Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Temmuz 2026

Edebiyat

Patricio Rago’nun Nadir Kopyalar Koridoru

A. Dilek Şimşek

Paylaş

0

0


Patricio Rago bir şeyler yazmanın ne kıymeti olacağını tartıştığı, hiçbir şey almayan müşterisine bilmediğini, yazmaya devam edeceğini, buna okurların karar vereceğini söylüyor.

Patricio Rago’nun Nadir Kopyalar anlatısını bitireli bir saat oluyor. Yazar arada bir yerde, “Her şey başlangıçtadır zaten ya da hemen hemen her şey,” demişti. Değişik duygularla sayfalarını yeniden karıştırırken aklıma yazmak geldi. Bende yazma isteğini başlatan metin için bir çeşit teşekkür bu. Yazar Buenos Aires’te işlettiği ikinci el kitapçısına gelen tipleri anlatıyor. Düşününce, Ankara’daki evimde, koltuğa yerleşip çayımı yudumlarken Arjantin’de ocak ayında yaz sıcağı yaşandığını okuyorum, birbirinden ilginç tiplerin bir kitapçıya girmesine tanıklık etmekle bambaşka bir ülkenin ve kültürün perdeleri aralanıyor, anlatıyla birlikte karakterler ete kemiğe bürünüyor ve sahafın raflarına onlarla birlikte göz atıyorum. Ne büyük lüks, ne büyük şans. Kitaplarla devr-i âlem. 

Bu yazıdan Patricio Rago’nun haberi olmayacak. Kitabını bitirdiğimde onun da bizleri merak ettiğini düşündüğüm için, “Yazdıklarını okumak büyük bir keyifti,” demek istedim. Ayrıca su gibi akan kitabın çevirisi için teşekkür etmek. Anladığım kadarıyla kitabı keşfedip ülkemizde okunmasını da çevirmen sağlamış. Artık yazar ve yayınevi kadar çevirmen de takip etme zamanı. 

Patricio Rago bir şeyler yazmanın ne kıymeti olacağını tartıştığı, hiçbir şey almayan müşterisine bilmediğini, yazmaya devam edeceğini, buna okurların karar vereceğini söylüyor. Buna okumanın da ne kıymeti olduğu sorusu eklenirse, yanıtını geçenlerde okuduğum Cevat Çapan’ın Öğrenme Uğraşı kitabının Edebiyat Ne İşe Yarar bölümünde, yeniden bulduğumu söylemeliyim. Gerçekliğin göründüğü gibi bir şey olmadığını, karmaşık bir şey olduğunu anlamamızı sağlayan edebiyat büyük bir hazine ve kendimizi bulmamıza yarıyor. Okuduğumuz kitaplarla belki de olabileceğimizden daha iyi insanlar olabileceğiz.

Ankara’da sıcaklar başladı. NATO zirvesi yüzünden tüm yollar kapalı. Nadir Kopyalar gibi aylardır okunmayı bekleyen kitaplarım ve liste yaptığım filmlerle zaman geçireceğim birkaç gün. Koltuktan kalkıp masaya geçtim. Yazmam gerek. Beş saattir içinde olduğum dünyadan kalanları aktarmam gerek.

Spinoza insanların hayattan beklediği tek şeyin sonsuz ve gerçek mutluluk olduğunu söylemiş. Bağlamında ele almak önemli elbette ama şu da var, benim gibiler için kitap okumak çok büyük bir mutluluk kaynağı. Kitaplar başka dünyalara giriş kapısı açar, bambaşka insanlarla tanışma olanağı yaratır.  Hiç tanımadığımız insanların başına gelen tuhaf şeylere verdikleri tepkileri anlamaya çalışmakla biraz da kendimizi tanımaz mıyız? Kendinin farkında olmak mutlu etmez mi insanı? Başkalarını anlamaya çalışmanın mutluluk nedenlerinden olduğunu ileri süren Spinoza’ya kulak vermeli.

Nadir Kopyalar’ın bir özelliği de ikinci el kitap alma, satma işinin incelikleri kadar kitaba değer biçme, neyin nadir olduğuna karar verme gibi ayrıntıların verilmiş olması. Üstelik kitabın arkasında uzun bir okuma önerisi listesi var. Türkçeye çevrilmiş olanlar ayrıca belirtilmiş. 

Önceden bir başkasının okuduğu, dikkatini verdiği, sahip olmaktan gururlandığı, hayatını etkilemiş kitaplar ondan sonra bir başkasının eline geçiyor. Belki genç bir kızın ya da yaşlı bir kadının. Belki de yoksul bir üniversiteli oğlanın. Başka ellerde, başka kaderlere eşlik edecek o kitaplar artık. “Başka ellerde açılınca bir kez daha yeniden doğacaklar…kendilerini uğruna yaratıldıkları tek etkinliğe adayacaklar sonra, ışığın büyüsüne, eşi benzeri olmayan, neredeyse imkânsız okuma gerçeğine.”

Nadir Kopyalar’da Patricio Rago’nun okura sunduğu şeylerden biri de anlamaya çalışmak. O anlatıyor ancak ayrıntılar ve atmosferdeki boşlukların doldurulmasını okura bırakmış. Bir tip hakkındaki yargısını okurken zamanın ve mekânın bizdeki yansımasıyla o kişi bir karaktere dönüşüyor. Yaz kış parmak arası terlik giyen motorcunun kahverengi-siyah ayak tabanlarının olasılıkla yağmur suyundan yumuşamış olma ayrıntısıyla artık gözümün önünde capcanlı biri duruyor. Sanat kitapları arasından Kandinsky’e elini uzatmış iri yarı biri. 

Dükkanında oturmuş, bilgisayarında yazılarını yazan, elindeki kitaplara fiyat biçip sayfasına yükleyen Patricio Rago gözlemciliğine okumakla mı yazmakla mı yoksa ünlü editör-yazar gibi dükkânından kitap araklamaya çalışanları saptamakla mı başladı bilmiyorum. Buna dair bir ipucu yok ancak çocukluğundan beri tuhaf şeylere ilgisi olduğunu söylüyor kitabın bir yerinde. Demek ki, diyorum, gelen tiplerin de tuhaflıklarına bakacak olursak, bu canlı betimlemeler çocukluktan gelen bir özellik.

Bir telefon çalmasıyla maceranın başladığını söylüyor Patricio Rago. Satılık kitaplar olduğunu söylemeye arayan biri. Kim bilir nelerle karşılaşacak, yıllardır aradığı, nadir, baskısı tükenmiş kitaplardan ilk baskılara, el yazması mektuplara kadar. Serüvene, tesadüfe, kadere teslim olma anı olarak tanımladığı bir ân bu. 

İlginç deneyimler yaşadığı ânlar da çok. Örneğin doksan yaşın üzerinde olduğunu tahmin ettiği Sofia geldiğinde, düşüp bir yerlerini kırmasından hatta ölmesinden korkuyor. Sofia ondan harfleri büyük olan kitaplar istiyor, içinde savaşlar, hüzünlü şeyler olmayan. Bir gün öğreniyor ki Sofia’nın bir gözünde sarı nokta belirmiş, öteki gözü sağlam kalsın diye her sabah tanrıya yakarır olmuş. Aynı korkuyu yaşadığını söyleyen yazara nasıl eşlik etmem. İşte koltukta oturup beş saatte bitirdiğim kitapla, Buenos Aires’teki kitap düşkünleriyle geçirdiğim şu zamandan aldığım keyfi başka ne verebilirdi bana. Beyaz kâğıdın üzerindeki siyah sembollerin birleşip sözcükleri, cümleleri, paragrafları oluşturması, bizi eğlendiren, düşündüren, bazen karnımıza bir yumruk çakıp başkalaşmamızı sağlayan cümleleri okuyamayacağımız günler gelecek. O zamana kadar elimizden geleni ardımıza koymamalıyız.

Komik bir hesapla o zamana kadar yaklaşık üç bin kitap okunabileceğini aktarmış Patricio Rago, sevişmekle ilgili bir başka hesapla birlikte. “Haftada bir kitap okusan yılda elli kitap eder, yirmi yaşından seksen yaşına kadar okuyorsun diyelim, altmış sene eder, elli kere altmış da üç bin yapar.” On üç yaşımdan beri okuyorum, bazı haftalar iki üç kitap bitirdiğim oldu, bazılarındaysa hiç okumadım. Yine de içimdeki bir ses buna itiraz etti, üç bin az, dedim.

Rimbaud, Sartre, Van Gogh ve Dostoyevski’nin en zor anlarında onlara elini uzatmış kişileri düşünürmüş yazar. Bu isimsiz kişilerin, yaptıklarıyla tarihte nasıl etkiler yaratacaklarının farkında olup olmadıklarını. “Sonra kendi kendime diyorum ki çok az kişi bilir bunu ama yaşam öykülerinin kıyısında, kenarında kalan, tanınmamış varlıklar, o sıradışı adamların hayatında kilit önem arz etmiştir.”

Üç kütüphane dolusu kitabım var. Yazara göre sırlanmış rafların yanısıra yayınevine, hatta konularına göre sıralanmış raflar da var. Yılda birkaç kere yeni gelenlere yer açmak ve eldekileri gözden geçirip düzenlemek için el attığımda işin içinden çıkmayıp kendi halinde bıraktığım rafların yarıdan fazla olduğunu söylemeliyim. Nadir Kopyalar’da Patricio Rago, bir gün gittiği evdeki kitapların okunan sıraya göre dizildiği bir kütüphaneye denk geldiğini yazmış. Yeryüzünde tek olmadığımı hissettiğim o özel ânı hiç unutmam artık. Herkesin kendi çözümünü geliştirdiği bir kütüphane kitap dizme yöntemi var. Önemli olan neyin nerede olduğunu, gerektiğinde anımsamak galiba. Bir kütüphanenin sınırlarını belirlemek hiç kolay değil. Herakleitos “Kat edilecek her yolu dolaşsanız bile ruhun sınırlarını yolculuğa çıkarak keşfedemezsiniz, hikâyesi çok derindir,” demiş zamanında. Ruhun sınırları kadar kütüphanelerde sıralanmış kitapların da benzer hikâyeleri olduğunu düşünmeden edemiyorum.  Sınır demişken Alberto Manguel’den alıntı yapacağım, “…okurların yazarla ilişki kurmalarını, sorumluluk ve yükümlülük alanlarını belirlemesini sağlayan kurallarda, taraflardan biri sarsmadıkça, aşılması gereken sınırlar da saklıdır. Patricio Rago yazdıklarıyla kurduğu evrenin sınırlarının ikinci el kitapevi, kitap almaya gittiği yerler ve düş gücüyle sınırlı olduğunu belirtmişti. Nadir Kopyalar’ı okurken bu sınırın içinden Buenos Aires’teki havayı, ortamı, kişileri ve karakterleri tanımak için çok dikkatli bir okuma yaptığımı söylemeliyim. Bir okur olarak sınır dışına çıkmadan üstelik. 

Borges’in şu satırlarını takip etme arzusunda olanlar için yazılmış her kitabı okumak, hepsi hakkında yazmak istiyorum, “Kâinat (ki kimileri tarafından Kütüphane diye anılır) son derece alçak parmaklıklarla çevirili uçsuz bucaksız havalandırma bacalarıyla birbirinden ayrılmış, sayısı belirsiz, belki de sonsuz adet altıgen koridordan meydana gelir.” Nadir Kopyalar’la yürüdüğümüz koridorlardan bu kez Patricio Rago’ya selam ediyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Edgar Allan Poe'nun Yazdığı Bilim KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

I. F. &. J. Taylor

19 Şubat 2025

Dünyanın En Eski Yazı Sistemi

Çivi yazısı, M.Ö.3400 yılları civarında kullanılan antik bir yazı sistemi. Dünya üzerindeki en eski yazı sistemi olarak kabul edilen ve tarihi Mısır hiyerogliflerinin de gerisine uzanan çivi yazısının ayırt edici yönüyse kil tabletler üzerine kazınan kama biçimli işaretl..

Devamı..

İngiliz Edebiyatı Tarihine Kısa Bir Ba..

Adam Burgess

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024