Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Nisan 2024

Kültür Sanat

Kırmızı Kitap: İç Dünyanın Varlıklarıyla Karşılaşmalar

Tim Brinkhof

Paylaş

1

0


Jung gündüz düşlerinden edindiği tecrübeyle bilinçdışı zihnin gizemlerini çözmeyi amaçlıyordu.

1913 ile 1917 arası olsa gerek, günün birinde İsviçreli psikiyatrist Carl Jung yaşlı bir bilgenin peşine düştü ve yürüdüğü kayalık sırtta Stonehenge benzeri bir yapıya ulaşana kadar onu takip etti. Yapının merkezinde büyükçe bir sunak, sunağın üzerinde de bir ev duruyordu. Kapıda bir anda oyuncak bebekleri andıran bir kadın belirdi. Jung’a göre o Salome’ydi – doğum gününde Yahudiye Kralı Herod için dans ettikten sonra üvey babasının her dileğini yetiren getireceğini söylemesi üzerine annesine danışan ve Herodias’ın arzusuyla babasından Vaftizci Yahya’nın kesik başını isteyen kadın.  

Jung’u gördü ve görür görmez tapınmaya başladı. Jung, bunu niçin yaptığını sorduğundaysa yanıt verdi: çünkü Mesih sensin.  Salome bu sözleri dile getirdiğinde siyah bir yılan Jung’un bedenine dolandı. İşte o zaman fark etti çarmıha gerilme düşüncesinin kendisinde ne denli yer ettiğini, adeta kendine öyle bir misyon biçtiğini. Aslında İlyas Peygamber olan yaşlı bilge ona baktı, “Yukarıda ya da aşağıda,” dedi, “her şey birbirinin tıpkısı.” Ve Jung’un yüzü bir aslanın yüzüne dönüştü.

Bütün bunlar bir rüya ya da hikâyeymiş gibi gelebilir ama değil. Bunlar, Carl Jung’un daha sonra “hayatımın en zor deneyiydi” dediği kendi gündüz düşlerinin ufak bir parçası. Amacı bilinçdışı zihinde olup bitenleri bilinçli bir zihinle gözlemlemekti ve kendini, hayal gücü üzerindeki kontrolü kaldırmaya koşullamak için yıllarca çalıştı. Nihayetinde yaptığı bütün gözlemleri kırmızı deriyle kaplı el yazması bir defterde bir araya getirdi. Bu derleme Liber Novus ismini alacak ve 2009 yılına kadar resmi olarak yayımlanmayacaktı.

carl gustav jung

Kırmızı Kitap, Jung’un bütün eserleri arasında en olağandışı ve dolayısıyla en çok tartışılan metin. Jung’un insan zihniyle ilgili – günümüzde Freud’un çalışmalarından bile daha çığır açıcı kabul edilen – fikirleri, o zamanlar bunları en iyi ihtimalle doğrulanamaz, en kötü ihtimalle sözde bilimsel bir mistisizm olarak gören modern psikologlarca detaylı bir biçimde irdelenmişti. Oysa Carl Jung’a göre aklın ve teknolojinin izah edemediği fenomenler pekâlâ bilim dışı araçlarla, yani edebiyat, mitoloji ve teolojinin iç içe geçtiği bir alanla aydınlatılabilirdi.

Kırmızı Kitap, ölçülebilir veriler içeren başkaca psikolojik ya da psikiyatrik çalışmalarla karşılaştırılabilir bir kitap değil. Ama aynı zamanda alelade gündüz düşlerinden yola çıkarak yazılan bir kitap da değil. Jung kendi görülerini çözümlerken arketiplerden ve dinin psikolojik etkilerinden faydalandığı, o zamanlara göre özgün bir yöntem izledi ve analizlerini somut bir temel üzerine oturttu.

Fakat Jung’un Kırmızı Kitap’taki gözlemlerini anlamak için öncelikle kolektif bilinçdışının ne olduğunu anlamak gerek. Modern Batı düşüncesine göre bir bebek dünyaya geldiğinde zihni boş bir levhadır. Ama Jung, çoğu Batılı düşünürün aksine zihnin boş bir levha olmadığına, kaba taslak da olsa bazı verili imgeleri içerdiğine inanıyordu ki, bu imgeler kişisel deneyime dayanmıyor, insan evriminin bir ürünü olan evrensel bir katmanda yer alıyordu. Ve Jung’a göre kolektif bilinçdışı tek tek bireylerin bilincinden bağımsız ama aynı zamanda bütün insanlar için ortaktı.

Kolektif bilinçdışının arketiplerden, yani çağlar boyunca evrensel olarak paylaşılan anlamı sabit yapı ve sembollerden oluşur. Bu arketipler etrafımızdaki dünyayı nasıl algıladığımızı, nasıl anlamlandırdığımızı ve ona nasıl tepki verdiğimizi şekillendiren psikolojik birer plan vazifesi görür. Evrensel arketipler her toplumda kültürel yapıya göre değişik biçimlere bürünür ve bu durum kendini farklı kültürel fenomenlerle, mitlerle, dinlerle ve rüyalarla ortaya koyar. Algılarımızın, davranışlarımızın ve duygusal tepkilerimizin görünür olmayan arka planında çoğunlukla belli arketiplerin sonucu olan sabit düşünce kalıpları bulunur.

Kolektif bilinçdışı her bir bireydeki deneyimin ve o deneyimin imgesel olarak temsil edilme biçiminin benzerliğini garanti eder. Bu da coğrafi olarak izole uygarlıkların nasıl olup da mitlerinde ya da sanat eserlerinde öteki uygarlıklarla hemen hemen aynı imge ve temaları kullanabildiğini açıklar. (Mesela Genesis’te yer alan Nuh Tufanı anlatısı.)

carl guztav jung

Anne ilgisinden felaketlere kadar çok geniş bir alana yayılan bu arketipler kimi zaman “psişik organlar” olarak adlandırılır. Fiziki organların vücuttaki homeostatik dengeyi sağlaması gibi psişik organlar da aynısını insan zihninde yapar. Fakat fiziki organların işleyişi dışarıdan gözlemlenebilirken psişik organlar ancak birebir deneyim yoluyla gözlemlenebilir.

Arketipleri araştırmak isteyen Jung, bilinçli zihnini arka planda işler vaziyette bırakırken düşüncelerinde kendiliğinden ortaya çıkan imgeleri gözledi. Bu tecrübeleri esnasında bilinçdışının öyle derin noktalarına ulaştı ki, görülerinde karşılaştığı, kendi hayal gücünün ürünü olan varlıklarla tıpkı rüyalarında olduğu gibi konuşmalar yaptı. Biyografi yazarı ve aynı zamanda arkadaşı Barbara Hannah’a göre Jung, “karşılaştığı bu figürler kendisine niçin geldiklerini söyleyene kadar onların kaybolmasına izin vermiyordu” ve bunu bir kural haline getirmişti.

Jung otobiyografik metni Anılar, Düşler ve Düşünceler’de bu deneyimlerini şu sözlerle aktarır: “Ardı arkası kesilmeyen imgeler serbest kalmıştı bir kez ve ben, içi anlaması güç şeylerle dolu, yabancı bir dünya karşısında çaresizdim.” Fakat ara sıra açık rüyalar (lusid) gören sıradan biri değildi. Aksine, karşısına çıkan bu bilinmezliği aydınlatabilecek nitelikte hem genel hem de özel psikiyatrik bilgilerle donatılmıştı ve amacı da tam olarak buydu.

Başka bir görüsünde (vizyon) kendisini sarp dağların yamacın buldu. Etrafında sadece Siegfried vardı. Kemiklerle yapılan bir arabaya biniyor ve borusunu üflüyordu. “Bu kadim düşmanın yaklaştığının farkındaydım. Silahlarımı kuşanmış, kayalıkların arasında saklı duran dar bir patikada pusuya yatmıştım.” Jung’a göre İskandinav-Cermen mitolojisinden çıkagelen bu kadim savaşçıyla olan düşmanca karşılaşması, kendi ruhundan doğan bir çocuğu gördüğü başka bir vizyondan daha önceydi ve zihnindeki eski kahraman arketipinin yerini bir başkasının alacağını haber veriyordu.

Jung’un bilinçdışı zihniyle ilgili en kapsamlı analizleri yapanlarsa Kırmızı Kitap’taki anlatılar üzerine kafa yoran uzmanlar oldu. Mesela Lionel Corbett’e göre ilk vizyon, Jung’un, Friedrich Nietzsche’nin Tanrının öldüğü yönündeki ünlü ifadesine olan inancından kaynaklanıyordu ve kolektif bilinçdışının çökmemesi için Tanrı ile temsil edilen anlamlar bütününün yerine yeni bir anlam kaynağı yaratma ihtiyacının ürünüydü.

Corbett bu yorumunun, Salome’nin Jung’a Mesih olduğunu söylediği vizyon için de geçerli olduğunu belirtir. Söz konusu vizyonda Jung’a eşlik eden İlyas ve Salome, dinler tarihi bakımından muhafazakâr bir role sahiptir. İlyas, Yahve’den başka bir tanrı imgesi kabul etmezken Salome, İsa’nın Mesih olduğunu müjdeleyen kişinin ölümüne sebep olmuştur. Bütün bunlar Hristiyanlığın kolektif bilinçdışını kontrol altında tuttuğuna inan Jung için ciddi birer endişe kaynağıydı.

Kırmızı Kitap’ın bilimsel literatürde bıraktığı iz bir hayli belli belirsizdir ve disiplinlerarası çalışmalara önem veren Jung’un bu metni onun standart psikiyatriden ziyade beşeri bilimlere yakın olduğu fikrini pekiştirir. Ne var ki onun dinler hakkındaki görüşleri de epey tartışılmış, kimileri tarafından maneviyatı şahsi bir New Age kültüne dönüştürmekle suçlanırken kimileri tarafından delilikle yaftalanmıştır.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Julio Cortázar: “Hayat bana kimsesiz b..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cevher Özcanlı

23 Şubat 2025

Saime Yadigâr: “Öykü tanrı misafiri ol..

Cevher Özcanlı: Saime Hanım, uzun yıllar boyunca resim sanatıyla uğraştınız. Birçok kişisel ve karma sergi, resim öğretmenliği derken ilk kitabınız yayımlandı. Resmin o büyüleyici dünyasından, yazınsal kurgunun b..

Devamı..

Çiğdem Sezer: "Hayat, düz bir çizgide ..

Ayşe Yazar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024