Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Aralık 2025

Edebiyat

Edebiyatçı Politikacılara Ne Oldu?

Ioannes Chountis de Fabbri

Paylaş

0

0


Edebiyatçı devlet adamlarının azalması siyasetteki gerilemenin en önemli belirtilerinden biri. 

 

Londra’daki dairem tıka basa kitap dolu olmasına rağmen tam bir seri kitap avcısı olduğumu itiraf etmem gerek. Geçen hafta Tokyo’daydım ve her zamanki gibi kentin kitapçılarıyla ünlü bölgesi Jimbocho’da dolaşırken İngilizce kitaplar satan dördüncü nesil bir antikacıya,  Kitazawa’ya rastladım. Raflar arasında dolanırken gözüme ilk çarpan Roy Jenkins’in Asquith’i, Churchill’in Marlborough’uHarold Nicolson’ın  George V’ı ve Harold Macmillan’ın The Past Masters’ı oldu. O an Japonya’daki bir kitapçıda görmeyi hiç beklemediğim bu isimler aklıma köklü bir geleneği getirdi: Tarih ve felsefe yazınıyla ilgilenen, ilgilenmenin de ötesinde bu alanlarda eserler veren devlet adamları.  

Önde gelen devlet adamlarının tarihle, felsefeyle ve edebiyatla ilgilenmesi antik dünyanın vazgeçilmez alışkanlıklarından biriydi. Mesela Perikles’in Atina demokrasisinin temel erdemlerini Cenaze Töreni Söylevi’nde nasıl özetlediğini düşünün. Ya da Julius Caesar’ın kendi çağını soğukkanlı bir titizlikle ve kusursuz bir Latinceyle nasıl kayıt altına aldığını, Galya Savaşlarının ve iç savaşların kendi ölümünden sonra nasıl hatırlanacağını öngörerek bu mirası nasıl şekillendirdiğini. Stoacı ünlü imparator Marcus Aurelius ise bugün bile Latince dilinde yazan en başarılı düşünürlerden biri olmaya devam ediyor. Çünkü bu isimler için tarih ve felsefe yazını bir yandan kişisel bir tutku ve entelektüel bir egzersizken öte yandan kamusal yaşamın doğal bir parçasıydı. 

Rönesans Dönemini geride bırakıp Georgian ve Viktorya Dönemi Britanyası’na ulaştığımızda bu klasik içgüdünün Britanya’nın fikir ve edebiyat ağlarında hâlâ yaşamaya devam ettiğini görürüz. Ülkenin önemli politikacıları kendilerini antik dünyanın mirasçıları olarak görüyorlardı ve geçmişten gelen bu edebi geleneği devam ettirdiler. Her ne kadar ilk akla gelenler Burke, Gladstone ve Disraeli olsa da, mesela amatör bir gazeteci ve kendini yetiştirmiş bir cumhuriyetçi olan Churchill kendi çağını ve çağdaşlarını yakından gözlemleyerek İkinci Dünya Savaşı’na ilişkin en net anlatımlardan birini kaleme aldı. Savaş sonrası dönemde hemen hemen bütün politikacılar Westminster’daki faaliyetlerinin bir tamamlayıcısı olarak yazma geleneğine başvuruyordu. Macmillan’ın en detaylı halini sunduğunu günlük ve anılar, Roy Jenkins’in kaleme aldığı biyografiler, Crosland’in politik düşünce eserleri ya da Michael Foot’un Byron hakkındaki çalışmaları. Bütün bunlar devlet adamlarının yalnızca parlamentoda birer figür ya da parti lideri değil, aynı zamanda iyi birer eleştirmen olduğunu gösteriyordu. 

Geçmişi anımsamak (bu günlerde giderek artan) bir nostalji duygusu uyandırıyor – en azından geçmişle şimdiki zaman arasında bir yerde kalmayı tercih eden ve geleceğe umutsuzlukla bakanlarda. Oysa ne kadar cazip görünse de anıların yarattığı dalgalar içinde boğulmamak gerek. Bizim için şu an önemli olan, politikacıların artık bu tür eserler üretmiyor olması. Bu durum elbette politikanın geldiği aşamadan kaynaklı ama aynı zamanda okurların, yani onu tüketenlerin eğilimlerini de yansıtıyor. 

Mesela 1995 yılında Whitbread Ödülü biyografi alanında Lord Jenkins’e verildi. Ödül töreni keyifliydi çünkü tıpkı bir kedi gibi sürekli gözlerini kırpıştıran Jenkins,  kendinden gayet hoşnut, Lordlar Kamarasındaki arkadaşlarını bir araya getirdi: Rothschildlar, Avonlar, Devonshirelar ve farklı politik katmanlardan çok sayıda isim ödül törenindeydi. Jenkins, her partiden arkadaşı olan son Whig olmakla gurur duyardı. Ödüle konu olan kitapsa bugün hâlâ Oxfam’de ve Charing Cross Road  sahaflarında bulunabilen Gladstone biyografisiydi. Jenkins büyük bir tarihçi değil. Hatta bir defasında başkalarının bilgeliğinin tedarikçisi olarak nitelendiği bile olmuştu. Ama bunların hiçbir önemi yok çünkü sahip olduğu itibar ve sıcak kişiliği sayesinde siyasi tarihi tüketilebilir bir ürüne dönüştürdü. Üstelik bunu kabul etmeye hazır bir kitle de vardı.

Bütün bu sahne –zaman bakımından çok uzak olmasa da– estetik ve entelektüel olarak bambaşka bir dünyaya, hatta bambaşka bir galaksiye ait. Bugün herhangi bir siyasetçinin benzer bir akşamı bu şekilde idare edebileceğini düşünmek güç. Yani şöyle bir sahne: Şansölye TikTok danışmanlarını ve iletişim direktörlerini bir araya getirmiş, onlara 1866 doğumlu eski İngiltere başbakanı Ramsay MacDonald hakkında bir kitap sunuyor.

Elbette istisnalar da var. Mesela William Hague, William Pitt the Younger’ın çok iyi bir biyografisini yazdı. Tory milletvekili Jesse Norman ise Edmond Burke hakkında hazırladığı, üzerinde iyi çalışılmış bir biyografiyle modern muhafazakârlığın kurucusu olarak görülen bu önemli ismi seçmenlerine tanıtmaya çalıştı. Sol kanattaysa Tristram Hunt, erken modern dönem Britanya’nın önemli bir tarihçisi olmaya devam ediyor. Ama az evvel de belirttiğim gibi, bunlar istisnai durumlar. 

Yazma eylemi, genellikle ona kaynaklık eden başka bir entelektüel faaliyetle, okuma eylemiyle iç içe geçer. Bugünün siyasi liderleri BBC’nin Desert Island Discs programına davet edildiklerinde Chaucer ya da Shakespeare’den nadiren alıntı yapar. Hâlâ okumaya ve yazmaya devam edenlerse artık çok daha farklı eserler üretiyor. Okur kitlesine gelirsek, onlar da daha ziyade kısa sürede tüketmek için üretilen politik anekdotlara ve sözde manifestolara meraklı. Ve bunların çoğu şu üç amaçtan birine hizmet ediyor: Kariyerini parlatmak, sönüp gitmek üzere olan itibarını kurtarmak ya da hikâyeyi en baştan yeniden kurgulamak. İşin doğrusu bu her zaman böyleydi ama geçmişte tarihsel bir bakış açısı ve entelektüel kabiliyetle, üstelik şimdiki zamanla geçmiş zaman karşılaştırılarak yapılır, böylece yalnızca geçmişi anlamamızı değil, aynı zamanda gelecekte neler olabileceğini sezmemizi sağlayan bir öngörü ve derinlik sunardı. 

Peki bu entelektüel kuraklık bugünün kamusal yaşamı hakkında bize ne söylüyor? Öncelikle çoğu politikacı için artık içsel bir yaşam, yani vita contemplativa olanaklı değil. Ve bu yüzden onları küçümsememek gerek. Çoğu, halkın düşündüğünden çok daha fazla çalışıyor ve kendilerini oraya getiren insanları gerçekten önemsiyor. Westminster’ın onlardan beklediğiyse boş zamanlarında oturup düşüncelere dalmaları değil, medyatik bir kişilik olarak performans göstermeleri. Entelektüel derinlik zaman alır. Oysa günümüz politikacılarının bütün vakti sosyal medyayla, iletişim stratejileriyle ve yedi-yirmi dört süreklilik arz eden acımasız siyaset ortamıyla tükeniyor. İçlerinden en hırslı olanların bile bu ortamı yıpratıcı bulduğundan emin olabilirsiniz. O yüzden şu an bir milletvekilinin yaz ayları boyunca şahsi kütüphanesine kapanıp Livy okuması ya da Wollstonecraft hakkında bir makale yazması imkânsız olduğu kadar da gülünç. 

İkincisi, geçmişte siyasi bir kişilik olarak ön plana çıkıp bir devlet adamı olabilmek için yazma ve hitap etme becerisine sahip olmak gerekiyordu çünkü bu beceriler yoruma giden bir yoldu ve onlar olmadan kamuya mal olmuş bir kişinin geniş kitlelere kendi fikrini aktarması mümkün değildi. Dolayısıyla devlet adamlığının ilk şartı derdini yazılı ya da sözlü olarak anlatma becerisiydi.

Şimdi bir şerh düşmemiz lazım: Edebiyatçı politikacıların azalması düşünülenden çok daha derin bir kaybı işaret ediyor çünkü  hem vatandaşların hem de devlet adamlarının mesleği olan kamu hizmeti her şeyden önce hayal gücü, muhakeme becerisi, geri adım atabilme cesareti ve olayları farklı bir perspektifle değerlendirme kabiliyeti gerektirir. Bütün kusurlarına rağmen eski politikacılar sırf keyif için, tartışmak için okur ve yazarlardı çünkü yönetmeye çalıştıkları ülkeyi ve kültürü derinlemesine anlamanın görevleri olduğuna inanırlardı. Perikles de Jenkins de muhtemelen kendi sözlerini kendi elleriyle yazdılar. Peki günümüzün politik anıları için aynı sözleri sarf etmek mümkün mü? Rafta hâlâ kocaman bir “siyaset” kategorisi var ama orada duran kitaplar gerçekten siyaseti dert edinecek kadar öngörülü mü?

Çeviren: Fula Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Game of Thrones'un Kâğıttan KarakterleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sarah Carriger

6 Mayıs 2026

Eleştirmeyi ve Eleştirilmeyi Öğrenmek

Yazara metninin hangi yönlerden iyi olduğunu, mutlaka gerekçesini belirterek söyleyin. Metni övmek yerine mümkün olduğunca somut örnekler verin. Yaratıcı yazarlık atölyelerinin belki de en muazzam niteliği, yazdıklarınızın farklı gözler tarafından değerlendirilip..

Devamı..

Zamanın Durduğu Yer: Seyahat için Bir ..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024