New York Times, Salman Rushdie ile son romanı üstüne bir söyleşi yayımladı. Bu haberi ve söyleşinin bir bölümünü yayınlıyoruz. Yazının tamamını okumak isteyen okuyucularımız en aşağıdaki linki kullanabilirler.
Salman Rushdie’nin soyadı büyükbabasından gelmiyor, tersine büyük filozof İbni Rüşd ile ilgilenen babası tarafından yaratılmış bir isim. Babasının bu ilgisini miras alan Salman Rushdie, büyük İslam filozofunu son romanının temel karakteri yapmış: İki Yıl Sekiz Ay ve Yirmi Sekiz Gün.
12. Yüzyıl İspanyasında başlayan romanda İbni Rüşd aslında bir cin olan Dunia adındaki bir kadına âşık oluyor. Peşinden günümüz New York’una atlayan romanda bu çiftin soyundan gelenler sıra dışı güçleri olduğunu keşfediyorlar. Romanın son bölümünde insanlığın geleceğini belirleyecek büyük bir savaş yer alıyor.
[divider layout="3" color=""][/divider]
NYT: Bu romanda da geçmişte ele aldığınız temaların bazılarını, örneğin dini inanç ile rasyonalite arasındaki çatışmayı bulabiliyoruz ama üslup olarak daha gevşek gibi; ortaçağ felsefesi ile neredeyse Marvel çizgi romanlarının bilim-kurgu evreninin bir karışımı var. Bu insan üstü kahramanları ve “Dünyalar Savaşı” tarzı fantezi örgüsünü yaratmaya sizi ne itti?
Salman Rushdie: Aslında bilimkurgu benim yola çıktığım yer. Çocukken bilimkurgu müptelasıydım. Yazar olarak da en başta gelen ilgilerimden biriydi ve dönüp yeniden ona gelmem uzun zaman aldı. Aynı zamanda hatıralarımı yazmama karşı da bir tepkiydi. Gerçeği anlatmak için iki üç yıl epey uğraşmam gerekecekti, nihayetinde gerçekten gına geldi bana. Yeter, biraz da uyduralım.
NYT: Bu hikâyeyi yaratan fikir neydi?
SR: Bahçıvan Geronimo ve yerden yükselmesi aklımdaydı. Bunu yazmaya beni iten ise onun yerden sadece birkaç santimetre yükseliyor olmasıydı. Öyle göklerde uçmak, ilginç değil ama yerden birkaç santim yükselmek, yerçekimi kanunu aynı şekilde ihlal etmek, bu komikti.
NYT: Romanınız, idamını geciktirmek için her gece bir hikâye anlatan Şehrazad masalına da bir saygı duruşu gibi ve romanın başlığı da Binbir Gece’ye gönderme yapıyor. Bana çarpıcı gelen Şeytan Ayetleri romanından sonra sizin de Şehrazad hikayesinin tersini yaşamış olmanız.
SR: Evet anti-Şehrazad. Hayatım neyse o ve bu da açıkça ne düşündüğümü belirliyor. Şehrazad en büyük yazarı belli olmayan kahramanlardan birisi. Onu kimin yarattığı ile ilgili kimsenin fikri yok, bu yüzden kendi kendisini icat ettiğini düşünebiliriz. Ama işte orada, edebiyatın ölümsüz karakterlerinden birisi ve vahşileri hikaye anlatarak uygarlaştıran birisine nasıl aşık olmazsınız ki?
NYT: Games of Thrones izlediğinizi duydum.
SR: Ejderhalı kızı ve ufak adamı seviyorum ve kazanmalarını istiyorum.
NYT: Fetva sonrasında yıllarca gizlendikten sonra uzun süredir açıkta yaşıyorsunuz ama son zamanlarda başka aşırı gruplardan da ölüm tehditleri aldınız. 2013’te El Kaide’nin dergisi sizi başka entellektüellerle beraber İslam düşmanı olarak hedef gösterdi.
SR: Sayısız dergi beni hedef gösteriyor ama doğrusu n+1 (bir edebiyat dergisi) benim için El Kaide’den daha fazla tehlike yaratıyor.
NYT: ABD, İran’a olan ambargoyu kaldırma ve diplomatik ilişkileri yeniden başlatma noktasında. Bu ülkenin dini liderleri tarafından ölüm cezasına çarptırılmış birisi olarak bu gelişme hakkında neler hissediyorsunuz?
SR: İnanın ne düşüneceğimi bilmiyorum. Bu konuda çelişkiler içindeyim. Bir yandan, son on yıl savaşın işe yaramadığını gösterdi, o halde barışı denemeliyiz belki de. Öte yandan, İran hakkında konuşuyoruz. Bunlar, nasıl diyeyim, güvenilmez insanlar. Nasıl düşüneceğimi bilemediğim o acayip konumdayım. Ama bunda sorun yok, eninde sonunda bir roman yazarıyım. Şansıma dünyayı yönetmek zorunda değilim.
Kaynak: New York Times