Haikular
Sardunyaların
Üstü çiğ kaplı
Yavru kuşlar uçuyor
Bir çocuk içindeki
Tomurcuklarla
Kaplanmış mezar
Pire ne yiyorsun ye
Zıplayıp durma
Uykum kaçıyor
Pardon, birine benzettim
Direksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merkezine düştü düşecek. Sadece pembe rujlu dudakları dolgun ve kalkık. Dalgalı sarı saçlarını at kuyruğu yapmış. Çiçekli bir elbise giymiş. Gözü yolda. Yolu görmediğini hissediyorum. Buradayım demek istiyorum, seni görüyorum, anlamak istiyorum. Dikkatini çekmeliyim. Yeşil yandı yanacak. Kornaya basıyorum. Dat, dat, dat.
Dönüp bakmıyor bile. Asılıyorum kornaya. Dat, dat, dat, dat.
Sonunda gözlerini yoldan ayırdı, sola baktı, boş. Sağda ben varım. Camı inik. Göz göze geliyoruz. Aramızda bir boş koltuk. Gülümsüyorum. Bakışlarını çevirmiyor. Kırmızı ışık sarıya döndü.
Yitip gitme, iki parça can, şu trafikte. “Afedersiniz,” diye sesleniyorum yeşil yanarken “birine benzettim.” Duymuyor, gaza basıyor.
Ece daha beş yaşında
Figen gözlerini kısarak güldü. Beş yaşındaki kızı Ece aynada kendini izliyordu. Önce elbisesinin fiyonklarını düzeltti. Saçlarını iki yana savurdu. Sonra kırmızı rugan ayakkabılarını çıkardı, siyahları giydi. Göz göze geldiklerinde saçındaki Elsa tacı fırlattı attı, “Bu güzel değil.” Dudakları aşağı sarkmış, üst dudağı titriyor. Bu kız kime çekmiş.
Figen çantasını yere bıraktı. “İstersen evde kalalım. Film izleriz.” Ece’nin gözleri kocaman oldu. Yerdeki tacı alıp yeniden başına taktı, aynada süzdü kendini. Ellerini beline koydu, sağ omuzunu öne atarak çenesini sola çevirdi. Aynadaki görüntüsüne seslendi, “Gidelim.”
Figen bakakaldı. Ece daha beş yaşındaydı.

Bir kez daha Tarkovski
Tarkovski’ye göre her şeyin bir anlamı ve bir nedeni vardır.
Herkesin mutlu olmak istemesine şaşırır çünkü mutlu insan görmemiştir. Dante’nin Cehennemine göz kırpar ve dünyada umursanan tek kişinin kendimiz olup olmamasını sorgular. Buradan sanatçının bencil olup olmamasını tartışmaya açar.
Gerçek diye bir şeyin olmadığını, her şeyin uydurma olduğunu söyler. İnsanlığın bunu anlamıyor olmasına hayret eder.
Değişmek isteyenlerin önünde sonunda başkalarına benzemek zorunda kaldığına hayıflanır. Tüketmek dışında bir isteği olmayan yaratıklara dönüşümlerinden rahatsızlık duyar.
Merhametin az olsa bilinç altında kalmış olma umudunu taşır. Acıdan kaynaklansa bile bütün dileklerin gerçekleşmesi olasılığını buna bağlar. Gerçeklik yoksa bu nasıl olacaktır?
1979’da çektiği Stalker’ın bir başyapıt olma nedeni tartışmaya açtığı konulardır bence. Filmin sonunda kimse bütün dileklerin gerçekleştiği odaya bir türlü giremez.

Kierkegaard
Kierkegaard, felsefenin hayat geriye doğru anlaşılır savını desteklerken, unutulan bir şey olduğunu belirterek kendi felsefesini unutulmaz kılıyor, “Hayat ileri doğru yaşanır.”
Olmuş olan nasıl olmuşsa öyle olmuştur, böylece de değiştirilemez. Gelecekse öngörülemez. Ancak geçmişin kavranması, geleceğin tahmin edilmesine yol açar.
Bunlar Kierkegaard’dan. Bana kalırsa üzerinde uzun uzun düşünülmeli. Bu felsefenin asıl etkileyici yanı günümüz koşulları için geçerliliğini taptaze sürdürmesi.
Kör bir kuyuda
Aydınlıktan habersiz
Bilgisiz insan
Hayat ileri ya da geri yaşanan bir şey olmaktan çıkıp sadece o an olarak algılandığından beri, ki o “an”ı algıladığımız anda geçmiş olacaktır, felsefeyle yaşamı algılamak yerine tökezliyoruz. İyi ve güzelin ne olduğunu unuttuk. Erdem hakkında bir fikri olanların sayısı giderek azalıyor.
Bir uzantımız haline gelen cep telefonlarımızla başka hayatları dikizlerken, başka güzel şeylerin ve hatta her güzel şeyin hep başkalarının başına geldiğini sanıp kendi talihsizliğimize, bir o kadar da yoksulluğumuza, yoksunluğumuza ahlanıp vahlanırken ölümsüz Kierkegaard kimin umurunda.
Saçımda aklar
Soğuk bir mezar gibi
Rüzgâr estikçe






