Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Temmuz 2025

Öykü

siluet

Tan Doğan

Paylaş

2

1


sevişelim, dediğinde, deli misin? dediydim, zar-zor dört hece.

gölgede 44: dört dörtlük ölüm! nefesim dar, kalbim küt, dudağım kuru, derim pörsük, sevişelim diyor kadın!

anlamıyor değilim: o genç, güzel de bende tık yok handiyse bir ay. ihtiyâca binâen dahi değil bende hâl. düğümleyip koydum bir yana. hâcet gidermekten öte cansız. hiç istemez miyim ben de soyunup-dökünmeyi, yatakta halleşmeyi, halvet olmayı, hemhâl olmayı, göğe kanat vurup yere düşmeyi hazla.. ama...

ama demeye, değil kılımı, tüyümü kıpraştırmaya, gözümü bile kırpmaya hâlim yokken, medcezire ne hâcet? az peynir-ekmek, su ve su ve su, sonra serilip kalmak yatakta.

baharı, yazı değil, günü geçirmek dahi düş!
- 'bir ay oldu!'
- bilirem.
- 'benim için değilse, onun için.'
- anlirem.
- ‘kurudum.’

ben de mi desem, dilimi mi yutsam, kıçımı mı dönsem? bilemedim! genç olsam başka: cehennemde dahi sevişirdim. işe giderken, işten dönüşte, gece yarısı, sabahın körü... elimin, önümün körü şimdi, sıcak bahâne!

- 'duy beni, duy!'
- duyirem.

ah! biliyorum, anlıyorum, duyuyorum desem, her kelimede fazladan bir hece.. üç kelimede üç hece toplamda! harfleri saymak pek yersiz. tasarruf zamanı şimdi de, kime, neyi, nasıl anlatcam?

- 'tatile gitsek.'
emekli aylığıyla ha?
- 'çadır-madır kursak.'
bu yaşta, bu sıcakta!
- 'denize girsek.'
yüzmeyi unuttum ben, demeye güç yok.
- buzlu su yapayım.
- 'al o buzu da...'
halden anlayan varsa beri gelsin.
- 'oturalım böyle ha!'
- fenâ mı?
- 'eriyelim mum gibi?'
- klimayı aç.
- 'ay başında fatura...'
- o da doğru.
- 'ağaç altına bâri?'
şimdi kim gidecek, kim taşıyacak iki iskemle, bir masa ve ıvır-zıvırı, desem, hırgür!
- olur, dedim, sustu, banyoya girdi, duş aldı, saçlarını topladı, krem-mirem sürdü, şort-bluz falan, dolaptan yiyecek-içecek...
- 'terliklerimi giydim, çıktım.'
heyhaaat! sıra bende!
 

hadi bugün böyle, ya yarın, ya öbür gün, ya üç-beş ay sonra? yalnızlık fenâ da, birliktelik de zor. yirmi yıl olmuş! çalışırken idâre işte evliliği.. emeklilik başa belâymış meğer! o kırkında, altmışında ben. yirmi yıl öncesi gibi değil ki şimdi.. gel de anlat! tansiyon, kalp yetmezliği, ülser derken, bu yıl da prostat çıkmasın mı başıma! sevişirken bile işeyesim var! kaçıracam diye üstüne aklım çıkıyor!

her dâim genç ve güzel zannımca o. sağlıklı, dinç ve dipdiri benden yüz, yok yok bin kat. huyumu-suyumu severdi ya eskiden, şikâyet üstüne şikâyet.. haklı. nereye saklı şu iki iskemle? ona sormaya da çekiniyorum!

- 'çam altı güzel.'
- çınar?
- 'boş ver.. şuraya serelim örtüyü.'
öldüm! eve yakın park da, bir de bana sor: elim-kolum, sırtım-boynum koptu beton taşımaktan!
- 'acıktın mı?'
- yok.
- 'e gazoz içelim.'
piknik sepetinde açacak yok.. unutmuşum! çakmağı kullanırken ah!
- 'n' oldu?'
- kapak gözüme geldi!
- 'aaa! kanıyor!'
- az.
- 'hastâne...'
şimdi kalk, her şeyi topla, sırtla, eve gerisin geri! parmağımla bastırdım.
- 'geçer.'
geçti de.. bu iyi haber.
- 'morarmış.'
- buz koyarım.
buzu da unutmuşum! daha neler çıkmayacak sepetten!
gazoz şişesini bastırdım.. şiş indi. morluk geçer nasılsa zamanla.
- 'beni seviyor musun?'
serinde evet de, evde, sıcakta, yaz ortasında.. bilemedim!
- o nasıl soru!
- 'eskisi gibi değilsin de.'
"çok eskiden çok ta gençlik yıllarımdan / bu bulanık anıyı anlatmak isterdim..." diye mırıldanmak vardı ya.. caydım.
- eski, eski de kaldı.
- 'lâfebeliği yapma!'
- sana âşığım hep.
- 'hadi ordan.'
- biliyorsun da hinliğine...
- 'bilmiyorum.. söyle, hadi söyle."
hem çam altı  hem de şişe gazoz iyi mi geldi ne?
- âşığım ilk gündü gibi.
- 'yalaaan!'
- yakanım varsa...
- 'yemin et.'
yeminle olacak iş mi bu? hayret!
- yemin ederim.
- 'öyle değiiil!'
- ekmek mussaf çarpsın.
- 'yetmeeez!'
- annem-babam ölsün.'i
- 'öldüler zâten!'
- burdan çıkmak nâsip olmasın, deyince, sarılıp ağlamaya başladı boynumda!
- ‘ben sensiz yaşayamam.’

zaar inandı sevdiğime yemin-billâh yoksa bin dereden.. neyse. ninem olsa verilmiş sadakan varmış, annem olsa şeytan kulağına küpe maaşallâh,  babam olsa yırttın haaa! kesin derdi.

taa onun yirmi benim kırk yaşıma dönmek, ilk görüşte vurulduğumu yinelemek, az kalsın "aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk" şarkısına kanıp da canımdan olacağımı hatırlatmak, ailemi, sülâlelemi "bu daha çocuk, ayağında mı sallayacaksın veledi? eğitimi yok, hitâp etmez sana. işsiz, ipsiz gızdan garı mı olur heç? ömründen eder seni bu sarı çıyan. mezhebiniz farklı, bu kum harç tutmaz. göçmen ya, kültür pek sıkıntılı. parasız-pulsuz evlâdım, hem dilimize de yabancı. aha da buraya yazıyorum, iki günde boşarsın... " lâflarını yok sayıp karşıma almak, sıfırdan başlayıp bugünlere gelmek için çırpındığımı falan anlatmak zorunda kalacaktım ki, bir anlık yeminim yetti!

- 'hadi eve dönüp sevişelim.'

"hayda hayda de hayda!" şarkısındaydı sıra. hâlim-vaktim olsa gölgeye çöker miydim? gazoz içip döner miydim gazoz ağacına? anılara dalar mıydım hiç durduk yerde? diye, sıralasam sorularımı cevâpsız kalırdım da,

- e henüz geldik.. daha sandviçler...
- 'beni yersin yatakta aşkım.'
- hele bi dur, hava serinlesin.
- 'klima var. '
- boynum-belim tutuluyor...
- 'ovarak okşarım, geçer.'
- ne güzel çökmüşüz gölgeliğe.
- 'ağzına sıçayım e mi!' dedi, çekti gitti! kadın haklı.
 

bâkir değildim ya kırkıma dek.. birkaç hatun girdiydi hayatıma baba teşvik primiyle.. geçici. hiçbirinin bitmezdi derdi: gezelim-tozalım derken biri, öteki takı- makı ister, beriki parfüm, giysi falan, bir diğeri de doğrudan para. hepsinin gönlünü yaptıydım, üstelik de memur maaşıyla, bir öpücük için!

babama kulak versem daha da, her limanda bir sevgili, câhil anama uysam âlim ve de babadan zengin kız şart, ninemi dinlesem helâl süt emmiş biri... sokakta gördüydüm onu, çarpıldıydım: mâsûm ve mahçûp, sarı saçları topuz, ürkek adımlarla sek sek, güleç ama hüzünlü.. ne bileyim, o an sevdiydim.

her akşam iş dönüşü yolunu gözlüyor,  ne ki denk düşemiyordum bir daha. kim bilir nerede oturuyor.. uzak bir sokakta belki.. belki geçip giden biriydi bir kezlik.. bir ara düş müydü? diye dahi sorduydum kendime. fakat bir akşam bir elinde bir file, diğerinde bir poşetle gördüğümde, terslenmeyi, çığlığı hatta küfrü göze alıp, yanaştıydım yanına bir cesâret:

- merhaba.
- 'merhaba.'
- bu sokakta mı oturuyorsunuz?
- 'hayır.'
- nerede peki?
- uç sokak sona.
tuhaf bir dil, kırık bir aksan, tatlı bir üslûp hoş geldiydi.
- 'az dil problem.'
neva problema.
- 'savaştan kaçtık.'
iyi ki.
- 'kuçuk bir ev.. kira.'
dert değil.
- 'anam ile...'
pek iyi.
- 'hayatta durduk.'
çok şükür.
- 'derzi o.. dikiş falan.'
fenâ mı?
- 'veriş-alıştan ben.'
- ben de işten...
- 'gozel.'
gozel sensin gozelim.. ince bellim, sarı saçlım, elâlım, diyesim vardı da,
- pastaneye, parka gitsek...
- 'bekler anam.'
- yarın?
- 'pek bilmem.'
- burda, bu saatte buluşsak, diye başladı, herkes karşı çıkınca, kaçtık. ev tutma, üç-beş eşya, derken evlilik: dile kolay.. dil dile değdi ve yirmi yıl! şimdi bülbül gibi ötüyor, 'ağzına sıçayım!' diyecek kadar.. haklı.

yirmi yıl evvel olsa ev, piknik örtüsü ya da çamın tepesi demez, 'sevişelim' teklifine hâcet kalmadan, halvet olurduk çoktan ama, amalarım çok işte!

her şeyi toplamak, sırtlamak, kös kös eve dönmek düştü bana yine. zili çaldım ki çırçıplak,

- 'özür dilerim.'

neva problema aşkım ama problema: elimdekileri içeri atacak, üstümü fırlatacak, halıya atıp beni.. nerdeee? hava hâlâ sıcak!

yirmi yılda çöktü benim deve, değil çölde, serâpta dahi tık yok! kadın çıplak, adam salak.. hâle bak! fakat yürümüyor hörgücü boş.. n'apsam küt! hap-map da nâfile, terapi-merapi de. 44 derece sıcaklık lâf! yerde zor sürünen bir soluk soluğa solucan. âh eskiden kobraydı ya.. tanrım sebebim sensin: kederli kader!

- 'hadi deneyelim.'
yanılalım sonra!
- 'çıkar üstünü.'
problem altta.
- 'yat yatağa.'
sonra çık üstüme di mi!
- 'gerisi bende.'
sonuç: utanç!

 

sıcakta her şey büzüşür. gerçi buzladıydım da, nâfile! sanki güzü, kışı yok bu işin. son bir yıldır düştüm çaptan.. şeytan mı kaçtı yoksa bi yerime?

bana kalsa kalkardı göğe de, gövdem müsaade etmiyor. kadına da ayıp ama elden bir şey... boşanıp kurtulsa mı benden?

- boşanıp kurtulsan mı benden?
- 'o nasıl söz?'
- tatmîn edemiyorum seni.
- 'geçici.'
- kalıcı gibi bu hâl! hem hâlâ gençsin.
- 'dilini kescem.'
- güzelsin de üstelik.. yaşıtın falan.
- 'yeter artık.'
tanrım ve dahi şeytanım! insan hiç bu hâle düşer mi?
- sevişelim, sevişelim diyorsun hep!
- 'demem.'
- rezîl-rüsvâ oluyorum sana.
- 'ol.'
-  ya çüküm kalkmazsa bi daha?
- 'kader.'
- bunu bana demeyecektin!

ya yetmiş, seksen hatta doksan olursam, ya bu kadıncağız kurursa birden benim yüzümden, ya aşk biterse, suspus okursak, ya ölmeden ölürsem ömür boyu? diye diye yiyip bitirirken kendimi, birden bir fikir düştü aklıma: intihâr.

kendimi öldürecek, hem benden hem dertten kurtaracak, bir başkasını sevip hatta aşık olmasına vesîle olup, gönlüm rahat  gidecektim dünya'dan, rüyasından, düşünden düşüp çükün!

yüksekliği garantili bir binâdan atlayıp yarın sabah, jilet ile kazınacak hâlde yere düşüp, öldüm mü, tamam. o sağ ben selâmet. hem yazık: fedâkârlığa ne hâcet! kırk yaş en güzel çağ bence ve yeni bir hayat için şâhâne. hangi kadın ister ölü balığı evde, capcanlısı yüzüyorken denizde?! o da açılsın artık pupa yelken, aşkın masmavi sularına gönlünce. hem kimse kimsenin ömrüne set koymamalı, kendi için yaşayanın adı bencilken. benim bencilliğim ölümü seçmek olsa olsa, yoksa bir başına koymak değil onu.. fırsât sunmak. e elbette hayat çükten ibâret değil fakat 'sevişelim'e sevişmeyelim demek de ne, kader olsa da! yâni kimse kukumav kuşu gibi oturmak, evde pineklemek için evlenmez. genç kadınla yaşlı adam! böyle öykü mü olur, üstelik de çaptan, çükten düşmüşken?!

et parçası deyip, geçmeyin: onun da bir ömrü varmış meğer! kimi yüz yaşında hâlâ azgın aygırmış! benim masal buraya kadar.


- 'babam aramış annemi aşkım ve hayattaymış. savaş bitmiş, dönün diyor.
- dön.
- 'sensiz aslâ ve kat'a olmaz.. çiftliğimiz var.'
- sütçü beygiri mi lâzım yoksa?
- 'aygırım benim.. havası-suyu iyi gelecek oraların.. görürsün.'
- mûcize!
- 'büyük halam hayâttaymış hâlâ.. lâkabı şifâcı kadın.'
- nâfile.
- 'kaç erkeğe iyi geldi.. saymakla bitmez.'
- bende şans...
- 'senin şansın benim.. unutmaaa!'
- ey aşk!
- 'göreceksin, sevişeceğiz yine.'
umutsuz vaka ve olmayacak duâya âmin, vesâire! yine de güzel geldiydi sevişme fikri.
- 'yarın sabah yola çıkalım hemen n'ooolur aşkım.'
ama benim sözüm vardı birine! 

 

YORUMLAR

Füsun Uzunoğlu

Gerçekten komik, takıntılı, rahat.. Bir erkeğin gözünden :)

2 Şubat 2026

Öne Çıkanlar

Vincent Van Gogh Resimleri İçin Harika..Müge Gedik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

D. F. Zeren

7 Nisan 2025

“Bazen Kelimeler İki Anlamlıdır”

Encam İbrahim Yıldız’ın anlatıcılığının geri dönülmez bir noktaya erişmiş olduğunun ispatı. Hikâyede atmosfer dediğimiz şey esasen zamanın mekânın ve karakterlerin uyumsuz uyumu, çatışmaların yerli yerine oturarak dokuyu oluşturması halidir. Çatışmaların yerine oturma..

Devamı..

Sabri Safiye: "Çocuklara söz söylemede..

Kâmil Erenli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024