Beden ve Ruh: Rota Aşk Kılavuz Andre…
31 Temmuz 2018 Kültür Sanat Sinema

Beden ve Ruh: Rota Aşk Kılavuz Andre…


Twitter'da Paylaş
0

Aşk kolu sakat olan Endre’yi yeni iki kola sahip olmasını sağlayacaktır. Maira da aşk sayesinde eksik kalbi dışında ikinci bir kalbe sahip oluyor.

Beden ve ruh arasındaki ilişkinin tarihsel kökeni Antik Yunan Çağından Aristoteles ve Platon’a dayanır. Platon ruhun doğumdan önce de var olduğunu ölümden sonra da varlığını koruduğu görüşünü savunur. Aristoteles de canlıyı canlı yapanın “şey” yani ruh olduğunu savunur. Ona göre beden ve ruh arasındaki ilişki madde ve form arsındaki ilişkiye benzer. Ölümle form (ruh) ortadan kalkar ve madde (beden) parçalanmış olur.

İlerki bölümde tartışacağımız Beden ve Ruh filminin çekildiği mekâna baktığımızda büyükbaş hayvanların kesildiği ve parçalara ayrıldığı bir mezbaha olduğu görülür. Mezbaha hayvanlar için ölüm ve yaşamın son durağıdır. Hayvanların kesildikten sonra ruhun sonlandırıldığı ve bedenin parçalara ayrılması Aristoteles’in madde form görüşünü destekler niteliktedir. Bunun dışında beden ve ruh her dönemde farklı disiplinlerin ilgi odağı olmuştur. Her biri kendi perspektifinden beden ve ruh arasındaki ilişkiyi çözümlemeye çalışmıştır. Bu durum, günümüz sanat dallarında görmek oldukça yaygındır.

Son örneği 67. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Beden ve Ruh adlı filmiyle Altın Ayı ödülünü alan Macar yönetmen Ildikó Enyedi ile tekrar dikkatleri üzerine çekti. Bu kadar hassas bir konunun farklı bir bakış açısıyla işlenmesi ve oyuncuların harika performansı sayesinde bu ödülü fazlasıyla hak ettiğini söyleyebiliriz. Filmin ilk sahnesi karlı bir ormanda erkek ve dişi geyiklerin birlikteliğiyle başlar. Film ilerledikçe ilk sahnenin rüyayla başladığını öğreniyoruz. Sonrasında devam eden mezbaha sahnesiyle yönetmenin belki de bu mekânı seçme nedeni, ölümün, kanın, ruh ve beden arsındaki o ince çizgiyi vurguladığı içindir. Mezbahada büyükbaş hayvanların çekim planlarına baktığımızda onların gözlerine odaklanmıştır.

Beden ve Ruh sinema

Ayrıca bu sahneler bize Reha Erdem’in, 2009 yapımı, Kars’ın bir kasabasında çektiği, kozmosun aşkı arama yolcuğunu konu alan Kozmos adlı filmini hatırlatmaktadır. Bu filmde de Neptün’ün babası mezbahada büyükbaş hayvanların kesim işiyle uğraşıyordu. Reha Erdem de çekim planlarında hayvanların gözlerine odaklanmıştı. Biliyoruz ki ruh, bedeni terk edince gözler hareketsiz kalır. Mezbaha dışında ölüm ile yaşam arasında o ince çizginin kanla vurgulandığı bir başka mekân da savaş alanlarıdır. Yönetmen ölümü kanla özdeşleştirmiştir. Maria, mezbahaneye yeni atanmış kalite kontrol denetçisidir. Sezgisel gücü çok yüksek ve zeki bir kadındır. Çoğu kişiye göre asosyal bir kişiliğe sahiptir. Belki de onu bu kadar yalnızlığa iten, kendisini anlayacak kapasitede birinin olmadığı içindir. Zaten tanıştığı Endre kendisini anladığını, düşündüğü için onu duygusal anlamda kendine yakın hissediyor. Duygusallığın ötesinde Maria, Endre’yi hayatının merkezine alıyor, Endre onu reddettiği sahneden sonra, Maria’nın aşk şarkısını dinleyerek bileğini kesip intihara kalkışıyor. Dinlediği aşk şarkısının ilk satırı: ‘Beni affet Hera kalmadım’ aslında Andre, Maria’ya affet beni kalmadım demesi gerekiyordu. Parçanın bir başka satırı da Maria’nın ruh halini tam da özetlemektedir: ‘Ama ben de kırgınım ve bunun için konuştum, beni incitme.’ Andre’ye bir sitem bir isyan, bunu rağmen şiddeti kendisine yöneltecek kadar da aşkı için fedakâr… Yönetmen yine mezbahada olduğu gibi ölümü kanla gösteriyor. Yoksa farklı intihar yönetmeleri de vardır.

Maria ile Endre arasındaki yakınlaşma ilk olarak bir rüya ile başlıyor. Rüyada kendilerini erkek ve dişi geyik olarak görürler. Birlikte gördükleri rüyayı psikanalist (Freud, Jung, Adler) yaklaşımlarıyla değerlendirmek bir yanılgı olabilir. Çünkü bilinçaltını sorgulamaya kalkışırsak gerçek hayatla ilgili yaşantılarının olması gerekir. John Locke insanın zihni doğuştan boş bir levha yani ‘Tabularasa’ gibidir, onu deneyimlerimiz sayesinde doldururuz görüşünü savunur. Maria’ın kalbi de sanki doğuştan boş bir levha gibi onu bu deneyimlerle doldurmaya çalışıyor. Daha doğrusu artık rotasını aşka çevirmiş var gücüyle o hedefe doğru ilerliyor. Aşkla ilgili müzik dinliyor, erotik film izliyor, parkta öpüşen çiftlere bakıyor...

Film ise bir rüyayla başlayıp sonra gerçek hayatla devam ediyor. Gözden kaçırmamamız gereken bir başka nokta da, ikisinin de aynı rüyayı görmesi. Rüyada kendilerini geyik olarak görmeleri ve mevsimin kış oluşu herhangi bir imgeyi temsil etmemektedir. Çünkü kızıl geyiklerin çiftleşme dönemi kıştır ve sadece erkek ile dişi o dönemde sürüden ayrı birlikte yaşarlar. Yani bu sahne doğal yaşamın gerçek halidir.

Mezbahada sığırların çiftleşmesi için bulundurulan ilaç çalınıyor kimin çaldığını bulunması için görevlendirilen psikolog sayesinde Maria ve Endre aynı rüyayı gördüklerinin farkına varıyor. Bu filmde aşkın eksik yanlarımızı ne kadar tamamladığını ruhen ve bedenen eksik iki karakter üzerinden sabırla gösteriyor.

Aşk kolu sakat olan Endre’yi yeni iki kola sahip olmasını sağlayacaktır. Maira da aşk sayesinde eksik kalbi dışında ikinci bir kalbe sahip oluyor. Burada beden ve ruhların yer değiştirdiğini görüyoruz. Bizler aşkın zamandan, mekândan, yaştan bağımsız olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Yönetmen ‘Ruha dokunmadan bedene dokunmazsın’ gibi bir mesaj da veriyor. Yönetmen bu filmini masalsı bir formata sunuyor ve özetle masal şöyle başlıyor: Bir varmış bir yokmuş iki tane geyik varmış biri erkek biri dişi, meğer bunlar gündüz insana gece de geyiğe dönüşüyormuş… Herkesin Maria gibi aşk şarkısını bulması dileğiyle...

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR