Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Nisan 2023

Öykü

Bir Ben Bir Allah Biliyor

Aysun Doğan Terzi

Paylaş

1

2


Tuvaletler beyaz, yeşil, mavi fayanslı, sarı ışıklı. Sıvasız, mozaik taşlı. Büyük, korkunç musluklar, içine girdikçe büyüyen ve daralan banyolar. Kurnalardan taşan, taştıkça insanı boğan sular. Nefesini toplayamadan, plastik maşrapadan yüzüne yüzüne dökülen kaynar sular, kahkahalar, yankılar ve buhar. Mazgalda saçlar ve köpük ormanı. Nemden dökülen tavan. Yutan beyazlık.

Üzerinde oturduğu dişçi koltuğu beklenmedik bir anda geniş kapaklı, beyaz klozete dönüştü. Diş ünitindeki reflektörse yuvarlak duş fıskiyesine. Birkaç saniyede üstü başı sırılsıklam oldu. Şaşkınlıktan olanlara ne bir tepki ne de anlam verebildi. Biri ses tellerini sökmüş de göğsünün üzerine çimento dökmüştü. Karşısında duran dişçinin gözünün içine bakıyordu, onu kurtarması için. Dişçi ise, kadının halini görmüyor, anlamıyor, umursamıyor gibi bu durumu doğal karşıladığını belli eden hareket ve jestlerde bulunuyordu. Cebinden tütün kolonyasını çıkardı, sıkılarak. Kadının başında beklemekten yorgun sıradaki hastanın gelmesini ister gibi. Kadın, bir türlü kalkmayı beceremiyordu, panikten. Çabalıyor, gövdesini ileri doğru atıyor ama çabaları o saniyelerde sonuç vermiyordu. Bu durum midesini bulandırmaya başlamıştı artık. İç çamaşırlarına kadar ıslanmıştı çünkü. Dişçi, yardım edip kaldıracağı yerde, dişlerini sıkarak kolonya şişesini işaret ediyordu hâlâ.

Son gücüyle bir kez daha hamle yapıp kıçını yukarıya doğru kaldırdı ve sonunda kalktı. Her yeri uyuşmuş ve bacakları karıncalanmıştı. Islaklığın vermiş olduğu ağırlıkla sağa sola eğilerek dişçiye doğru yürüdü. Kolonya için. Dişçi kolonyayı kadının ellerine değil klozete doğru döküyordu mutlulukla. Artık sıradaki hasta gelebilir, dedi. Yüzü gülüyordu. Neşe içinde ortalığı temizlemesinden, kullandığı alet edevattan belliydi bu. Matkap ve ağız spatülü yerine, klozet fırçası ve kolonya kullanıyordu. İşini iyi yapan bir dişçi olmalıydı.

Kadın, ıslak çamaşırları ve paltosuyla kapıya yürüdü. Alışkanlıkla ceplerini yokladı. Telefonu, gözlüğü, sigara paketi su içindeydi. Islak paketinin kenarından solucan gibi sarkan sigarayla göz göze geldi. Paket doluydu. Uzandığı gibi ağzının kenarına sıkıştırdı sigarasını.

Pencerenin pervazında, elindeki dondurmasını ağzına yüzüne bulaştırmış, tombul parmaklı, poğaça yanaklı bebeği ani bir hareketle uzanıp kucakladı, kara bir çift el. Ustanın elleri. Evin hemen yanındaki hızar haneye ait, işçilerin yıkandığı, çakıl taşlarıyla sıvalı, sidik ve çiş kokulu, kırık klozeti bulunan banyoya götürdü. Küflü bir tabureye oturttu bebeği. Sıcak suyu açtı, kıyafetlerini çıkardı. Pamuktan el usulü özene bezene dikili lacivert bir elbise, paçaları lastikli gri pijama ve beyaz külotu kapının arkasındaki çiviye özensizce astı. Banyo, bakır musluktan damlar gibi akan suyun buharıyla eski bir hamama dönüşüverdi o saniye. Usta, önce beyaz sabunla saçlarını, sonra tüm vücudunu yıkadı. Huysuzlanmadan, etrafına şaşkınlıkla bakan, nişanlısının kardeşini. Sıcak suları birbiri ardına döktü kafasının üstünden. Ustanın çirkin elleri, bir saat sonra pencerenin önüne, yine aynı yere bıraktı bebeği. “Hayatım kardeşine banyo yaptırdım" diye seslendi sonra. Ablası, fotoğraf makinesiyle geldi içeriden. “Gülümse bakalım tatlım, bir iki üç peynir!"

Koşarak üç harfli marketlerden birine girdi. Sıvı sabun, parfüm ve sakız ekledi sepetine. Ağzının içinde pis bir koku vardı, onlarca sakız çiğnese geçmeyecek türden. Dişçideki fıskiyeden su değil, başka şeyler akmıştı sanki üzerine. Reyonların arasında rüzgâr gibi, insanlara çarparak, onları itip kakarak gezindi. Geri dönüp ne özür diledi ne de pişmandı. Müşterilerin de umursadığı yoktu. Ikınarak yiyecek eklemeye devam ediyorlardı sepetlerine. Marketin temizliği ve titizliği göz kamaştırıyordu. Zemindeki kahverengi lekeler, cipslerin kenarından neşe içinde fırlayan fareler marketin hem fare sever bir market, hem de hijyen kurallarına son derece önem verildiğini gösteriyordu. Kasiyer adam, dar, duvarları yeşil mozaiklerle döşeli köşesinde, müşteri bekliyordu. Sandalyede değil, beyaz klozetin üzerinde oturuyordu. Elinde yarım şişe tütün kolonyasını geçmiş olsun diyerek müşterilerin avuçlarına döküyordu, ödemeyi aldıktan sonra.

Alışverişini yaptıktan sonra kuyruğa girip, herkes gibi sırasının gelmesini bekledi, ıslak halini umursamadan. Nihayet sıra ondaydı, kartını pos cihazı doğru uzattı. Bakımlı, yarısı kemirilmiş, pütürlü tırnaklarıyla şifreyi girdi. Kasiyer adam, yüzlerce kişiyi görmenin bıkkınlığından uzak ve sıcak tavırla gülümsedi kadına." İndirimli kokularımız var, ister misiniz" dedi ve sırasıyla; "Röflesiz arnoldi, morphophallus titanyum, dracunculus vulgaris Schot" dedi. Gülümsemesi bir an olsun kesilmiyordu kasiyerin. Düzgün telaffuzu dikkat çekiyordu fakat kadının kokularla alakası yoktu.

Hızarhaneyle oturdukları evin arasında yüz metrelik bir yol vardı. Yürümeye başladığı günden beri soluğu babasının yanında alırdı. Babasının,“ Oy pancarım gelmiş” diyerek, onu karşılaması hoşuna gidiyordu çünkü. O gün de yine aynı karşılama için evden gizlice çıkıp hıızarhaneye kaçmıştı, elindeki sucuk ekmekle. Kalasların, beşe onlukların arasında bir yer bulup oturdu, büyük testeresi olan hızar makinelerini inceledi, talaşlara batıp çıktı. Mazot kokusunu takip etti. Makinelerin etrafında dolaşmaktan yoruldu, babasının bulunduğu yere doğru seslendi usanana kadar. Yazıhaneden en ufak bir ses bile gelmiyordu sesine karşılık. Biri saklambaç oynuyordu sanki onunla. Kapıyı yitip içeri girdi. Sobanın sıcaklığı vurdu yüzüne. Sonra tütün kolonyası. Uzun bir sakalın gölgesi göründü. Yem yiyen horoz seslendi saatin içinden, masa takviminin sayfaları titreşti, babasının duvarda asılı duran belgesi, kaşlarını çatmış ona bakıyordu. Kızgındı.

Eve döndüğünde mutfak masasının üzerinde alışveriş için hazırladığı liste çarptı gözüne. Defne sabunu, lavanta yağı, şampuan, beyaz pamuklu külot. Listede yazan ihtiyaçlarını almadığını fark etti, poşetlerin içine bakınca. Arka arkaya nefesler alıp verdi, evin tüm ışıklarını ve pencere önündeki mumları yaktı. Müzik listesinden sevdiği piyano seslerini bulup açtı. Banyoya girmemek için oyalanarak yapıyordu tüm bunları. Ayaklarını sürüyordu neredeyse. Daha fazla sürdüremedi bu durumu. Banyoya geçti. Zemini, beyaz karolarla kaplı, dar, yukarıdan basık, nemden dökülen bir tavanı vardı. Etrafına, özellikle aynaya ve köşedeki klozete bakmamaya dikkat ediyordu. Sakince sıcak suyu açtı. Banyo, musluktan damlar gibi akan suyun buharıyla eski bir hamama dönüşüverdi o saniye. Saçlarını ve bedenini köpükledi. İçinden inandığı duaları mırıldandı. Kurna o sırada ağzına kadar dolmuş, taşan su giderden değil, banyo zemininden dışarı, eve doğru taşıyordu.

Sular, kısa sürede tüm odaları dolmuş, eşyaları yerinden etmiş, kurna, tahta oturak ve klozet de sürüklenerek salona gelmişti. Kadın, şaşkınlıktan milim kıpırdamıyordu yerinden. Bedeni hareket edemiyordu. O sırada salonun ortasında duran klozetten tuhaf sesler geldiğini fark etti. Bir iki saniye gövdesini bir sağa bir sola çalkaladı klozet, yerinde duramıyordu bir türlü. Sonunda kapağı Bülent Ersoy'un ‘Bir Ben Bir Allah Biliyor’ Şarkısıyla açıldı. İçinden markette gördüğü kasiyer, gayet doğal bir selamla elindeki poşetleri kadına doğru uzatarak "Selam hanımefendi, aldığınız ürünlerini marketimizde unutmuşsunuz. Parasını da ödemiştiniz, çok üzüldüm. Getirmek istedim. Defne sabunu, lavanta yağı ve şampuan. İşte hepsi burada. " dedikten sonra, yılan gibi kıvrıla kıvrıla şarkı eşlinde deliğin derinlerine aktı gitti.

YORUMLAR

Cabir Özyıldız

Harikulade bir öykü. Kaleminize, bilincinize sağlık.

8 Nisan 2023

İlayda T

Umarım hiç susmaz öyküleriniz bende hep dinlerim....

8 Nisan 2023

Öne Çıkanlar

Eşsiz Manzaraları Avuç İçine Sığdıran ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nilüfer Kuzu

11 Mart 2025

Elias Canetti’nin Okuma Serüveni

Canetti’nin ilginç bir okuma serüveni yorganın altında cep feneri ile gizli gizli yaptığı kitap okumalardır.Okula başlamasından birkaç ay sonra babasının getirdiği bir kitap Canetti’nin yaşamını değiştirir. Bu kitap Binbir Gece Masalları’nın çocuklar için hazırlanmış ..

Devamı..

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024