"Olacakları asla tahmin edemiyoruz, ancak bazı durumlarda belirsizlik hissi hep ön planda.”
Avrupa’da COVID-19 pandemi karantinaları başladıktan sonra Albert Camus’nün Veba romanının satışları da hızla arttı. Fransız basınında sürekli şu soru soruluyordu: Bu süreçte ne okumalı? Yale Üniversitesi profesörü Alice Kaplan’a göre Veba bu dönemde kesinlikle okunması gereken, karşı karşıya olduğumuz salgın üstüne düşünmemizi sağlamanın yanı sıra iyileşmemize de yardımcı olabilecek bir roman.
Romanda karşılaştığımız salgın esasında Fransa’daki Nazi işgalini ve direniş eylemlerini yansıtıyor. Doktor Rieux karakteri vebayla savaşı şöyle anlatıyor: “Burada herhangi bir kahramanlık söz konusu değil. Asıl mesele ahlaklı olmak. Diğer insanlar için ne ifade ettiğini bilmiyorum. Ama benim için işimi yapmak ahlaklı olmanın bir parçası.” Doktor Rieux’nün vebaya karşı direnişinde karşımıza çıkan ahlak olgusunun günümüzdeki anlamı büyük. Kaplan’a göre, “Sağlık çalışanlarını görünce bu ister istemez aklımıza geliyor. Tüm o ölümler ve kayıplar sırasında korunan sevgi, içinde bulundukları yalnızlık, adanmışlık – işte bunlar Camus için çok önemliydi.” Camus’nün romanında veba, yaptırımları olan şeytani bir dış güçten fazlasıdır. Camus, “Herkesin içinde veba var, kimsenin ona karşı bağışıklığı yok,” derken içimizdeki karanlık tarafa sesleniyordu.
Geraldine Brooks’un Mucizeler Yılı başlıklı romanı da veba salgını etrafında dönen bir başka eser. Roman 1665’te İngiliz köyü Eyam’de yaşanan gerçek olaylara dayanıyor. İngiliz taşrasına yaptığı bir yolculukta Brooks’un karşısına bir tabela çıkar, üzerinde “Veba Köyü” yazıyordur. “Bu beni çok etkiledi,” diyor Brooks, “kurbanlarının izini süren sessiz bir katil fikri insanların en ilkel korkularından biri.” Romanda Eyam sakinleri köyü karantina altına almaya karar veriyor, böylece vebanın dışarı yayılması engelleniyor ama insanların çoğu ölüyor. “Köylüler için çok büyük bir bedeldi bu,” diyor Brooks ve ekliyor: “Çünkü birçoğu salgının başında köyü terk etseydi hayatta kalabilirdi. Öte yandan kendilerini feda ettikleri için salgın köyün dışına çıkmadı, bu sayede binlerce insanın hayatı kurtuldu.” Brooks’un merakını uyandıran en önemli nokta bu kadar insanın kendi hayatlarını riske atarak ahlaki bir seçim yapması: “Bu ölüm kalım kararı nasıl oldu da gündeme geldi? İnsanların kalplerine dokunan şey neydi? Bir kez bu kararı verdikten sonra sonuçlarıyla nasıl baş edebilirsin?”
2019 tarihli The Dreamers romanında yazar Karen Thompson Walker gizemli bir virüsten bahsediyor: Kaliforniya’da bir kasabayı saran, son derece bulaşıcı ve ölümcül bir uyku hastalığı. Karakterler maske bulmakta zorlanıyor, korku içinde süpermarketlere koşturuyor, sevdikleri herkes karantina altında ve hiçbiri ne olacağını kestiremiyor. Bu senaryo akıllara koronavirüs salgınının ilk günlerini getiriyor. Walker, “Bir yazar olarak asıl ilgilendiğim şey bu,” diyor, “belirsiz zamanlarda insanların yaşamını nasıl sürdüreceği. Olacakları asla tahmin edemiyoruz, ancak bazı durumlarda –tıpkı kitabımda ya da şu anda olduğu gibi– belirsizlik hissi hep ön planda.”
Başlıktaki resim: Barbara Wildenboer






