Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Ekim 2022

Edebiyat

Hayatı Öğrenmek

Hasan Parlak

Paylaş

0

0


“Ben öncelikle şartlar tarafından yönetilmek yerine onlara egemen olan, her fırsatı yiğitçe karşılayan ve zekice hareket eden, tüm iş ve ilişkilerinde onurlu olan, huysuz kişilere ve olumsuzluklara iyi yaklaşan, ayrıca zevklerini kontrol altında tutan ve talihsizliklere boyun eğmeyen, başarıyla şımarmayan insanlara eğitimli derim. / Socrates.”

İnsanları hayat sahnesinde unutulmaz yapan düstur içinde bulunulan şartların yetersizliğine ya da engelleyiciliğine boyun eğmeden, hedeflenen amaca ulaşma kararlılığından vazgeçmeyiştir. Genel bir çerçeve içersinde dile getirdiğimiz bu tespit, unutulmaz Rus yazarı Maksim Gorki’nin zorlu hayat hikâyesiyle gerçekliğe kavuşmuş bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, “Benim Üniversitelerim” adıyla hâlâ okunan bir kitabın yazarını bu vesileyle tanımak, konumuza katkı sağlayacaktır. Hayatı boyunca sadece birkaç ay okula gidebilmiş bir insanın eğitim meselesine birçok yönüyle kaynaklık edebilecek bir roman yazabilme başarısı, bu yüzden irdelenmeye değecek öneme haizdir.

Çalışma hayatına çok erken başlayan Maksim Gorki; 11 yaşında geldiğinde hem anne hem de babasını kaybetmiş, anneanne ve büyük babası tarafından büyütülmekte olan bir çocuktu. Bu şartlara rağmen ezikliğe kapılmayan, aksine hayata direnen karakter yapısıyla güçlü bir kişiliğe sahipti. Tavizden uzak bir gerçekçiliği kendine hayat prensibi edinmişti: “Hayat şartları güçleştikçe ben de kendimi daha güçlü ve akıllı buluyordum. İnsanı insan yapan şeyin, çevresine gösterdiği direnç olduğunu çok erken anlamıştım.”  

Roman, böyle bir karakterin merkezde oluşu ve olayların inandırıcılığı nedeniyle okur zihninde kalıcı bir etki bırakmaktadır. Maksim Gorki’nin en çok öne çıkan özelliği, doyumsuz denebilecek bir hevesle bağlandığı okuma merakıdır. Kitaplara olan ilgisini gören Yekreniov’un; “Siz bilime hizmet etmek için yaratılmışsınız.(s: 5)” sözleri Maksim’e üniversite eğitimi almak fikrini aşılayınca, kısa süre sonra Kazan kentine bir yolculuk gerçekleşecektir... Bu içten arzusuna rağmen, üniversite tahsili yapamayan Gorki; ileriki yıllarda Lenin ile dostluk kurabilen ve 1902 tarihinde Rusya Edebiyat Akademisine seçilen bir yazar olur. Bir ara intihara teşebbüs edecek kadar bunalan Maksim Gorki’nin bu aşamaları kaydetmesini sağlayacak gelişmeleri bir bütünlük içinde değerlendirmek faydalı olacaktır.

Maksim Gorki “ Benim Üniversitelerim” adlı romanında, katılmış olduğu devrimci grup toplantıları ve bu faaliyetlerin öneminden bahis açmıştır. Bu grubun üyeleri tarafından okunan kitaplar ve o konu üzerine yapılan kapsamlı tartışma ve değerlendirmeler öne çıkan faydalı sonuçlarıyla bu eserde yer bulmuştur. Buradan hareketle bilgiye ulaştırma amaçlı kurulan eğitim müesseselerinin, uygulamada tercih ettikleri yöntem üzerine düşünmek gereği doğmaktadır. Bilgi merkezli bir yapılanmanın ilgililere üstlendirdiği sorumluluk; verilecek eğitimin nasıl bir kapsam alanı oluşturduğu ve uygulanacak yöntemin tespiti gibi hususlar, üzerinde ilk düşünülecek konu başlıklarıdır. Eğitim vermeyi sadece sınıflara, okul ve üniversite binalarının duvarları arasına hapseden bir müfredat şekli mi tercih edilecektir? Böylece kısa zaman sonrasında unutulacak ezbere dayalı öğrenimin bilgi emanetçisi öğrencileri mi mezun verilecektir? Bu soruların biraz dolaylı da olsa cevabî bir karşılığını, incelediğimiz romanda bulabiliriz. Maksim Gorki; bir yandan da hayatı kendi bakış açısının zengin çağrışımlarıyla analiz ederek bilgi kaynaklı gördüğü her şeye, eğitsel anlamda bir karşılık atfetmektedir: “Pelin, dulavrat otu ve kuzukulaklarıyla mürver fundalarının arasında tuğla bir yapının yıkıntıları yükseliyordu. Bu yıkıntıların altında geniş bir bodrum vardı. İçinde sahipsiz, başıboş köpekler yaşar ve burada ölürlerdi. Üniversitelerimden biri olan bu bodrumu çok iyi anımsıyorum. (s: 6)”  

“Marusovka” adını taşıyan ve yapısal özellikleri bakımından hiç de iyi durumda olmayan büyük evdeki sefalet ortamını paylaşarak yaşayanlardan birisi olan Matematikçi, bu bölümün en öne çıkan karakteri olarak anılabilir. Çünkü bu kişinin bütün uğraşısı klasik bir öğrenim eyleminden ayrılarak daha iddialı bir amaca yönelmektir. Maksim, bu algıyı belirginleştiren cümlesinde onun hakkında şöyle yazmıştır: “Bir süre sonra bu matematikçinin, matematik yoluyla Allah’ın varlığını kanıtlamak istediğini öğrendim. (s: 13)”

İçinde yaşadığı toplumun maruz kaldığı ağır ekonomik sıkıntı ve mahrumiyetler, Maksim’in ideolojik görüşünü besleyen en önemli etkenlerdendir. Bir üniversiteye girememiş olsa da o sıralar yeni tanıştığı Andrey Derenkov; yasak ve zor bulunur kitaplardan oluşan geniş kütüphanesi nedeniyle kalabalık öğrenci grupları tarafından evi hep ziyaret edilen bir kişidir… Rusya için güzel bir gelecek düşleyen bu idealist kişiler; halkı seçkin bir değerliliğe layık görmekte, her türlü beşerî erdemin bu insanlarda görüldüğü düşüncesine sadakatle inanmaktadırlar. Ama Maksim; okuduklarını hayatın deneysel süzgecinden geçirmeyi tercih etmektedir. Gerçekçi düşünceye dayanan ahlaki duruş ve inandığı hayat felsefesi bakımından, arkadaşlık yaptığı öğrenciler ve halktan kişiler ile bu nedenle zaman zaman görüş ayrılıkları yaşamaktadır. Diğerlerinden farklı olarak halkı bütünüyle yüceltme yanılsamasından uzak durma yolunu seçer. Fikirlerini tüm içtenliğiyle savunurken, bu düşüncelerine haklılık kazandıracak olaylar üzerinden okuru kendi tarafında tavır almaya ikna ettiğini görürüz... Maksim, her yaşadığı olayda ve her bulunduğu mekânda, üstünde düşünülmesi gereken bir fikrî derinlik aramaktan da geri durmaz. Toplum içinde yanlış davranışlarda bulunan öğrencileri önce savunmaktayken, meselenin aslını öğrendiğinde, doğru olan tavrı almakta gecikmez. “İnceliyordum ve görüyordum ki; ‘eğlence evleri’ toplumda bir üniversite rolünü oynuyorlar; arkadaşlarım da iğrenç, en zehirli bilgilerini bu üniversitede ediniyorlardı. (s: 35)”

Romanın genel akışı içersinde dikkat çekici önemli değerlendirmelerle de karşılaşılır. Bunlardan biri Maksim’in, işlediği karakterlerin kişisel niteliklerindeki çelişkilerle okurunu şaşırtmasıdır. Çünkü ayyaş, serseri hatta kötü hasletlere sahip kişiler, yeri geldiğinde hem erdem hem de fikirsel boyutlarda güzel tespitler içeren anlamlı sözler sarf ederler. Sıradan bir insanın bu yeterliliğe ulaşabilmesi kuşkusuz önce fikir sahibi olma ve düşüncelerini sistemli bir ifadeye kavuşturabilecek kültürel bir arka plana sahip olma şartını gerekli kılar. Hayatın ortak yaşanılan tüm unsurlarını doğru okuma özelliğini sadece kuramsal olarak anlatılan ders bilgilerinden tümüyle alabilmek mümkün değildir. Zaten sadece öğretime dayalı bir müfredatın uygulanışında, eğitilen kişilerle karşılıklı etkileşiminin ihmal edildiği bir yöntem, elbette istenen sonuca götürmeyecektir. Öyle ki, öğrenme tutkusunu iyice içselleştirmiş Maksim’i derinden sarsan eleştirel bir cümle, karlar arasında donmak üzereyken kurtardığı Jorj adlı sarhoş tarafından söylenir. “ Unutma, insanlar avunmak istiyor, bilgi değil.”  Yine Jorj’un, çalışma hayatı hakkındaki özgün düşüncelerini de şu anlamlı cümlelerde bulmak mümkündür. “ Gelişme, insanoğlunu avutmak için uydurulmuş bir kavramdır!  Tutsaksız gelişme olmaz, olamaz! Çoğunluk azınlığa boyun eğmezse ‘insanlığın gelişmesi’ denilen çark durur. Fabrikalar, makineler niçin? Daha çok makine yapabilmek için, değil mi? Oysa yalnız ekmeği üreten köylü gerekli bize. İstekler çoğaldıkça özgürlük de azalır. (s: 41)”

Eğitim, bilindiği üzre; özü itibariyle insanlarda bulunan beşeri potansiyelin daha da geliştirilmesini gerçekleştirmek ana gayesiyle hareket eder. Geniş anlamıyla, tek bir fertten tüm topluma, tabiattan kozmik âleme, görünenden görünmeyene dek geniş bir yelpazenin cümle varlıklarını kapsayan olağanüstü bir kitabın okuyucusu ve aynı zamanda öğreticisi olmak göreviyle sorumludur eğitmenler. Hayatın içinde bütün önemliliğiyle bu derece yer alan eğitim meselesinin, kısıtlayıcı müdahaleleri asla kabullenemeyecek bir özerkliği gereksinmesi çok doğaldır... Maksim; “Narodnik” diye anılan gruba mensup bir devrimci olduğundan dolayı Allah’a inanmaması gerektiğini düşündüğü Derenkov’un, dindar olan babasıyla aynı evi paylaşarak dinî inanca hoşgörü gösterilebilişinin tespitini de yapmıştır. Okuma yoluyla kendini eğitebilmiş bir insanın bu olumlu tavrı, günümüz Türkiye’sinde mesaj olarak alınabilecek derecede önem taşımaktadır.

Yazımızın son kısmında yine romanımıza dönerek konumuzu toparlayacak olursak: Bütün mücadele ve gayretleri halkın refah ve mutluluğu için olsa da, köylüler tarafından ihanete uğrayanlar yine bu idealist insanlardır. Devlet baskısı ve sefalet içersinde yaşamak bir yana, çoğu hastalıklı olan insanların arasında geçen bu zaman zarfında, İzot’un öldürülüşü bile meçhul katillerin haksız kinlerini yatıştırmaya yetmeyecek gibi görünmektedir. Çıkarılan yangınlar ve kasta uğrayan masum canlar, bir belirsiz düşmanın hedefinden kolay kolay çıkılamayacağı kanaatini güçlendirir. Barinov ve Maksim’i yeni bir yol, bilinmez serüvenleriyle gidilecek yeni bir kent ve hayattan alınacak başka dersler beklemektedir artık…

 

Benim Üniversitelerim, Maksim Gorki, Çeviren: Gül Çakıroğlu - Yeryüzü Tayınevi, 144 s.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir ‘Tasavvuf’ Yolculuğu...Uğur Vardan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

1 Mart 2026

Başkentten Akdeniz’in Mavisine: Ankara..

Ankara, gri bir palto gibi insanı sarmalayıp korusa da her zaman biraz mesafeli bir şehir olmuştur. Memuriyetin ciddiyeti, Kızılay’ın kalabalığı ve bozkırın o bitmek bilmeyen vakur duruşu şehrin çehresini büyük oranda açıklıyor. A..

Devamı..

Bodrum'da Tatil Yaparken Bilmen Gereke..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024