Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Aralık 2025

Hayat

Onu Neden Aldılar?

Didem Kazan Sol

Paylaş

0

0


Bugün yetişkin olan birçok insanın hayvanlara dair en güçlü anıları çocukluğuna dayanır.

Bir toplumun suçları yalnızca mahkeme salonlarında kayda geçmez. Bazıları, daha küçük bedenlerin içine saklanır. Çocuklar görür, duyar, hisseder. Ama onlardan tanıklık etmesi istenmez. Çünkü çocuk, düzenin hafızası için tehlikelidir.

Çocuk, olan biteni yetişkinler gibi anlamlandırmaz; ama tam da bu yüzden çıplak gerçeğe daha yakındır. Bir köpeğin aç olduğunu bilir. Bir kedinin korktuğunu hisseder. Bir canlının ortadan kaybolmasının “normal” olmadığını sezgisel olarak anlar. Yetişkinler kelimelerle, yasalarla, gerekçelerle kendilerini ikna ederken; çocuk yalnızca bakar. Ve bakış, bazen en güçlü tanıklıktır.

Sokakta yaşayan hayvanlarla çocuklar arasında kurulan bağ tesadüf değildir. İkisi de kamusal alanda tam olarak korunmaz. İkisi de denetim altına alınmak istenir. Çocuk, “sessiz ol” denilerek; hayvan ise “toplanarak” hizaya sokulur. Her ikisi de düzenin sınırlarını zorladığı için rahatsız edicidir.

Bir çocuk, her gün önünden geçtiği köpeğin bir sabah orada olmadığını fark eder. Sorular sorar. “Nereye gitti?” Cevaplar yuvarlaktır: barınağa alındı, başka yere götürüldü, uyutuldu. Bu kelimeler çocuğun zihninde bir yere oturmaz. Çünkü çocuk ölümün dilini değil, yokluğun boşluğunu yaşar. İşte tanıklık tam da burada başlar: açıklanamayan bir eksiklikte.

Yetişkinler çoğu zaman çocukları bu tanıklıktan uzak tutmak ister. “Görmesin, üzülmesin, bilmesin.” Oysa çocuk görmüştür. Bilgi verilmediğinde, çocuk kendi anlamını üretir. Sessizlik, onun zihninde daha ağır bir yük hâline gelir. Tanıklık bastırıldıkça travmaya dönüşür.

Hayvana yönelik şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi yalnızca psikolojik değildir; etiktir. Çocuk, dünyayı nasıl bir yer olarak kodlayacağını bu deneyimlerle öğrenir. Güçsüz olana ne yapıldığını izler. Müdahale edilip edilmediğini görür. Susulup susulmadığını kaydeder. Böylece adalet duygusu şekillenir.

Bir toplum, hayvanlara yönelik şiddeti normalleştirdiğinde çocuklara şunu öğretir: Bazı hayatlar daha az değerlidir. Bu ders sözle verilmez; pratikle öğretilir. Barınak kapılarının kapalı olması, çocuklara yalnızca hayvanların değil, hakikatin de içeri alınmadığını anlatır.

Çocukların tanıklığı bu yüzden rahatsız edicidir. Çünkü unutmazlar. Yetişkinler olayları gerekçelere böler, çocuklar sahneleri hatırlar. Bir kamyoneti, bir tel kafesi, bir boş mama kabını. Hafıza detaylarda saklıdır.

Bugün yetişkin olan birçok insanın hayvanlara dair en güçlü anıları çocukluğuna dayanır. Kurtarılamayan bir köpek, ezilen bir kedi, bir daha görülmeyen bir ses. Bu anılar bastırıldığında yok olmaz; yön değiştirir. Kimi zaman öfkeye, kimi zaman duyarsızlığa dönüşür.

Bu yüzden soru şudur: Çocukları gerçekten koruyor muyuz, yoksa onları sessizliğin içine mi itiyoruz? Tanıklıktan mahrum bırakılan çocuk, adalet fikrini nereden öğrenecek?

Çocukların tanıklığı bir yük değil, bir imkândır. Onlar henüz dili kirlenmemiş bir etik sezgiye sahiptir. Hayvanla kurdukları ilişki, eşitliğe en yakın ilişkidir. Sahiplik değil, birlikte var olma duygusu içerir.

Belki de bu yüzden, hayvanlara dair her toplumsal suç çocuk hafızasında iz bırakır. Ve belki de bu yüzden, değişim çoğu zaman çocukların sorduğu basit sorularla başlar.

“Onu neden aldılar?”

Bu soru cevapsız kaldıkça, tanıklık çocukların omzunda büyür.

Evet, tanıklığı çocuklar taşır. Ama taşıdıkları şey yalnızca geçmiş değildir. Aynı zamanda geleceğin vicdanıdır.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Müge Sökmen: "Covid-19 ile yayıncılık ..Erdinç Akkoyunlu
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elif Erdağı

24 Aralık 2025

Bizim Mahalle “Aşağı” Mahalle

Yapboz Hilmi’nin yapboz dolu evine olan şaşkınlığı henüz geçmemişken bir şey daha dikkatini çeker küçük dedektifimizin.Her şehrin kendine has bir yüzü vardır; kalabalığı, gürültüsü, kokusu, bilindik hikâyesi/hikâyeleri. Bir de tenhalarda, yeraltlarında gizlenen yüzü… Anc..

Devamı..

Claire Keegan’a Övgü

Gül Yaşartürk

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024