Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Aralık 2025

Edebiyat

Claire Keegan’a Övgü

Gül Yaşartürk

Paylaş

0

0


Çok gezen mi çok okuyan mı bilir sorusuna “çok okuyan” şeklinde yanıt verme nedenlerimizdendir Claire Keegan.

Falezler, huş, üvez, meşe, alıç, köknar ağaçları, siyah bira içen köylüler, pucanlar, yüksük otları, çobanpüskülü, “hem üşüten hem de sıcaklatan tuzlu yağmurlar” ve yazın çiçek açan fundalar …

Banshee çığlıkları,1 denize açıldıklarında uğur getirmesi için, yeni doğum yapmış kadınlardan cenin zarı satın alan balıkçılar, periler yeni doğan bebeği kaçırıp yerine sahtesini koymasın diye arabasına maşa koyan anneler…

Claire Keegan’ın ikinci öykü kitabı Mavi Tarlalardan Yürüokuduğunuz zaman geçtiği coğrafyayı, karakterleri ve mekânı hayal etmenizi sağlayan güce sahip. Büyülü gerçeklik ifadesinin çok uygun düştüğü bu atmosferde kadınlar, insanları etraflarına toplayıp onlara öykü anlatıyor ya da cadıların yaptığı gibi türlü çeşit yöntemle dertlerine deva oluyor. Ayaklarını yıkadıkları suyu bir adamın başından aşağı döktüklerinde o adamı kendilerine bağlayıp aşık ediyorlar. Koyu Katolik ritüelleriyle birbirine karışan Kelt ve cadılık imgeleri, gözlerini dikip size bakan keçiler bazen gökyüzüne doğru yol alabiliyorlar. 

Claire Keegan sıkça metakurgu tekniğini kullanıyor. “Korucunun Kızı” adlı öyküde önce öykünün yazarı yani Keegan; Martha ve Deegan ilişkisini, Martha’nın ilişkiyi yaşamasının ve evliliği yapmasının nedenlerini, gönülsüzlüğünü anlatıyor okura. Ardından öykünün sonlarında bu kez Martha, Keegan’ın okura hali hazırda anlattığı şeyleri karakter olarak bir de kendisi dile getiriyor satırlar boyu hem de çevresinde topladığı köy halkından insanlara masal anlatırcasına. Böylesi bir teknik öykünün kurmacalığını ele verdiği gibi Claire Keegan ve anlatıcı karakteri Martha arasında doğrudan bağ da kurmuş olur. Keegan öykülerinde şiddet ve dolayısıyla travmalar gündelik hayatın olağan akışı içinde hatırlanıyor. Gündelik hayatın olağan akışı zaten, her zaman travmaya gebe der gibidir yazar. 

“Uzun ve Istıraplı Ölüm”de yazar kadın karakter Böll vakfının evinde burslu konuk olarak kalır.  Evi gezmek istediğini söyleyen Alman profesörün ziyaretine izin verir. Ziyaret, dozu giderek artan derecede hakarete ve psikolojik şiddete dönüşür. Keegan aynı öyküde, İrlanda’da kadınların toprak edinmesine izin vermeyen yasalardan söz ederek şiddetin tarihsel arka planını da kurar. “Ayrılık Hediyesi”nde tüm aile üyelerinin tanık olduğu ve bildiği cinsel istismarı anlatır. Ancak söz konusu istismarı anlamamız için Keegan’ın okura bıraktığı izleri; mağdur karakterin evden ayrılmaya karar verdiği gün ev halkıyla normal konuşmalarını, geçmişten bugüne onu hayatta tutan kemikleşmiş davranışlarını takip etmemiz gerekir. “Onunla hemfikir ol stratejin buydu her zaman” der genç kadın kendi kendine. Annenin istismara tanıklığını ve istismarda oynadığı rolüyse, seter cinsi köpeklerinin yavrularını suda boğduğu sahneyle anlatır yazar: 

“Şimdi sahanlıkta dikilmiş, mutluluğu hatırlamaya çalışıyorsun (…) ama aklına hiçbir şey gelmiyor. Onun yerine seterin bir sürü enik yavruladığı zamanı hatırlıyorsun. Annenin seni onun odasına göndermeye başlamasıyla aşağı yukarı aynı zamandı. Annen su evinde teknenin üzerine eğildi ve çuvalı suyun içinde tuttu, iniltiler kesilene ve çuval kıpırtısız kalana kadar.  Yavruları boğduğu o gün başını çevirip sana baktı ve gülümsedi.”  

Keegan sıradanın temellerini döşeyen travmaları, o sıradanlığı bozmadan gösterme konusunda hayli mahir. Kitaba adını veren “Mavi Tarlalardan Yürü”de bir rahibin görev yaptığı düğünü anlatır gibi görünür önce. Ardından gelinin, rahibin ilişki yaşadığı ancak dini görevini tercih ettiği için evlenmediği kadın olduğunu yavaş yavaş gösterir. “Korucunun Kızı”nda kızının babası olmadığını içten içe bilse de yüzleşmek istemeyen Deegan’a benzer rahip. Yüzleşmek istemediği duygu bir masaj sırasında içinden acı bir çığlık olarak dışarı çıkar. 

Sekiz öyküden oluşan kitap çoğunlukla, İrlanda taşrasında tarımla geçinen, çiftlikte yaşayan köylüler arasında geçer. İrlanda, Wicklow doğumlu Claire Keegan altı çocuklu ailenin en küçük çocuğudur. “Ayrılık Hediyesi”nde baş karakterin tıpkı Keegan gibi on yedi yaşında çiftliği terk ederek Amerika’ya eğitim görmeye gittiğini düşündüğümüzde öykülerin hayli otobiyografik öğeler barındırdığını anlarız. “Üvez Ağaçlarının Gecesi”nde baş karakter Margaret’in sürekli vurgulanan dağınık uzun saçları da Keegan’ı akla getirir; “kahverengi saçları uzundu, sırtından aşağıya deniz yosunları gibi gevşek tutamlar halinde dökülüyordu…” “Uzun ve Istıraplı Ölüm” adlı öyküsünde Böll vakfının evinde kalan ve “ne korkunç mutsuz bir adam” sözleriyle tarif ettiği küçümseyici narsist erkek profesörün ziyaretine dair izlenimleri edinen kişinin öykünün karakteri değil, bizzat Keegan’ın kendisi olabileceğini düşünmeden edemeyiz. 

Çok gezen mi çok okuyan mı bilir sorusuna “çok okuyan” şeklinde yanıt verme nedenlerimizdendir Claire Keegan. Onu okuduktan sonra İrlanda’ya dair zihnimde bir imge oluştu ve İrlanda hakkında The Banshees of Inisherin dahil olmak üzere yakın zamanda izlediğim her şeye farklı bakmaya başladım. Yazarın İrlandasını gözümüzde canlandırmak için görüntülerin gücünün Keegan’ın kelimeleriyle yarışamayacağını bilsek de aynı adlı romanından uyarlanan Böyle Küçük Şeyler ve Türkçe’ye Emanet Çocuk adıyla çevrilen 2010 tarihli kısa öyküsü “Foster”dan uyarlanan Sessiz Kız’ı izlemenin de mutlaka katkısı olacaktır. 

1 İrlanda mitolojisinde aileden birinin öleceğini ciyaklayarak ya da ağıt yakarak haber verdiğine inanılan kadın ruh.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Müge Sökmen: "Covid-19 ile yayıncılık ..Erdinç Akkoyunlu
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elif Erdağı

24 Aralık 2025

Bizim Mahalle “Aşağı” Mahalle

Yapboz Hilmi’nin yapboz dolu evine olan şaşkınlığı henüz geçmemişken bir şey daha dikkatini çeker küçük dedektifimizin.Her şehrin kendine has bir yüzü vardır; kalabalığı, gürültüsü, kokusu, bilindik hikâyesi/hikâyeleri. Bir de tenhalarda, yeraltlarında gizlenen yüzü… Anc..

Devamı..

Claire Keegan’a Övgü

Gül Yaşartürk

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024