Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Şubat 2024

Edebiyat

Tolstoy: Bedeniyle Tanışma, Ölümle Yüzleşme

Nilüfer Kuzu

Paylaş

1

0


Tolstoy zengin bir ailenin beş çocuğundan dördüncü çocuğu olarak Rusya’nın Tula şehrindeki Yasnaya Polyana adlı konakta dünyaya gelmiştir. İki yaşındayken annesini, dokuz yaşındayken de babasını kaybeder. Tolstoy iki yaşındayken yaşadığı karmaşık ve çeşitli duygularını açık ve net şekilde anımsardı. Bedeni ile ilgili o ilk hislerinin betimlemesi şöyle yapar: “Ahşap bir kuvetin içinde oturuyorum, bedenimi ovdukları, kokusu yeni fakat benim için hoş olmayan bir sıvı kaplamış her yerimi. Bu koydukları kepek suyuydu herhalde; bu izlenim yepyeniydi ve bu yenilik beni etkiledi; ilk kez küçük bedenimi, göğsümün önünde belli olan kaburgalarımı, bakıcımın pürüzsüz esmer yanaklarını, üzerindeki giysiyi, sıvadığı kollarını, buharlar çıkan kepek suyunu ve kokusunu ve en çok da küçük ellerimi içinde gezdirdikçe hissettiğim kuvetin kayganlığını fark ettim.”

Tolstoy’un ilk farkındalığının, daha küçük bir çocukken kendi bedeni ile başladığını ve aynı zamanda çevresini de nasıl bir duyarlılıkla algıladığını görüyoruz. Zweig’in dediği gibi, işte o çocuğun büyüyüp geliştiğinde, sinirleri sağlıklı bir merakla gerildiğinde, olgunlaşan bir organizmanın her izlenimini nasıl ince ince dokuyup yükselteceği öngörülebilir.

Genç denebilecek bir yaşta kardeşi Nikolay’ı, üç cocuğunu ve iki halasını yitiren Tolstoy, Fransa’da bir infaza tanık olur ve ölümle sık sık yüzleşir. Ölümle ilk karşılaştığında daha küçük bir çocuktu. Onu, annesinin cesedinin yanına götürmüşler, orada daha dün hayatta olan soğuk ve donuk bir beden yatıyordu. Korkunç ve tiz bir çığlık atmıştı ve panik içinde odadan dışarı fırlamıştı. O zaman duygu ve düşüncelerini ifade edemediği o anı seksen yıl boyunca unutamaz! Erkek kardeşi, babası ve teyzesi öldüğünde de ölüm düşüncesi darbe gibi üzerine çökmüş, kendisini boğulacak gibi hissetmiş ve sinirlerini parçalamış. 1869’dan krizden sonra, duygularını şöyle anlatacaktır: “Yatmaya çalışıyordum ve henüz uzanmıştım ki bu korku beni yerimdem sıçrattı. Kusmadan önce gelen bir korku gibiydi, bir şeyler varlığımı parçalara ayırıyordu sanki, ama tümüyle yok etmeden. Tekrar yatmayı denedim, ama korku oradaydı, kırmızı, beyaz, içimde bir şeyler parçalanıyor ancak yine de beni birarada tutuyordu.” Ölümünden kırk yıl önce ölüm önsezisi bedenine girmiş ve artık oradan uzaklaştırmak mümkün değil gibi görünüyordu. Ölümden, korkuyor ve bu korkunun ömrü boyunca kölesi olmuş gibi titriyor,  korkunç çığlıklar atıyor ve kendisini kontrol edemiyordu. İlk korkuyu atlattıktan sonra da felsefenin arkasına saklanır, köprüleri kaldırır ve görülmeyen düşmanını mantığınının gerilerinden mancınık ile geri püskürtürdü.

Dostoyevski ise ölüm düşüncesini acıya alışmış biri olarak sağlıklı bedeni olup ölümü hiç düşünmeyen birinden daha cesurca karşılayabiliyordu. Dostoyeyevski ölümü ne kadar cesaretle karşılıyorsa, Tolstoy ölümden o kadar korkuyordu. Yine de tüm gücünü bu korkuyu yenmek için harcar. Kendisini her gün yaptığı alıştırmalarla ölümden korkmadan onu düşünmeye ve “Ölüme yaklaşıyorum” diyerek, ölümle yüzleşmeye zorlar.

Ölüm gerçeği ve ölümün dehşeti ile yüzleşen yazarın hayatında büyük bir boşluk oluşur ve böylece hayatın anlamını aramaya ve hayatı sorgulamaya başlar. Niçin yaşıyorum? Niçin varım? Hayatın bir anlamı var mı? Gibi sorular kafasını meşgul eder, aynı zamanda fikir dünyasına, sanatına ve eserlerine de yansır. Ivan Ilyiç’in Ölümü, Üç Ölüm ve Efendi ile Uşağı adlı eserleri ölümü en yoğun şekilde ele aldığı eserleridir. Irvin Yalom’a göre, Ivan Ilyiç’in Ölümü, yalnızca unutulmaz bir edebiyat eseri değil; aynı zamanda etkileyici bir derstir ve çoğu kez ölmekte olanları rahatlatma eğitimi alanların okuması istenmektedir. Ölüm yaklaşırken Ivan Ilyiç bütün hayatı boyunca saygınlık, görünüş ve parayla meşgul olarak kendisini ölüm kavramına karşı koruduğunu fark eder. Bütün hayatı baştan yanlıştır. Ölüme yaklaştığı bir anda varolmanın farkına varır. Irvin Yalom’un dediği üzere, eğer “varolmanın farkında olmak” kişisel değişim için önemli bir nedense, gündelik tarzdan çıkıp değişimi sağlayacak tarza geçmek isteyen insan, bunu sadece çaba harcayarak veya dişlerini sıkarak yapamaz. Bir insanı uyandırıp sıradan tarzdan çekip çıkaracak ontolojik (onto “var olmak”, loji “bilim”) tarza girmesini sağlamak için yaşamsal veya geri dönüşümü olmayan -Irvin Yalom’un “uyanma deneyimi dediği- deneyimler gerekir. Sevdiği birinin ölümüne duyduğu üzüntü, ölümcül bir hastalık, yangın, tecavüz, hırsızlık gibi felaket travması, çocukların evden ayrılması, işi kaybetmek veya kariyer değişikliği, emeklilik, huzurevine gitmek “uyanma deneyimi”ni kolaylaştırıcısı hayat olaylarından sayılabilir. Doktor Yalom’a göre ölümün farkına varmak bir uyanış deneyimi, büyük hayat değişiklikleri için güçlü bir katalizör olabilir. Tıpkı Tolstoy’un kahramanı Ivan Ilyiç’te olduğu gibi; “yaşadığı hayat yaşaması gereken hayat değildi, ama yanlış hâlâ düzeltilebilirdi sanki..”

Ölümlülük düşüncesi tarihin başından beri süregelmiştir. Dört bin yıl öncesinde Babil kahramanı Gılgamış arkadaşı Endiku’nun ölümü üzerine şunları söylemiş: “Sen artık karanlıklar içindesin ve beni duyamaz oldun. Ben de öldüğümde Enkidu gibi olmayacak mıyım? Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.”

Tolstoy’da da görüldüğü üzere, yüzyıllar boyunca büyük düşünürler insanın ölüm korkusuyla baş etmesine yardımcı olmuştur. Ölümü hiçlik olarak kabul eden Schpenhauer, onun hakikat olarak görülmese de bir kötülük olarak algılanamayacağını savunur; ona göre ölüm tabiatın rahmine geri dönüştür, bu geri dönüş bir cessio bonorum yani mülkü terk ediştir. Epikouros ise, kaçınılmaz ölümün verdiği ürkütücü düşüncenin hayattan zevk almayı engellediğine ve bütün zevklere müdahale ettiğinde ısrarcıydı ve ölüm korkusunu hafiletmek için üç ciddi idiasından biri olan “ölümün nihai hiçliği”nde, “Algılamımızın bile mümkün olmadığı ölümden neden korkalım ki?” görüşünü savunur.

Tolstoy otuz yıl boyunca ölümden korkmadığını, ölümü korkuyla düşünmediğini söylese de kendi dahil kimseyi kandıramaz. Elli yaşından itibaren korkusuyla yüzleşerek onu yenmek için mücadeleye başlamıştır. “Ölüm üzerinde düşünmeye gerek yok, fakat onu göz önünde bulundurmak gerekir. Bütün yaşam böylelikle daha şenlikli, daha önemli, gerçekten daha bereketli ve hoş olur” diyerek ölüm korkusunu eserlerindeki kahramanlarına bırakarak kendinden uzaklaştırmıştır.

Kaynakça:

  • Vikipedi
  • Stefan Zweig,  Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Lev Tolstoy: Bir Rus Yazarın Türk ve Müslüman Algısı, Muhammed Taşkesengil (Makale)
  • Alpay Orçun - Tolstoy’da Üç Ölüm: Ivan Ilyiç’in Ölümü” , “Üç Ölüm” , “Efendi ile Uşağı”
  • Irvin Yalom – Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek, Kabalcı Yayınları
  • Ölüm Hakkında Çağın Felsefi Senaryosu: Hakikat mi Hiçlik mi? – Feyza Şule Güngör
  • Tolstoy – Ivan Ilyiç’in Ölümü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları                  

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bu Dava sadece Josef K.nın mı?Haden Öz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

M. L. C. –. S. Blum

11 Ocak 2026

Odysseus’un Yıkıcılığı

Christopher Nolan’ın yeni Odyssey uyarlaması köklü bir ahlaki soruyu yeniden gündeme getirdi.  Hayal edin, günün birinde uyandınız ve evinizin yabancılarla dolu olduğunu gördünüz. Yemeklerinizi yiyor, beslediğiniz hayvanları öldürüyor sonra da sizi kör bırakıp bütün dünyaya siz..

Devamı..

Uçuş Planlamasında Fiyat ve Konfor Den..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024