Charles Dickens’ın Bir Noel Şarkısı, anlattığı çocukluk travmasıyla adeta Freud’un kuramlarının habercisiydi.
Charles Dickens’ın, özünde aile sevgisini ve toplumsal bağları barındıran kısa ama etkili romanı Bir Noel Şarkısı, ilk kez yayımlandığı 1843 yılından beri modern Noel anlayışımızın temellerinden biri haline geldi. İlk baskısı 19 Aralık 1843 tarihinde okurla buluştu, hızla tükendi, hikâyeyse çok kısa bir süre içinde Viktoryen sahnelere uyarlandı. Uzun süre peş peşe sahnelenen bu oyunları 1901 yılında, yani Kraliçe Viktorya’nın hayatını kaybettiği yıl, ilk film versiyonu takip etti ve o zamandan bu yana 213 farklı versiyon çekildi – en azından IMDb’de listelenenler.
Fakat bütün bu sayısal bilgilerden ve hikâyenin kendisinden çok daha az bilinen bir şey varsa, o da Dickens anlatılarının modern travma anlayışımız açısından nasıl bir önem taşıdığı.

Her ne kadar bizler travma fikrine aşina olsak da, psikolojik açıdan travma, semptomları kişiden kişiye farklılık gösterebilen ama genel olarak kâbuslarla, sürekli geri dönüşlerle ve sıkıntıyla karakterize “acıtıcı” olay ya da durumdur. Uzmanlar travmayı, kendimizi ve içinde yaşadığımız karmaşık toplumu tanımlamanın ve anlamanın en eski yollarından biri olarak kabul eder. Ancak bunun yanı sıra travmalar sayesinde etrafımızda olup biten travmatik olaylara karşı farkındalık geliştirmeyi öğrenir, bir anlamda savaş ya da zorla yerinden edilme gibi acıtıcı olaylarla dolu dünyamızla başa çıkabilir hale geliriz.
Psikoloji bilimi açısından travma nispeten yeni bir kategoridir. Hatta kelimenin kendisi –psikolojik anlamıyla – 1894 yılına kadar İngilizce literatürde kullanılmamıştır. Ama bu elbette psikolojik travmaların birdenbire ortaya çıktığı anlamına gelmez. Edebiyat araştırmacısı Jill Matus’un da belirttiği üzere bu “yeni oluşmakta olan psikoloji disiplini” Viktorya Dönemi’nin ortalarında “şok” olarak bilinen olguyu teorileştirmiş, zihnin de beden gibi yaralanabileceğini göstermiştir. Viktorya Dönemi’nde yaşayan Benjamin Ward Richardson gibi doktorlar, modern yaşam biçiminin hızlı temposunun insan zihni üzerinde kimi etkileri olduğunu gözlemlemiş ve bu tempodan kaynaklanan stres ya da yorgunlukla ilintili yeni “hastalık” biçimleri tanımlamışlardır.
Fakat bilim uzmanlarının yaptığı çalışmalar bir yana, Viktorya Dönemi yazarları, geçmişte yaşanan kimi olayların insan yaşamı üzerinde kalıcı izler bıraktığının farkındaydılar. Bilhassa Charles Dickens ve Charlotte Brontë, çocukluk döneminde yaşanan acı verici olaylara odaklandılar ve günümüzde bildiğimiz anlamıyla travma fikrinin oluşmasına katkıda bulundular.
Psikanalist Sigmund Freud, travmanın münferit bir olayla anlaşılamayacağını çünkü tekrar tekrar kurgulanan geçmiş sahnelerde yeniden yaşanan bilinçdışı bir tekrarlama dürtüsü olduğunu belirtir. Charles Dickens ise romanlarında, kötü olayların yalnızca bir kez gerçekleşmekle kalmayacağını anlatır – tekrar ederler, musallat olurlar ve sizin kim olduğunuzu, kim olabileceğinizi belirlerler.
Scrooge, ihmal ve unutkanlık
Günümüzde kullandığımız anlamıyla scrooge (hasis, pinti, varyemez) adiliğin ve bayağılığın emaresidir. Bir Noel Şarkısı’nda Dickens, hikâyenin kahramanı Ebeneezer Scrooge vasıtasıyla ahlaki bir kefaret kurgusu oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bir travma ve iyileşme alegorisi yaratır. Hikâyenin ilk bölümünde Scrooge, bir yandan uzun süredir acı içinde olan kâtibi Bob Cratchit’e zorbaca davranırken öte yandan ona acı verecek denli neşeli olan yeğen Fred’i reddeder. Ve çok geçmeden Scrooge’un yegâne dostunun çoktan ölmüş olan iş ortağı Jacob Marley olduğu anlaşılır.
Scrooge için bütün insani duygular dalavereden ibarettir. Fakirlerin ölmesi yaşamalarından çok daha iyi, kolektif ıstırabın çaresiyse düşkünler evinde ya da hapishanelerde gizlidir. Her ne kadar Scrooge’un zihniyetine olan aşinalığımızın, şu an bu tarz fikirler karşısında hissetmemiz gereken hayreti köreltse de, Dickens, Scrooge’un kendisiyle ve toplumla olan bağlarını koparışının yalnızca nahoş değil, aynı zamanda tehlikeli bir durum olduğunu net bir biçimde ifade etmiştir.

Marley’nin ruhu zincirlere dolanmış bir biçimde Scrooge’un yanında belirir ve ona, yaşamındaki bir şeyleri değiştirmediği takdirde sonsuza kadar pişman olacağını, bu pişmanlığın amansız bir işkenceyi andırdığını ve o halde yeryüzünde dolanıp durmaya mahkûm edileceğini söyler. Üç ruhun Scrooge’u ziyareti yakındır: Geçmişin, Şimdinin ve Geleceğin – ona kefaret şansı sunan – Noel hayaletleri.
Bu ruhlardan ilki Scrooge’u geçmişe, çocukluğundaki Noel sahnelerinden birine götürür. Scrooge orada kendisini, mezar kadar dünyevi ve soğuk bir derslikte, tek başına oturan bir çocuk olarak görür.
Böylece Scrooge’un yalnızca can sıkıcı yaşlı bir adam değil, aynı zamanda ihmal edilmiş bir çocuk olduğunu anlarız. Farkında olmadan çocukluğundaki yalnızlığı yetişkin yaşamında yeniden yaratmış, kendini muhasebe işlerini gördüğü sefil bürosuna hapsetmiştir. Teselliyi parada arar ancak yıkıcı sonuçlarla karşılaşır.
Yas ve iyileşme
Öte yandan Scrooge’un gençliği, onu eskiden çok sevdiği Binbir Gece Masalları’nı ve Robinson Crusoe’u okuyarak neşelendirir. Sayfalardan fırlayıp gelen karakterler her yerdedir. Hayal gücü çocuk Scrooge’u koruma altına alırken anımsamanın ne demek olduğunu anımsayan yetişin Scrooge’u da yavaş yavaş iyileştirir. Kalbini yumuşatan ve özgürce ağlamasına imkân veren bu sahnenin her ayrıntısını dikkatle izler, kulak verir ve derinlemesine hisseder. Böylece geçmişinde olup bitenleri kabullenmeye ve kaybettiklerinin yasını tutmaya başlar.
Dickens’ın, Freud ve Josef Breuer’den elli yıl önce kaleme aldığı bu hayaletlerle dolu öykü, bizlere modern psikolojisinin terapötik sahnelerinden birini sunar. Fakat hikâyedeki durum bireysel olmakla kalmayıp Scrooge’u aşar ve Şimdinin Noel hayaleti ona İstek ve Cehalet ismindeki iki alegorik çocuk figürüyle temsil edilen yoksulluğu, türlü türlü sıkıntıyı ve zalimliği, kısacası Viktorya Dönemi’nin bütün gerçeklerini gösterir. Şimdi de bu gerçekleri kabul etmeli ve onlar için yas tutmalıdır.
Tıpkı filozof Judith Butler’ın Kırılgan Hayat isimli kitabında belirttiği gibi, yas tutmak başlı başına bir dayanışma eylemi haline gelebilir. Charles Dickens ise Bir Noel Şarkısı’nda bize bunun aynı zamanda etik bir süreç olduğunu gösterir.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






