Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Temmuz 2025

Edebiyat

İmdat

Ayzer Bilgiç

Paylaş

8

2


Biz plaza çalışanları, çoğumuz için hayatımızdaki en önemli şeyler işimiz, prestij, iyi araba, ev, çocuklara özel okul imkânı, şık, markalı kıyafetler sağlayan maaşımız, tatillerimiz.

Yazamıyorum. İşyerindeki resmi yazışmaları saymazsak aylardır hiçbir şey yazamıyorum. Ne şiir ne öykü. Zihnim üretimi durdurdu. Yaratıcılığıma kıran girdi. Tamam yazdıklarımda iddialı değildim ama amatörce de olsa bir anlatı ortaya koyabilmek bana mutluluk veriyordu. İçinde bulunduğum üretememe hali hem canımı sıkmakta hem de merakımı kurcalamaktaydı ki Byung Chul Han’ın Anlatının Krizi1 adlı kitabı dikkatimi çekti.  

Chul Han’a göre anlatı, hayatı anlam ve hedefle bezeyerek dünyayı evde olmaya dönüştüren, varlığa demirlediğimiz çıpa. Yazar günümüzde bu kelimenin herkesin dilinde dolanıp durmasının derinlere kök salmış bir yabancılaşmaya dayandığını, aslında anlatı-sonrası çağda yaşadığımızı söylüyor. Hayatın kendisinin anlatı olduğu dönemlerde kimse hikâye anlatıcılığından bahsetmezken, anlatı muhteşem büyüsünü, gizemini, çekim kuvvetini kaybetmeye başladığında dillere pelesenk olduğu görüşünde. 

Birkaç ay önce işyerinde bölümüm değişti, artık veri hizmetlerinden sorumluyum. Kitapta yer alan “Zekâ sayar, hesaplar, zihinse anlatır. Veriler zihni kovar. Veriye, bilgiye doymuş bir dünyada anlatma yeteneği körelir,” cümleleri, tamamen veriye dayalı bir bölüme geçiş yapmamın yazma eylemime ket vurup vurmadığını sorgulattı bana. Yazar haklı olabilir mi? 

Oldum olası severim sayılarla uğraşmayı. İlkokuldayken arkadaşlarımla domino, amiral battı, isim-şehir-bitki-hayvan, adam asmaca oynarken puanları ben tutardım. Tek başıma kaldığımda pinpon topunu düşürmeden raket üstünde sektirme, kırmızı lastik topu kaçırmadan zıplatma gibi oyunları her oyuncunun kendim olduğu tek kişilik uluslararası turnuvaya dönüştürür, puanları kaydeder, ülke puanları arasındaki farklılıklara yorum katan hikâyeler üretirdim. O yaşlarda bunlarla saatler geçirmişliğim vardır. Tek çocuk olmayı eğlenceli hale getirmenin yolu, kim bilir. Matematik problemlerinin çözüme kavuşmasını eğlenceli bulurdum ortaokul, lisede. Hele ikinci derece denklemler, türevler, integraller. Ama mühendislik, mimarlık, fizik gibi tamamen sayısal bir bölümde okumayı hiç istemedim. Üniversite tercihlerimde işletme bölümünü bilerek isteyerek yazdım, kazandım. Amacım hem sayısal hem de sözel yönü olan bir alanda çalışmaktı. Sermaye piyasaları benim için biçilmiş kaftan görünüyordu, oraya yöneldim.

Yaptığım işle ilgili verileri yıllar itibariyle düzenli kayıt altına aldırdım. Darmadağınık verilerin gruplanıp basit birkaç işlem sonrasında mütevazı da olsa anlam kazanmaya başlamasından büyük keyif alırım. Öyle karmaşık algoritmalara, hesaplamalara da gerek yok bunun için. Şanslıyım, hayatta sevdiği işi yapabilen ender kişilerden biriyim. Tabi kullandığımız verinin, yaptığımız analizlerin, sunulan hizmetin çapı oldukça büyük, kapsamlı. Pek öyle tek başına yapılabilecek işler değil. Yeni ekibim genç, enerjik, neşeli, iyi eğitimli, sağlam, birlikte voltranı oluşturabiliyoruz. Kurumlara, basına, akademisyenlere oldukça kapsamlı istatistiki veri sunuyoruz. 

Önceki bölümümde de sermaye piyasalarımızın şeffaflık platformu olan sistemin işletiminden sorumluydum. Borsa, bilgiye dayanarak yapılan tahminler, beklentiler çerçevesinde sermaye piyasası araçlarının alınıp satıldığı bir pazar yeri. Sağlıklı yatırım kararı verilebilmesi için asgari düzeyde bilginin kamuya duyurulması gerekiyor. Borsada hızlı aksiyon alabilmek için, güvenilir bir kaynak aracılığıyla yayınlanan haberlerin milisaniyeler içinde anlaşılıp alım-satım emrine dönüştürülebilmesi, bilginin hızla tüketilmesi gerekiyor. Chul Han bu bilgiyi enformasyon olarak adlandırıyor. Anlatı ve enformasyonun tamamen zıt kutuplar olduğu görüşünde. Anlatı anlam yüklüyken, enformasyon oyalanmaya vakti olmayan, hızla tüketilen, hikâye içermeyen bilgi. Anlatı tarihin, geçmiş tecrübelerin aktarım yöntemi. Enformasyon parçaları anlatı oluşturacak şekilde birbirine bağlanmak şöyle dursun hızla birbirinin yerini alıyor. Sadece şimdiki ana odaklanan iletişim ortamındaysa gelecek, o an geçerli olanın sürekli olarak güncellendiği bir akış halini alıyor. Belki de işimin enformasyona dayalı olması, anlatı çıpası atma ihtiyacı doğurduğu için yaratıcı yazarlık, şiir atölyelerine katılmaya başladım. Hayatın anlamını zenginleştirme çabası. Chul Han edebiyat, şiir atölyelerine duyulan ilgiyi de anlatının giderek yok olmasına bağlıyor ne yazık ki. Ona göre bu yok oluş kaçınılmaz son. 

İnsanoğlunun tarih öncesi çağlardan beri süregelen gelişimi boyunca var olan içgüdüsel anlatı eylemi gerçekten yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaysa ciddi bir paradigma değişiminden geçiyoruz demektir. İnsan gelişiminin dönüm noktası olan düşünme yeteneği, anlatı-sonrası döneme geçilmesi durumunda inanılmaz yerlere evrilebilir. Öyle açık uçlu ki. Beyinlerimiz robotlaşabilir. Sadece olasılıklar üzerinden ilerleyen bir düşünme ve eylem tarzı. Vicdan, empati, sempati, hepsinin sonu olabilir. Ruhun kaybı. Ateşin etrafında toplanıp anlatılan zafer hikâyelerinin, mağara duvarlarına kazınan av sahnelerinin etrafında birleşerek başlayan sürecin geldiği nokta, cep telefonunda, internette, televizyonda gördüğü, iki arada bir derede okuduğu, dinlediği, gerçeklikle ilgisinin olup olmadığı bile belli olmayan hikâyeler etrafında bireyselleşen, robotlaşan insanlar. Korkunç.

Plazaların devasa camlarla kaplı dış cepheleri, dijitalleşen dünyada aşırı hız kazanan enformatikleşme, hızla şeffaflaşan dünya. Yazara göre zamanın ruh halinin ifadesi olan anlatı, kimliği kuran, oluşturan kapalı bir düzen yaratıyor. Şeffaflık ve sınırların çözülmesiyle karakterize edilen geç modernlikteyse bundan söz etmek mümkün değil. Chul Han’a göre camın aurası yok, bütün gizemi yerle yeksan ediyor, her şeyin şeffaflaştığı ortamda da anlatı kayboluyor. Sosyal medya hesaplarındaki hikâyeler, özçekim merakı, dedikodu haberleri, yazarı haklı gösterircesine internette uçuşuyor. Otobüste, metroda kitap okuyan kaç kişi görüyoruz. Gençler birlikteyken bile gözleri hep telefonlarında. Cep telefonlarına teslim olmuş şekilde sürekli dünyada neler olup bittiğini öğrenme, takip etme peşindeyiz, hatta kendimizi buna mecbur hissediyoruz. Hayatımızdaki anlatı boşluklarını doldurabilmek için sürekli yeni enformasyonları bekler, arar haldeyiz. İmdat. Acil tüketilecek enformasyon aranıyor. 

Anlatı bir topluluk oluştururken günümüzün dijital iletişim yöntemleri tüketici topluluğu ortaya çıkarmakta. Biz plaza çalışanları, çoğumuz için hayatımızdaki en önemli şeyler işimiz, prestij, iyi araba, ev, çocuklara özel okul imkânı, şık, markalı kıyafetler sağlayan maaşımız, tatillerimiz. Kahve sohbetlerimiz bile kısacık molalara sıkıştırılmış durumda. Nikâh törenleri, dini, milli fark etmez bayramlar, kına geceleri, sünnet düğünleri, kurtuluş günleri hayata anlam katan, var olma, birlik duygusunu pekiştiren birer anlatı aslında. Ancak çalışma, tatil, emek, tüketim arasında geçen günümüz dünyasında özel günlerin çoğu zaman tatil, izin, gösteriş fırsatına indirgenebildiği de gerçek.

Bilimsel, akademik olarak örneklemlerle, modellerle bilinmeyeni açıklamaya çalışma, yani teori geliştirme de bir çeşit anlatı çabası sanki. Fakat Chul Han, veri bolluğunda artık teorinin yerini veriler arasındaki korelasyonun almaya başladığını düşünüyor. Korelasyon sayıların arasındaki ilişkinin nedenini açıklayamaz. İki değişken arasında aynı veya zıt yönlü, belli büyüklükte bir doğrusal ilişki ya vardır ya yoktur, hepsi bu. Tüketimin artırılmasına yönelik olarak, çeşitli değişkenler arasındaki bu ilişkiyi değerlendirerek ürün sunma günümüzde çoktan yoğun olarak kullanılan bir pazarlama taktiği haline gelmiş durumda. 

Allah uzun ömür versin halam bile son derece aktif bir cep telefonu, sosyal medya kullanıcısı. Bu sayede ilkokul arkadaşları, eski komşuları, kimlere ulaşmadı ki. Ama halam bir şey daha yapıyor. Komşuları, görümceleri, onların çocukları, torunları, eski, yeni dostlarıyla ateş etrafında olmasa bile yumuşacık yeşil kadife koltuklarında sık sık toplanıp, üzümlü, limonlu kek, çay eşliğinde eskileri, anıları yâd ediyorlar. Neler konuşulmuyor ki, bazen özlemden, bazen gülmekten gözünden yaşlar gelir insanın. Belki Chul Han Almanya’da böyle ortamları bulma imkânına sahip olmadığından karamsardır. Bence durum o kadar umutsuz değil.   

Edebiyat, şiir atölyelerinin yaygınlaşması konusunda da yazara katılmıyorum. Ülkem adına, söz konusu atölyelerin yaygınlaşmasını son derece umut verici buluyorum. On hafta süren, her hafta en az beş yeni hikâyenin, şiirin yazıldığı bir atölyede yılda iki yüz elli yepyeni anlatı üretiliyor demek. Böyle birçok atölyenin bulunduğunu dikkate aldığımızda sayı daha da umut verici. Ne kadar çok yeni eser üretilirse, daha iyilerinin ortaya çıkma olasılığı artıyor. Dolayısıyla söz konusu atölyelerin bilgeliğin yaşamasına, yaygınlaşmasına, hayatla bütünleşmesine önemli katkı sağladığını düşünüyorum. Umut belli belirsiz bir aralıktan incecik sızan bir ışık hüzmesi de olsa dünyayı tekrar evde olmaya dönüştürebilir. 

Ayrıca Almanya’da karşılaşmak zordur belki ama, günlük yaşantımızda pek farkında olmadığımız, yeri geldiğinde duru bir şiirle, özlü bir sözle inanılmaz derin anlamlar ortaya koyuveren gizli bilgeler de halen var aramızda. Bu, okumuş olmaktan çok, görmüş geçirmişlikle, hayatı özümseyebilmekle kazanılan bir olgunluk hali. Aramızdaki gizli bilgeler gerçekliğin destansı yanını en umulmadık anda ortaya çıkarıp, bizi kendimize getirebiliyor. Demek ki bilgeliğin kuşaklar arası aktarımı da devam etmekte. 

Uzun vadede Chul Han belki haklı çıkacaktır. İçinden geçmekte olduğum şimdide toplum açısından onun kadar karamsar değilim. Kendime gelince, yeni iş, yeni ekip, yeni paydaşlar. Bence son dönemde işimin enformasyona dayalı kısmındaki aşırı yoğunluk, zihnimin anlatı üreten yanını fazlasıyla meşgul ediyor. Ama bu durum geçici. Sorumluluğum altındaki devasa verinin gizemini, hikâyesini ortaya çıkardıkça zihnimin tekrar üreteceğini, yazmaya kaldığım yerden devam edebileceğimi düşünüyorum. O nedenle diyorum ki yaşasın anlatı.

 1 Anlatının Krizi (Chul Han, B., Ketebe Yayınları, 2024)

YORUMLAR

steven jackson

Ne güzel yazmışsıniz… Hem düşündürdü hem de kendimle özdeşleştirdim. Günümüzün hızında anlatının, anlamın nasıl yitirildiğini çok güzel aktarmışsın. Gerçekten keyifle okudum, eline sağlık. 🌿

17 Ekim 2025

steven jackson

Ne güzel yazmışsıniz… Hem düşündürdü hem de kendimle özdeşleştirdim. Günümüzün hızında anlatının, anlamın nasıl yitirildiğini çok güzel aktarmışsıniz. Gerçekten keyifle okudum, elinize sağlık. 🌿

17 Ekim 2025

Öne Çıkanlar

Vincent Van Gogh Resimleri İçin Harika..Müge Gedik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

D. F. Zeren

7 Nisan 2025

“Bazen Kelimeler İki Anlamlıdır”

Encam İbrahim Yıldız’ın anlatıcılığının geri dönülmez bir noktaya erişmiş olduğunun ispatı. Hikâyede atmosfer dediğimiz şey esasen zamanın mekânın ve karakterlerin uyumsuz uyumu, çatışmaların yerli yerine oturarak dokuyu oluşturması halidir. Çatışmaların yerine oturma..

Devamı..

Sabri Safiye: "Çocuklara söz söylemede..

Kâmil Erenli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024