Ölümün ve bağışlanmanın aralayacağı duygu yoğunluğu inançsal düzeydedir. Simgesel yönden düşünülecek olursa hayatla bütünleşen parçalar hafızaları şiirsel bir dünyaya sürükler. Albenisi yüksek şiirler olmasaydı Anna Sexton’u tanımayacak böyle eşsiz otobiyografik değerlerin, gizemlerin dokusuna ulaşamayacaktık.
Sıcak bir aile ortamı insanlarda olumlu etkiler uyandırır. Hissedilen anlam arayışında ilk akla gelen çocukların eğitimi ve gelişimini sağlıklı değerlendirmek olur. Çocuk merkezli tasavvurun inşa ettiği başlıklarda düşsel zenginlik, kendini bulma çabası, yarınlara bağlanma iradesi, kararlı, yaratıcı ve güçlü bir birey şeklinde imlenir. Duyusal ve bilişsel açıdan böyle bir yargının görünür kılınması insan hayatında doğumun, ebeveynlerin, koşulların önemine işaret etmek içindir. Bireyi doğru idrak etme eğilimi tutum ve davranışlara yön verir, aksi bir durumun oluşması iletişimi sekteye uğratır, yanlışlar kaygılı ve korkulu bir ruh haline bürünür. Uyumsuz bir yapıyla tanışmak psikolojik yönden irdelenirse bireyde kişilik, ahlak, kimlik arayışları, düşünsel eğilim daha bir sırıtır hale gelecektir. Anne baba sadece ebeveyn değildir, çocuğun ilkleri yaşamasındaki sancıların, heyecanların, fikirlerin de müsebbibi konumundadır. Tutarlı adımlar, özveriler, belleğin doluluğuyla karşılaştırılırsa aile içi algı önemli bir motivasyon aracıdır. Doğum öncesi, sonrası, büyüme evresi çocuğun bilinçaltında hareket halindedir. Bazı doğrulara kanaat getirmek zamana ve değişime yürekten inanmayı gerektirir. Kişinin kendince belli sınavlardan geçmeden nihayete ermesi zordur. Bireysel ve toplumsal akışlarda denge olayı sorunlara analitik yaklaşmayı salık verir.
Anna Sexton’a dönüş yaparsak talihsiz bir çocuk karşımıza çıkar. Güvensiz, sorunlu bir aile ortamında dünyaya gelir. Ailede istenmeyen, kazara doğan bir çocuk olarak görülmesi ciddi sorunlara yol açar. Kişilik bozukluğuyla ilgili çelişki ve çatışmalar duygu ve düşünce dünyasını tahribata uğratır. Alkol bağımlılığı, bedensel istismar, dengesiz konuşmalar usanç vericidir. Fiziksel yönden küçümsemek, yük olduğunu alenen dile getirmek, inanma ve güven kısmında boş biri olduğunu yüzüne söylemek evde ona karşı alışıla gelen olumsuzlukları anlatır. Sevgisizlik, mutsuzluk güncel yaşamını kıskaca alır. Bilinçdışında biriken sorunlar, sıkıntılar kimseyle konuşulmayacak derecede özel, gizli, anlaşılmaz görünür. Zihni böyle bir sığınakla başa çıkacak dirayete sahip olmasa da Anna sarsıcı öğelere karşı türlü anlam arayışlarına girmekten çekinmez. Ondaki düşünsel yapı yalnızlığını kapsayan değerlere açık kapılar bırakır. Tanrısal gücü bulma gayreti kulaklarında çınlar. Erkekteki şiddet ve kötülüğe karşı İsa ruhundaki arınma ve merhamet bilinci önünü aydınlatır. Kadın ve anneyle birleşen rolleri ötelerde daha umutlu düşünmek inancını tazeler. Müzikle şiirin ince ve dokunaklı yanlarını keşfetme arzusu duygularına ilham verir.
9 Kasım 1928 yılında ABD’de Newton Massachusetts’te doğdu. Şiire, tiyatroya ve sanata duyduğu ilgi yatılı okul yıllarına denk gelir. Bunu derken bile şairdeki yazma merakı ve istencinin çok daha önceden başladığını bilmek edebiyata duyulan aidiyetin sonucudur. Sancılı ruh halindeki yapı şiirle birleşince istekli bir düşünceye emin adımlar atar. Evlenir, çocukları olur. Hafızasında muğlak ifadeler yaşanan olaylarla başka boyutlara ulaşır. Çok anlam biçtiği halasını kaybeder. Üzerinde büyük etkiye sahip varlığın kaybı bulantılı dönemi kötü anıların kucağına iter. Kontrol edilemez bir vaziyettedir. İntihara kalkışması, terapiye ihtiyacı olduğunu gösterir. Doktoru tarafından özellikle şiir yazma tutkusuna devam etmesi kalemini eşsiz bir yere taşır. Uzun tedavi sürecinde şiirden hiç kopmaz. Pulitzer, Shelley Memorial ödüllerini kazanır. Müzik grubu kurar. Sanat ve edebiyat alanındaki başarısı toplumdaki itibarını artırır, farklı kişilerle iletişiminde dayanak olur.
4 Ekim 1974 tarihinde garajdaki arabasına biner, öncesinden kurgulanmış gibi gazı açar, son nefesini içindekilere ulaşmak gayesiyle verir. Kaygılı ruh halinde aldığı ilaçlar, terapi, daha birçok yöntem ve tedavi, içindeki kişisel alevi söndürmeye yetmez. Alkol bağımlılığı, kronik depresyon ilaçları, müsekkin, ruhsal ve bedensel boşluklar yaratır. Kurtuluşa ermek telaşı, inandığı yolda yürüme ısrarı arayış ve itiraflarla birleşince kendini o boşluğa bırakmak bir tercih olarak hafızalarda yer edinir.
Gizdökümcü şairlerden biridir Anna Sexton. Modern şiir anlayışında hayata daha geniş açılardan bakan sanatçının model ve motivasyon gücü eseri türlü yönlerden ele almaya haktanır. Kişisel yargılar sanat ve edebiyat penceresini sonsuzluğa taşımayı amaç edinir, okurun kendini içinde bulacağı yeri mazbut hale getirir. Sanat ve ebedi düşünceler ön planda olunca anlatıcı öz ile anlam ayrışmasında kendinden ne kadar bahsederse bu sonuca ulaşır, ifadesi tartışmaya açık bir parantez oluşturur. Savaşlar, göçler, aile ve devlet sorunsalı, birey ve toplum açmazları modern sanat anlayışıyla ne kadar samimi birliktelik yaşar haliyle buna da pencere aralamak lazım. Bireyin özgürlüğü, anlamsal dünyası, yaşadıkları sanat ve edebiyatla yakın temas kuruyorsa sanatçı ve şairin gizemli oluşu, farklılığı, ötekileşen belleği bu bağlantılardan ne kadar ayrı değerlendirilir muammadır.
Gizdökümcü şairler Sylvia Plath, Robert Lowell, Allen Ginsberg’in şiir anlayışı New Ciriticism (Yeni Eleştiri) akımının ötesinde bir düşünceye sahiptir. New Criticism şiirleri şairden bağımsız bir alan olarak görür. Anlatıcı durumunda bir şair görüntüsü göze batar. Eserle buluşan okuru amaçtan uzaklaştırabilir. Gizdökümcü şairler kendi şiirlerinde romantik ve onlardan önceki otobiyografik şairlerden daha tabulaşmış konuları işlediler. Alkol, seks, uyuşturucu, depresyon, intihar, nevroz, narsism, katarsis. Nokta konulması imkânsız düşünce yumağına giren şiirler anlatıcı konumundaki şairin dilinde, damağında neyse, nasıl gözlemleniyorsa o şekilde belli değerlere tabii tutulur.
Gizdökümcü şiir sağanak dökümlerin anlatıcıya yüklediği sorumluluk, haz, farkındalık arayışı kişisel dünyaların izlerini taşır. Şairin dokunduğu temalar ilgiyi sanatçıya, şaire ve otobiyografik yaşamını incelemeye yöneltir. Bilinçdışında adlanan sıfatlar, objeler, kişiler, yaklaşımlar, olaylar, anılar birebir duyumsanan değerler içerisinde aktarılır. Kaygılı korkulu anların idrak faslı aktarandaki şairin rahatlığı, samimiyeti, acısı, estetikliği edebiyata farklı nefesler aldırır. Alkol, uyuşturucu, seks, intihar, bunaltılı hallerin algısı sarsıcı öğelerin anlamsal dünyasına nüfuz eder. Toplumsal bakış açısı belli noktaları irdeleyebilir, oysa anlatımı olumsuz düşünme endişesi sözcüklerin yaratımına, sonsuz akışına zarar verecek türdendir. Edebiyat sınırsız yolculuk yapanları aynı otobüste ağırlamaktan keyif alır. Okurun şairlere duyduğu hayranlık aynı otobüste olmanın yarattığı heyecanı tatmasından geçer.
Anna Sexton şiirleri inanılır, güvenilir bir sesi anlatır. ‘Gölge olmak, gölge bilir, gölgeyle konuşmalar’ ondaki gelgitleri nereye sürüklediğinin de izahıdır. İntihar teşebbüslerine akıl sağlığı teşhisi konulur. Yattığı akıl hastanesinde tanıştığı doktoru ondaki şiir tutkusuna olumlu bakar ve yazmaya devam etmesini bir nevi terapi gibi düşünmesini ister. Anna samimi dileklere şükran borcunu ödemekten geri durmaz şiirlerinde yaşamıyla ilgili birçok şeyi bir nevi okurun ufkuna fısıldar. Şiir yazma tutkusu, özlemi, benliğin kendiyle yüzleşmesine olanak tanırken şiirin edebi kulvarını boş bırakmaz anlam ve teknik bakışı ön plana alır. Anna Sexton, Gizdökümcü şiiri özümseyen bir şair olabilir ama diğer insanların karşılaştığı sorunları da işlemesi ona ve şiirlerine başka gözlerden bakmamız gerektiğini söyler. Kadının toplumdaki yeri, savaşın ve şiddetin insanlar üzerindeki etkisi, ekonomik koşulların depresyona sebep vermesi gibi konular sadece birkaç örnektir.
“Güneş”
Ben de böyleyim işte.
Soğuktan ve evin kokusundan hastalanmış
kızgın büyütecin altında soyunuyorum.
Derim deniz suyu gibi duruluyor.
Ah sarı göz,
bırak sıcaklığınla hastalanayım,
bırak ateşleneyim ve somurtayım.
Şiir esrarlı bir benliğin içerdeki hapis hayatına karşın dışarda cereyan eden sıcaklığı, ışıltıyı iliklerine kadar hissetmek isteyişini anlatır. İnsan aşkla arayışları bir yerde buluşturabiliyorsa özlem tutkunun kendisi olur. Bilincin benliği hiçe sayması söz konusu bile olamaz, zevkin yüceliği diye bir şey varsa şiir burada en önemli kaynaktır.
“Bin Eşeğine Kaç”
Herkes terk etti beni
ilham perim hariç,
o iyi hemşire.
Avucumda hâlâ
Uysal, beyaz bir fare.
Perdeler, gevşek ve narin,
kabarıyor, çırpınıyor ve düşüyorlar,
tıpkı bir antikacı dükkânı işleten
iki bakire halamın
Viktoryan etekleri gibi.
Şiirdeki yankı akıl hastanesini özel bir konuma yükseltir. İmgelerin canlı ve dokunaklı oluşu ortamdaki kişilere, olaylara, mekana odaklar. Benzetmeler bile ayrıntıların nasıl ele alınıp işleyeceğini bilen bir şairi dile getirir.
“Meleklerle Yoldaşlık”
Kadın olmaktan usanmıştım,
kaşıklardan ve demliklerden usanmıştım,
ağzımdan ve göğüslerimden usanmıştım,
kozmetiklerden ve ipeklilerden usanmıştım.
Hâlâ adamlar vardı masamda oturan,
Sunduğum kâsenin etrafına toplanmış.
Kâse mor üzüm doluydu
ve sinekler kâsenin etrafında dönüp duruyordu kokusu için
ve babam bile çıktı geldi beyaz kemiğiyle.
Fakat ben şeylerin cinsiyetinden usanmıştım.
Güncel yaşamda kadın ve erkek cinsel kimliğinden kaynaklı tartışmalar olabileceği gibi çatışmalar da yaşanır. Toplumsal baskı ve ön yargılar, kadınları anlamaktan uzak düşünceleri anlatır. Usanç veren rolü benimsemek hiçleşen bir rolün ağırlığı altında ezilmekle eşdeğerdir.
“O Zamanlar…”
Altı yaşındayken
oyuncak bebeklerle dolu bir mezarlıkta yaşadım,
kendimden,
gülünç evindeki o şüpheliden,
bedenimden kaçarak.
Bütün gün odama, bir kapının arkasına kapatılmıştım,
bir hapishane hücresine.
Bir sürgündüm
bütün gün bir düğümün içinde oturan.
Gerçekliği varmış gibi gözlemlenen dizelerde yalın ifadeler sırlarla doludur. Bir çocuğun özel dünyasında nasıl sıkıntılar yaşadığına bakmamızı, korkuluğa dönüşen odasıyla diğer çocukların odasını karşılaştırmamızı sağlar.
“Sylvia’nın Ölümü”
ve ta o zamandan beri bekledi
kalbimizde, yük dolabımızda,
ve şimdi görüyorum ki yıllar boyu
onu saklamışız, eski intiharları
ve senin ölüm haberinle şimdi
korkunç bir tat alıyorum, tuz gibi tıpkı.
Sylvia ondaki değerin, sevginin, parıltının, özlemin dile gelişidir, arkadaş ve dostlukla kurulan bağın samimi ve yaşanılır olduğunu yansıtır. Bir şairin yitimi gökyüzünde kayan bir yıldız gibi inanılması zor izler taşır.
“Sahil Evinde”
Kapılar açılıyor
Ve sıcaklık geri alıyor kendini,
Herkes geri alıyor kendini,
Çıplak yürüyor herkes.
İçlerinden ikisi masanın üstünde yürüyor.
Tanrı’nın gazabından korkmuyorlar.
Sis düdüğünden uluyan
Ve okyanusu dışarıdaki kayalara fırlatan
Melekle bir alışverişleri olmayacak.
Biri karyolaya kapanıyor.
Biri karyola direğine dolanıyor
Ve yere kapaklanıyor her ikisi de.
Ölümün ve bağışlanmanın aralayacağı duygu yoğunluğu inançsal düzeydedir. Simgesel yönden düşünülecek olursa hayatla bütünleşen parçalar hafızaları şiirsel bir dünyaya sürükler. Albenisi yüksek şiirler olmasaydı Anna Sexton’u tanımayacak böyle eşsiz otobiyografik değerlerin, gizemlerin dokusuna ulaşamayacaktık. Yazmak, okumak, belleği güçlü tutacak tüm özelliklere sahip önemli araçlardır. Bilinçli bir doktorun hastasını tedavi ederken varlığına anlam verenleri tayin edecek gücü olmalıdır. Edebiyat için bu şiirler ve Anna Sexton okunup irdelenmesi gereken ayrıntılı bir kulede duruyorlar.






