“Burasının çıkmaz sokak oluşu… İşte böyle çıkmaz sokağın da sonu oluşu… İyi bir bakıma. Yani çocuklar için? Oynuyorlar. Güvenli. Çünkü, taa ötede sokağın girişi.” Necati Tosuner, Gölgeler
Uzun uzun betimlenecek hiçbir şey yoktu ortalıkta. Salonun düzeni bozulmasın diye birbirine ikişer ikişer kaynaklanmış metal sandalyeler, ultrason çekim sırasını gösteren elektronik ekran, danışma bankosunda hayattan sıtkı sıyrılmış biri kadın biri erkek görevliler ve üç yüze yakın, bıkkın, bitkin, yüzü asık bekleşen insan… Merdivenköy’deki hastanenin eksi ikinci katına fırlatılmışız. Sandalyede oturan ve ayakta bekleyenleri sayarken yakaladım kendimi. Takıntılı sayma halinden kurtulabilmek için kulaklığımı taktım. “Hür doğdum, hür yaşarım, kime ne, kime ne!” şarkısını açtım. Yoksa bu sırayı bekleyemem, çekilmez. Ultrason çekim meydanındaki uğultuyu da kulaklarımdaki şarkı sayesinde bastırmış oluyorum. Elektronik tabloda sırası gelenin numarası yanıyor, adı soyadı kırmızılaşıyor. Belki ses de çıkıyordur elektronik aletten ama ben duymuyorum allahtan. Bu aletlerden bankolarda da var, herkesi hizaya sokuyorlar. 811, 056, 812, 1453… Klink, blip, çılink. Doktor ultrason çekiminin hemen ardından raporunu da veriyormuş. İki ay önce yine buraya gelip zor şer randevu almayı başarmıştım. İyi bari, raporu almak için de gelmeme gerek kalmayacak, diye düşünüp rahatladım. Yanımda oturan teyze Kuran okuyor. Benim kitabıma bakıyor gülümseyerek, sadece pembe yanaklarını görüyorum. Ben de gülümsüyorum. “Randevun kaçta teyzecim?” “Saat ikideydi ama şimdiden yarım saat geçti bile, senin neyin var kızım?” İkimiz de guatr ultrasonu çektirmek için gelmişiz. O troid hastası ben Haşimato… Tekrar kitaplarımıza dönüyoruz. Benim kitabımın yazarı, “İnsan kendine de iyi gelir” diyor. Düşünüyorum, zor da olsa, “gelir tabii canım!” diyorum. Telefonumdaki şarkı listesinde “Kum Gibi” çalmaya başlıyor. Udun girişi çok iyi. Beş altı yaşlarında bir oğlan çocuğu elindeki mavi balonla fırtına gibi kalabalığı yararak koşuyor. Annesi peşinde. Üç beş saniye geçmeden, karşımda oturan, durmadan bacaklarını sallayan ve gülümseyerek konuşan kırımızı kazaklı küçük kızın babası da fırlıyor. Herhalde koşan oğlanın babasıdır, diye geçiriyorum içimden. Oğlanın annesi, “Arif oğlum dur, çocuğu tutun ne olur!” diye bağırıyor koşarken. Karşımda oturan küçük kızın gözlerini bana dikerek baktığını görünce, “Sakin ol, baban şimdi gelir!” diyorum. Küçük kızın bakışlarında yine de başka bir gariplik var. Babası gittiği için tedirgin olmuş gibi değil, sanki beni tedirgin etmeye çalışıyor. Ve kendi dışında kalan dünyayla iletişimini kesmiş gibi. Çocuklar dünyayı umursamadan güler, ağlar, bağırır, sinirlenir. O yüzden denir ya, “çocukluğuna ver ablası!” diye. Ben de çocukluğuna veriyorum, biraz abarttığımı düşünüyorum. Önce kızın babası dönüyor, sol gözü yarı kapalı, nefes nefese. Nasıl heybetli dam, hemen hemen yarım saattir hep ayakta durdu zaten, yine de oturmuyor sandalyeye… Kızına bir şeyler söylüyor, başından öpüyor sık sık, adam da kızı gibi güzel gülümsüyor. Elinde mavi balonuyla, annesinin çekiştirmelerine itiraz ede ede Arif küçük kızın yanına oturtuluyor. Annesi ayakta. Ekip tamamlanıyor. Tekrar üç yüze yakın insan oluyoruz. Tam kapasite ultrason çekim meydanındayız. Ama müzik dinlemek de kitap okumak da mümkün değil! Arif durmadan bağırıyor. Sol tarafımda kısa bir koridor var. Arif ve annesi o gri ve yarı karanlık koridorun sonundaki odaya giriyor. Kulaklıklarımı çıkarıyorum. Aslında biraz da küçük kızla babasının muhabbetini duymak istiyorum. Kızın kurduğu hiçbir cümle anlamlı değil, daha doğrusu yeryüzünde hiç konuşulmayan bir dili kullanıyor. Dehşete kapılıyorum. Onlara bakmamaya çalışıyorum. İkisine de yakalandığım anda tuhaf bir gülümseme yapışıyor yüzüme… Arif’in girdiği odadan çığlıkları geliyor. Kapıyı tekmeliyor biri, sanırım Arif! Kapı kırılacak! Bu kez odadan kaçamadığını anlıyoruz Arif’in üç yüzümüz birden. Ultrason çekim meydanındaki uğultu giderek azalıyor ve sonunda çıt çıkmıyor kimseden. Üç yüzümüz de hareketsiz koridora doğru bakıyoruz. Kızın babası bana doğru iki adım atıp eğilerek fısıldıyor:04 “Benim kızım da Arif de tecavüze uğradılar. Biz de Çocuk Psikiyatrisi ’ne gide gele tanıştık Arif’in annesiyle!” Elektronik ekranda pembe yanaklı teyzenin sıra numarası yanıyor, adı soyadı kıpkırmızı oluyor, üçüncü odaya doğru yürüyor.




