Yerleştirmeleriyle insanların geçmişlerini sorgulamalarını sağlayan bu iki sanatçı geçmişi örtmeyi değil, geçmişle yüzleşmemizi istiyor.
Sarkis Zabunyan (1938) ve Christian Boltanski (1944) aynı dönemlerde dünyaya gelmiş, sanata her türlü malzemeyi dahil ederek, yaşadıkları dönemin sancılarını kavramsal bir çerçeveye oturtan iki sanatçı. Bu iki sanatçıyı incelerken, onları, dönemlerinden bağımsız ele alamayacağımız için yaşadıkları savaş travmalarını ve çocukluk dönemlerini, aktif olarak yansıttıkları eserleriyle birlikte düşünmemiz gerekir. Sarkis ve Boltanski’nin eserlerini incelediğimizde iki sanatçının da malzemeyi dönüştürüp kullandığını, günlük nesnelere geçmişe dönük anlamlar yükleyerek sanat eseri haline getirdiklerini görebiliriz. Sarkis, sanatın malzemesinde bir hiyerarşi olamayacağını, malzemelerin mekana göre konumlanabileceğini savunarak mekana yönelik çalışmalarla sanatını dönüştürürken, Boltanski genellikle kullandığı malzemelerin daha önce kullanılmış olduğunu, bu sayede malzemeye yeni anlamlar yüklenmiş olduğunu düşünür. Eski metal kutular, çikolata kutuları, bisküvi kutuları, günlük kullanım nesneleri, giyilmiş kıyafetler, ışıklar, fotoğraflar, neonlar, her iki sanatçı için de sürekli kullanılan ve geçmişleriyle bağlantı kurdukları yaşayan nesnelerdir. Yerleştirmelerinde sergiledikleri bu kullanılmış malzemeleri kendi ön anlamlarından uzaklaştırarak yeni bir bağlama sokmuşlardır.
1970’lerden itibaren savaş, geçmiş, bellek, mekan, ışık gibi konularla ilgilenen Sarkis’in eserlerinde mekana göre değişen, açık uçlu yerleştirmeler görürüz. Çocukluğu Fransa’nın Nazi işgalinde olduğu dönemlere denk gelen Boltanski’nin eserlerinde ise bu savaş travmalarını, ölüm-yaşam karşıtlığı, hafıza-bellek, kültürel ritüeller gibi konularda genişlettiğini görürüz. Her iki sanatçı da gündelik yaşam nesnelerini kullanıldıkları çerçeveden soyutlayarak, nesnelere nostaljik bir anlam katarak izleyicide çağrışımlar uyandırmak ister. Bu bağlamda Sarkis’in 2005 yılında Akbank Kültür Sanat Merkezi’nde Bir Kilometre Taşı adıyla gerçekleştirdiği sergide yer alan, sinema filmlerinden alınarak büyütülmüş on bir adet çocuk fotoğrafı önünde, renkli çocuk kıyafetlerinin asıldığı bir yerleştirmesine bakılabilir. Sarkis tarafından tasarlanan çocuk kıyafetlerini Can Göknil hayata geçirmiştir. Çocuk bakışlarının yakınlaştırıldığı fotoğrafların önünde asılı duran rengarenk kıyafetleri, sergiye gelen izleyici çocuklar belirli zamanlarda giyebiliyorlardı. Kıyafetleri, çocuk bedenlerinde kullanarak onları yaşayan nesne haline getiren Sarkis zamana, mekana ve harekete dönüştürmüştür.

Sarkis: Bir Kilometre Taşı adlı AKSM' deki sergisinden, 2005.
Sarkis gibi ölüm-yaşam, hafıza, geçmiş, bellek, hafıza, savaş gibi temalar çevresinde eser üreten Boltanski’nin işlerinde ise giysi, kıyafet çok önemli ve geniş bir yer tutar. İnsanların bir zamanlar severek ve beğenerek aldıkları, çoğunun karakterini, maddi durumunu, sosyal konumunu yansıtan kıyafetler kişilerle manevi bir bağa sahiptir. New York, Paris gibi şehirlerde sergilenen No Man’s Land isimli büyük yerleştirmesinde, tepe oluşturacak kadar kıyafet yığılı bir alan ve bloklara ayrılmış mekanlar görülür. Blokların içine de farklı renkte ve bedende kıyafetler yığılmıştır. Boltanski bu yerleştirmesinde 30 ton ağırlığında kullanılmış kıyafet ve 3000 adet kurabiye kalıbı kullanmıştır. Giyilmiş, kullanılmış kıyafetler sahipleri öldükten sonra kimsesiz kaldığı için Boltanski onları sergileyerek onları yaşatmayı hatta diriltmeyi amaçlamıştır. Eserlerine bakan insanların aklına genellikle kötü duygular geldiğini, savaşı, Holokost’u hatırlattığının farkında olan sanatçı bu durumu kabullenerek, amacının, tarihin yazmadığı anıları hatırlatmak olduğunu söyler. Bir annenin, bir çocuğun, bir ağabeyin, bir dedenin kıyafetini üst üste yığarken göstermek istediği bir zamanlar bu kıyafetlerin içinde herkesin tanıdığı birilerinin olduğu düşüncesiydi.

Christian Boltanski, No Man’s Land, Park Avenue Armory.
Aynı kavramsal çerçeve dahilinde yerleştirmeler ve sergilemeler yapan Sarkis ve Boltanski’nin kullandıkları temalar bireysel mitolojilerini yansıtır. Sanatçılar malzemeyi asıl bağlamından kopararak yabancılaştırıp, yeni bir mekanda tekrar yorumlayan tarihsel bir süzgeçle izleyicisine sunarak hafızalarında yer etmeye çalışıyor. Yerleştirmeleriyle insanların geçmişlerini sorgulamalarını sağlayan bu iki sanatçı geçmişi örtmeyi değil, geçmişle yüzleşmemizi istiyor. Boltanski’nin dediği gibi “Canavar bizden farklı olmuş olsaydı onunla baş etmek kolay olurdu. Ama canavar biziz.”







