Eğlenceli olduğu kadar, insanın derinlerinde her daim gezinen sorularla ilerleyen ve nihayetinde de kuvvetli bir mesajı olan Her Şeyin Bi’ Şeyi Var, sıradanlığın her alanı kaplamaya başladığı günümüzde nefes almak isteyen okura mutlaka iyi gelecektir.
Görünen o ki A7 kitap 2023 yılına oldukça güçlü başlamayı seçen bir yayınevi olarak öne çıkıyor. Bunu kanıtlayan da Mehmet Çimen’in, hayatın kendi akışının da yeterince olağandışı ilerlediğini okura son derece başarılı bir biçimde aktaran öyküsü Her Şeyin Bi’ Şeyi Var’ın yayınevince yılın ilk kitaplarından biri olarak beğenimize sunulması.
Çimen kendinden bahsederken, kendini “vakit buldukça karalayan” biri olarak ifade ediyor. Fakat öykü okunmaya başlandığında açıkçası bunun pek de öyle olmadığının hemen kavranması işten bile değil. Dilden kurguya, kurgudan kişileştirmeye uzanan süreçte Çimen oldukça başarılı bir çizgi tutturuyor. Bu durumda yazarın hayata ve insana hâkimiyetinin üst düzeyde olduğunu söylemek gerek. Çünkü insanı tüm çıplaklığına rağmen etkili bir kahramana dönüştürmek tam olarak bunu gerektiriyor.
Moldova’da geçen olaylar ya da daha doğru bir ifadeyle süreç; bizi, gönlünü kendisine “Şovkeyt” diye hitap eden Moldovalı bir güzele kaptıran Şevket Kızanoğlu’nun, okuru gülümseten çaresizliğine ortak ediyor.
Öykünün kahramanı bir mahkeme sürecinin bekleme aşamasında karşılıyor bizi. Diline pek de hâkim olmadığı bir ülkede genç bir tercümanla birlikte yaşanıyor bu süreç. Böylece soluksuz okunacak hikâyenin de içine girmiş oluyor okur. Kökleri ülkemize de uzanan hikâye; öykünün başkişisi Şevket’le birlikte okura da dünya ve hayat üzerine hem derin hem de samimiyetiyle etkileyici bir biçimde sorgulama imkânı sunuyor. Öyküyü benzerlerinden ayıran önemli bir ayrıntı bu aynı zamanda. Çünkü çoğu öyküde, hikâye başarılı bir biçimde ilerlese dahi öykünün kişilerinin, özellikle de başkişisinin tek boyutluluğa düşmesi, okuru hem yoran hem de boğan bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Çimen bir yazar olarak bu noktada, tavrını hayatın doğal akışından yana kullandığı için okurunu bu durumla yüzleşmekten alıkoyuyor. Burada en büyük yardımcısı da başta da değindiğimiz gibi öykünün başarılı çizilmiş kişileri.
Teknik olarak dil-diyalog olarak ele alınan, kişilerin kişisel özelliklerinin konuşmalarına yansıma biçimi kitapta yetkin bir biçimde oluşturularak kullanılmış. Özellikle Şevket Kızanoğlu ve çevirmen Fahri arasında geçen diyaloglar, gerçekliklerini, karakterlerin doğal getirisi olan bir dil kullanmalarından alıyor. Haliyle okur, metne karşı bir yabancılaşma yaşamadan, son derece tanıdık insanların konuşmalarını okuyarak, şöyle de söylenebilir, dinleyerek kendi anlamını çıkarmaya, kendi anlamına ulaşmaya çalışıyor. Tıpkı hayatta da olduğu gibi… Benzer bir yaklaşım Şevket’in mahkemesi esnasında da gerçekleşiyor. Fakat burada günlüğün dışına taşınan bir konuşma, diyalog sürüyor öyküde. Hayat anlatılmaya başlandığında şeyler; anlatanın, anlatı biçiminden bağımsız bir derinliğe kavuşuyor.
Elbette öykünün baştan sona kurgusunu da etkileyen bir işlerlik var burada. Çimen bu anlamda estetize edilmiş bir metin ile hayat arasındaki bağı sakin bir akış üzerinden kuruyor. Burayı doğru değerlendirmek lazım; sakin akıştan kasıt, öykünün zorlamalardan her anlamda uzak olması. Üstelik Şevket’in zaman zaman gelip giden bilinciyle biçimlendiği düşünüldüğünde, bu durum daha da önem kazanan bir ayrıntıya dönüşüyor.
Aslında son zamanlarda edebiyatımızda sık rastlanılan bir tutum gibi de değerlendirilebilir bu. Yaşamın içinde mi, dışında mı olduğu belli olmayan ama yaşamın çelişkilerini bütün kuvvetiyle üzerinde hisseden, dil ve davranışlarındaki soyutlamalarla okura bir şeyler anlatmaya çalışan öykü kişileriyle dolu, okuru bu açıdan beslemeye çalışan çok kitap yazıldı. Bu elbette yaşamın, özellikle giderek güçlenen ekonomik çelişkilerinin getirisi. Gerçek, katlanılır bir şey olmaktan çıktı ama gerçekliğinden de bir şey yitirmedi. İşte meselenin düğümlendiği nokta da burası; herhangi bir yazarın başarısı artık biraz da burada aranıyor, bu tuhaf ayrımı nasıl kavradığında ve okura nasıl aktardığında. Kitabın bu perspektifi de yakaladığını söylemek gerekir. Burada bu tavrın olumlu ya da olumsuz olup olmadığını tartışmak değil niyet, daha ziyade ülkede üretilen edebiyatın yine elbette ülkenin gerçekliğinden beslenen biçiminin okurda da belli bir düzey yarattığı. Dolayısıyla bu bağlamda öykü, edebiyatımızın süreç içindeki değerleri ve yaklaşımlarıyla da bağ kurabiliyor. Bunu da söylemek gerekir.
Sonuç itibarıyla Çimen’in ortaya başarılı bir iş çıkardığı görülüyor. Eğlenceli olduğu kadar, insanın derinlerinde her daim gezinen sorularla ilerleyen ve nihayetinde de kuvvetli bir mesajı olan Her Şeyin Bi’ Şeyi Var, sıradanlığın her alanı kaplamaya başladığı günümüzde nefes almak isteyen okura mutlaka iyi gelecektir. Bununla birlikte bahsi geçen öykü vesilesiyle Çimen’le tanışan okurun da yazarı yeni ürünler için harekete geçireceğine kuşku yok.
Mehmet Çimen, Her Şeyin Bi’ Şeyi Var, A7 Kitap, 180 Sayfa






