1916 yılında yitirdiğimiz, Amerikalı yazar Henry James, Daisy Miller isimli novellasını 1878 yılında kaleme almış. Psikolojinin kurucularından ağabeyi, William James’den etkilenerek insan bilincini ana tema olarak işleyen yazar, eserlerinin çoğunda kadına ve kadınların iç dünyalarına göndermelerde bulunmuştur.
İki büyük kıtada, Avrupa ve Amerika’da yazıldığı yılda olup bitenlere yakın bir mercekle bakmış, kahramanlarının iç dünyalarını anlatırken o zamanın toplumsal yapısını, kurallarını incelikle anlatmıştır.
Romanın ana karakterleri Winterbourne ve Daisy Miller’dır. Üçüncü tekil şahıs anlatım tekniğiyle yazılan eserde, kendini en baştan açıkça ifade eden bir anlatıcı vardır. Anlatıcı her şeyi görmekte, arada sırada “ben veya siz” diyerek okura seslenip söze girmektedir:
“Trois Courannes adındaki kusursuz otelde, bütün bu özelliklerin yardımıyla Ocean House’a ya da Congress Hall’da olduğumuzu sanabilirsiniz.”
Yazarın ağırlıklı olarak ana karakter Winterbourne gözünden kimi değerlendirmeler yapması, okurda bir takım kuşkuların uyanmasına neden olmuştur. Kitabın ortalarına gelmeden okur, şu konuda ikilem içerisinde kalır. Daisy Miller, bir Amerikalı olarak Avrupalı genç kadınlara göre daha dışa dönük ve rahat biri midir?
“O güne dek, genç bir kızın ağzından böyle şeyler duymamış, duyduğu zaman da bunu söyleyenin davranışlarındaki hafifliğe vermişti. Şimdi Daisy Miller’ı Cenevrelilerin hafifmeşrep dediği türden kadınlardan biri olmakla ya da en azından buna yakın olmakla mı suçlaması gerekiyordu?”
Kitaba soru işareti katan bu çıkarımlar, anlatıcının Daisy Miller’la ilgili yorum yapmaması, ana kadın karakter hakkında yorum yapanın Winterbourne ve eserin diğer yan karakterlerinin olması nedeniyle ortadan kaybolmaktadır. Her ne kadar kitabın sonunda bu soru işaretleri daha da açık çözülse de yayın aşamasında kimi editörlerin tepkisini de çekmiştir. Yazarın kendi yazdığı önsözde belirttiği gibi:
“Okurdan, hoşgörüsünü kaybetmeden, hikâyedeki basit, kıt ve derinlikten nasibini almamış karaktere odaklanması ve en nihayetinde karakterin kural tanımayan bir cazibesi olduğunu fark etmesi bekleniyordu.” Diyerek buradaki karmaşaya açıklık getirmek istemiştir.
Avrupa atmosferinin, iklimin ve doğal çevrenin akıcı anlatımı, karakterlerin işlenişi, zamanın toplum yapısının, çevresel koşulların karakterlerin tepkileriyle, giydikleri ve yiyip içtikleri aracılığıyla ustalıkla anlatılması, son zamanlarda yapılan “Novella/ Uzun Öykü Nedir?” tartışmasına da yanıt olacak niteliktedir.
“Bir gün önce, küçük, buharlı gemiyle uzun süredir yaşadığı Cenevre’den bu otelde kalan halasını görmeye gelmişti. Ama halasının başı ağrıyordu. –Zaten halasının hemen hemen her zaman başı ağrırdı– şimdi de odasına kapanmış, nane ruhu koklayıp duruyordu.”
Eseri, İthaki Yayınlarının Temmuz 2019 yılında yapılan dördüncü baskısından okudum. Yayına hazırlayan değerli Emirhan Burak Aydın’ın emekleri okumayı rahat ve keyifli kılmıştı. Yazarın, Daisy Miller kitabının yanı sıra Bir Kadının Portresi, Güvercinin Kanatları ve Yürek Burgusu eserleri önem taşıyor. Birkaç kez Nobel Ödülüne aday gösterilmiş olsa da ne yazık ki ödülü alamamıştır.






