Dolayısıyla edebiyatın üstünde konuşmaksızın söz alacağı, işaret etmeksizin yön göstereceği alan, eski varlık olma biçiminin net bir reddi ve yeni varlık olarak yeni insanın bir imkân olarak mümkünlüğü-oradalığı, mevcut insanın içindeliğidir. Bunu mümkün hale getirmek elbette edebiyatın eyleme kuvvetinin dışında ve ötesindedir.
Hüseyin Kıran
I
Edebiyatın bir gücü var elbette ve bu gücü, bilinçlerimize doğrudan etki ederek kullanıyor. Dolayısıyla onun dile dayalı eyleminin anlamı üzerine düşünmeliyiz.
Hayat bize bütünüyle yanlış geliyorsa edebiyat ne yapmalıdır? Bir hayat mümkün değil ama memnun bir edebiyat mümkün, diyebilir miyiz?
Mevcut bilinçlerin ne’liği, niteliği, hangi kültürel düzenekler tarafından üretildiği meselesini düşünmek gerekiyor. Egemen yapı ki kapitalizmdir ve insanın insanı, doğayı ve kendini sömürüsü temelinde gerçekleşir; kültür alanının belirleyicisidir. Dolayısıyla onun kültürü, elbette başkalarını acımaksızın sömürmeyi, tahakküm kurmayı bir norm olarak bilinçlere kodlar.
Ve kültürün işlemesi, insan bilinçlerinin işlemesinden başka bir şey değildir. Kültürün işlediği zemin insanın bilincidir; bizzat insan olma etkinliği bu alan üzerinde yükselir. İnsan bilinçlerinin birbirini etkilediği, belirlediği, değiştirip yeniden düzenlediği, değer, anlayış ve bakış açıları yüklediği bir ortam.
Edebiyatın bir kuvveti varsa ki var, bu kuvveti kapitalist kültürün şekillendirdiği bilinçlere uygulayacaktır kaçınılmaz olarak. Tam da bu noktada edebiyat için söylemeli ki, bilinçlerin kuruluş eylemini gerçekleştirenlerden biridir edebiyat ve verili-mevcut bilinçlere eklemlenmek, onları eğlendirmek, oyalamak mıdır üstleneceği işlev, yoksa bu bilinçleri eleştirecek, yadsıyacak, yeniden kurulmaları için onlara kuvvet mi uygulayacaktır?
II
Bu noktada söylemek gerekir ki yazarın teorik görevleri vardır. Eğer yazar da bilincini kapitalist toplumsal kültürel ortam içinde kurduysa, ondan beklenen şey sisteme ve onun yarattığı bilinçlere kolaylıkla eklemlenecek metinler yaratmak olmasa gerektir. Kapitalist düzenin insanlığın nihai ufku olduğu yönündeki egemen düşüncenin ötesine geçilmeli, yeni bir yaşama anlayışı hakkında düşünmeli, bunu henüz yapamıyorsa, en azından verili hayatı, bilinçleri, ilişkileri, insan olma biçimlerini eleştirme yeteneğini ve kuvvetini göstermelidir. Basit ajit-prop metinlerle bunun yapılamayacağı ise açıktır. İnsanlığın çöken ve esasen tarih sahnesinden çekilen reel sosyalist sistem ve düşüncesinin üstünde ve ondan çok daha ileride yeni bir ufka, özgürlükçü hedeflere ihtiyacı vardır.
Kültür bütününü sökmek gerekir. Bütün arkaik inanç, düşünce, eyleme ve bilme biçimlerini terk etmek ve yaşamı, yepyeni temellerde yeniden inşa etmek gerekir. Yeryüzünü sarmış bulunan hastalıklı insanın ve var olma biçiminin tamamen yıkılması ve bunun yerine yeni bir varlık olarak yeni insanın tasarımının artık düşünülmesi gerekir.
III
Edebiyat insan oluş’un köklerine eğilecektir. Organik doğayı ve onun yarattığı kültür doğasını, onun işleyişini, ekonomisini, politikasını, onu var kılan eğilim ve istençleri ve bunların kaynaklarını yeniden gözden geçirmelidir. Estetik gereç dolayımı kullanarak bütün bir evrimi yeniden düşünmek tamamen gerekli görünüyor. Belki bu yoldan bugün yarattığımız felaketi anlayabilir ve bu felaketin yaratıcısı olan türümüzle eleştirel bir ilişkiye girebiliriz.
Dolayısıyla edebiyatın üstünde konuşmaksızın söz alacağı, işaret etmeksizin yön göstereceği alan, eski varlık olma biçiminin net bir reddi ve yeni varlık olarak yeni insanın bir imkân olarak mümkünlüğü-oradalığı, mevcut insanın içindeliğidir. Bunu mümkün hale getirmek elbette edebiyatın eyleme kuvvetinin dışında ve ötesindedir.
Varlığın haldeki akarının yadsınması ve ona yeni bir akar imkânı hakkında düşünme imkânları sunması, yeni bir varlık-oluş için bir var olma alanı tasarlaması gerekli görünüyor.
Edebiyat hiçbir işe yaramayacaksa, bize büyük bir farkındalık inşa etsin, yeterlidir.