Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Haziran 2022

Edebiyat

Suat Derviş: Yazı ve Mücadeleyle Geçen bir Ömür

Okan Çil

Paylaş

0

0


Liz Behmoaras’ın kaleme aldığı Suat Derviş: Efsane Bir Kadın ve Dönemi sadece bir yazarın hayatını anlatmıyor, aynı zamanda bir ailenin çöküşünü, Türkiye’nin siyasal-toplumsal tarihini ve bu yıllarda kadının konumu da anlamamıza yardımcı oluyor.

1950 yılında İstanbul’da doğan Liz Behmoaras çevirilerinin yanı sıra romanları ve özellikle de biyografi kitaplarıyla tanınır. Bunların içinde en sevileni ise Suat Derviş: Efsane Bir Kadın ve Dönemi adlı çalışmasıdır.

Zaten Behmoaras’ın kitabın önsözünde, yazarla biyografi kahramanı arasında bazen aleni, bazen de örtük birtakım bağlar olduğunu söylemesi, onun yaptığı çalışmalarla kurduğu duygusal bağı özetler niteliktedir.

Beri yandan, “Biyografi yazarının yaptığı şeyin, bir ölüye kendi sözcüklerini, kendi nefesini, hatta bazen kendi belleğini ödünç vererek onu diriltmeye çalışmak olduğunu düşünmüşümdür hep,” der Behmoaras. Kitabı okurken sözcükleri, nefesi ve belleği için Behmoaras’a teşekkür etmemek elde değil. Zira kitabın çok titiz bir çalışmanın ürünü olduğunu daha ilk elden anlıyoruz. Behmoaras, Derviş’in kendi yazıları haricinde, onu tanıyan insanlarla da görüşmüş, onları anılarını, izlenimlerini de ikincil bir kaynak olarak çalışmış.

Suat Derviş: Efsane Bir Kadın ve Dönemi daha önce Doğan Kitap ve Remzi Kitabevi tarafından basılmış olsa da geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları etiketiyle yeniden raflardaki yerini aldı. Bir süredir baskısı olmayan bu kitabın yerinin İthaki’de olacağını tahmin ediyordum. Zira Derviş’in bütün kitapları, daha önce kitaplaşmamış olanları dahil olmak üzere İthaki Yayınları tarafından yayınlanmaya devam ediyor. Dile kolay, yaklaşık kırk kitaplık bir külliyat söz konusu.

Edebiyatın Büyüsü 

Suat Derviş, düne kadar pek kimsenin bilmediği/hatırlamadığı bir yazarken, şimdilerde üzerine çokça yazı yazılan, çeşitli konferanslarda oturum konusu haline gelen, çeşitli platformlarda adına programlar düzenlenen bir yazara dönüştü. İşin enteresan kısma da zaten bu; bunca tartışma götüren bir yazar nasıl oldu da ortadan “yok oldu”?

Suat Derviş: Efsane Bir Kadın ve Dönemi işte bunu anlatıyor…

Tarihi net olarak bilinmese de 1901’de doğduğu söylenir Derviş’in. Gerçek ismi Hatice Saadet’tir. Hem varlıklı hem de köklü bir aileye mensuptur Derviş. Dedesi Darülfünun’un kurucularından Müşir Derviş Paşa, babası tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi de Abdülmecid’in mabeyncilerinden biri olan Kâmil Bey’in kızı Hesna Hanım’dır.

Derviş, kardeşleriyle beraber refah içinde büyüdüğü için yaşıtlarına göre oldukça şanslıdır. Eve gelen özel öğretmenlerden aldığı derslerle kendini kısa sürede yetiştirir. Edebiyata ve müziğe olan ilgisi çocukluğundan itibaren kendini belli etmeye başlar.

İlk romanını 7 yaşındayken yazar. Sınıfsal ayrımı iyi-kötü dengesinde resmeden bu roman yıllar sonra Moda’da köşklerinde çıkan bir yangınla beraber kül olur gider. Derviş, sadece bu romanı yüzünden bile “komünizm propagandası yapmaktan” içeri atılabileceğini bir röportajında gülümseyerek söyler.

Bilindiği kadarıyla yayınlanan ilk şiiri Hezeyan’dır. Şiirin yayınlanma hikâyesiyse en az şiir kadar duygusaldır: O yıllarda Nâzım Hikmet ve annesi Celile Hanım, Dervişlerle yakın ilişki içerisindedir. Hikmet sürekli vakit geçirdiği, kırlarda gezintiye çıktığı Derviş’e abayı yakmaya başlar, ama Derviş’in bu taraklarda bezi yoktur. Hikmet bir gün onlara gittiğinde, orta yerde bu şiiri bulur ve güzel bir jest olacağını düşünerek bunu gidip Alemdar gazetesindeki edebiyat sayfasını hazırlayan arkadaşı Yusuf Ziya Ortaç’a verir. Ortaç, “Bu akşam sarhoşum / bu akşam deliyim / hezeyan ediyorum, hezeyan, hezeyan!” diye sona eren bu şiiri sever ve yayınlar. Hikmet daha sonra gazeteyle beraber Derviş’in kapısını çalar, ama Derviş şiirini görünce ona kızar, bağırır. Yıllar sonra verdiği röportajda aslında çok mutlu olduğunu, fakat utandığı için öyle tepki gösterdiği söyler.

İlerleyen yıllarda yazarlık yapmaya ciddi ciddi karar veren Derviş ilk eseri Kara Kitap’ı (1921) yayınlar. Sonra da gerisi gelir. Aynı yıllarda Alemdar’da çalışarak gazeteciliğe de adım atar ve çeşitli gazetelerde romanlarını tefrika ettirmeyi sürdürür.

"Sakıncalı bir Yazar”

Hayatındaki en önemli kırılmayı kardeşiyle beraber müzik eğitimi için Berlin’e gönderildiği dönemde yaşar. Derviş belli bir süre sonra müziğin yanında edebiyat eğitimi de almaya başlar. Bu dönemde yazarlığı profesyonel bir iş olarak görüp dünyaya açılmak için kendine bir menajer ve bir çevirmen tutar. Kitapları, Almanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde yayınlanır ve iyi eleştiriler alır.

Onu çıktığı bu yolda geriye çeken iki olay yaşanır sonra. İlki babasının uzun ve meşakkatli geçen bir hastalık sürecinden sonra Almanya’da vefat etmesi, ikincisi de bu sürecin bir getirisi olan parasızlık. Öyle ki babasının cenazesini Türkiye’ye bile getiremezler.

Varlıklı bir çocukluğun ardından başlayan fakirlik aileyi derin bir buhrana sürüklese de Derviş dik durup sorumluluk alır ve kardeşlerine, annesine bakmak üzere İstanbul’a döner. Pek çok yerde kendi adıyla yahut mahlasla romanlar yazar, röportajlar, çeviriler yapar; neredeyse bütün hayatı yazı olup çıkar.

Bu süreçte birbiri ardına üç başarısız evlilik yapar. “Onca yoksulluk varken” bir de üstüne bu kötü ilişkiler eklenince hepten depresif bir hale bürünür. Onu bu ruh halinden çıkaran ve ona hem eş hem yoldaş olan kişiyse TKP Genel Sekreteri Reşat Fuat Baraner’dir.

Derviş-Baraner ilişkisi bir sürü siyasal baskı, mücadele, hapis ve acı doğurur, ama bu sıkıntılar onları birbirinden ayıramaz. Üstüne üstlük Derviş “kızıl komünist” olduğu gerekçesiyle pek çok yerde üstü çizilen, yazıları yayınlanmayan “sakıncalı” bir yazara dönüşür.

Baraner’in tutuklandığı yıllarda, Derviş de aynı tahdit altında kaldığından yurt dışına çıkar, bir süre Paris’te kalır. Burada da tıpkı Almanya’daki gibi eserlerini farklı dillere çevirterek yayınlar ve dünyaya ikinci kez açılmaya çalışır. Baraner’in yıllar sonra çok hasta bir şekilde tahliye olmasıyla her şeyi bırakıp yeniden İstanbul’a döner.

Hayata gözlerini yumduğu 22 Temmuz 1972’ye kadar onca hastalığa rağmen yazmaya devam eder. Eserlerinde toplumcu-gerçekçi bir taraf olduğu apaçık ortadadır. Derviş dönemin solcu erkek yazarlarının aksine, toplumcu-gerçekçiliğe bir de kadın sorununu ekler ve kadının toplum içerisinde gördüğü baskıyı aşktan emeğe, sokaktan eve kadar pek çok başlıkta ve pek çok alanda irdeler. Yıllar sonra onu hâlâ konuşmamızı sağlayan şeylerin başında da zaten bu gelir.

Liz Behmoaras’ın kaleme aldığı Suat Derviş: Efsane Bir Kadın ve Dönemi sadece bir yazarın hayatını anlatmıyor, aynı zamanda bir ailenin çöküşünü, Türkiye’nin siyasal-toplumsal tarihini ve bu yıllarda kadının konumu da anlamamıza yardımcı oluyor.

Meraklısına duyurulur.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024