıcıdan kişilerin zihnine, orada zorunlu iç konuşmalardan karşılıklı konuşmalara geçişleri incelikle yapılmış bir anlatım biçimi yakalanmışsa, onu terk etmemek gerekir. O düzeyde hızlı okuma ve hızlı yazma, yazarı yazınsal olanın dışına iter. Orada doğan boşlukta anlatıcının, dolayısıyla yazarın sesi yankılanır. Yazarın refleksi, sesi yükselmeye başlayan anlatıcının kafasına vurmaktan kaçınırsa, yazılanın niteliği hızla düşmeye başlar. Ezgi Polat’a bir okuru olarak hatırlatmak isteyeceğim tek nokta sanırım bu olur. Anlatıcı, bu edebiyatın parçası olan her yazarın içindeki şeytandır – onun iplerini elinden bırakma.  

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR