Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Temmuz 2026

Edebiyat

Türkçe mi, O da Ne

Ömer Kaya

Paylaş

0

0


Çağdaş yazındaki bazı özensizlikler bana kalırsa iyi bir hikâyeyi bile yaralayıp zayıflatıyor. 

Türkçenin yazılı ve sözlü dilde doğru, güzel, etkili kullanılması gerekliliğini savunanların dil polisi ilan edilmesi yeni değil. Sonuçta birbirimizi anlıyoruz, dil yaşayan bir şeydir, boş vermişliğini sürdürenler dili kirletmekte, çürütmekte sakınca görmezken dil üzerine düşünüp konuşanları bu sıfatlarla küçümsemeyi yeğliyor. Anadili Türkçe olanların doğru Türkçeden de Türkçe sorunlarını görünür kılanlardan da hoşlanmamaları sıklıkla karşılaşılan bir tutum.

Türkçeyi Arapçaya, İngilizceye boğmak ya da ortaya karışık anlamsız sözcükler, sözcük grupları kullanarak Türkçenin mantığını, söz dizimini yok saymak bizi daha havalı, daha güncel, daha içten, daha popüler, daha genç gösterebilir mi. Türkçeyi Türkçe gibi kullanma çabası gerçekten dil polisliği mi. 

Türkçe bilinçsiz, özensiz tutumlarla, boş verilmişlik içinde yıpranıyor. Yazında, radyoda, televizyonda, her türden sosyal medya ağında Türkçe, Türkçe gibi yazılıp söylenmekten giderek uzaklaşıyor.

Özellikle yazarların, sunucuların dil bilincini bir yana bırakalım temel düzeyde dilbilgisinden yoksun olmasını yadırgıyorum.

Katıldığı YouTube programında yirmili yaşlarında yakaladığı başarıyı anlatan eski popçu, sunuculuk işlerinden söz ediyor, kıymetli spikerlerden diksiyon dersleri aldığını söylüyor ancak “çok extra large, top ten, why not…” gibi söylemleriyle zamanında bu Türkçeyle mi sunuculuk yaptı diye düşündürüyor. Sonra Amerika’dayken izlediği o “çok extra large” konuların konuşulduğu programı hayretle karşıladığını gel zaman git zaman aynısını Türkiye’de de sabah kuşağı programlarında görünce “şok geçirdiğini” buralarda böyle programların olmaması gerektiğini söylüyor. Bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Biz Amerika değiliz Türkiye’yiz.”

Ondan çok daha uzun zamandır tanıdığımız tiyatrocu, sunucu, spiker bunca eğitimine, birikimine karşın katıldığı bir programda, “Bu nasıl bir excuse,” diyebiliyor. Yıllar yetkin bir sanatçının Türkçesini de böyle değiştirebiliyor. Zamanında çok iyi konuştuğu Türkçeyi yeterli görmüyor olacak ki dilini böyle güncellemiş. Excuse sözcüğünü bu kullanımla biraz daha duyarsak her yerde böyle bir soru tümcesiyle karşılaşabiliriz. Yazılı dilde bile.

Bir haberci-sunucu, bir ünlünün ikinci kitabını şöyle müjdeliyor: “… ikinci kitabı hazır. İlkinden de dehşet olduğunu söyleyeyim. Aynen de yeni kitap. Zannediyorum sonbaharda raflarda çıkmış olacak hatta son revizesi geldi. O revizenin arkasından ilk defa burada görüyorsunuz…”

Revize Fransızcadan aldığımız bir sözcük. Dil Derneği çevrimiçi sözlüğünde bu sözcüğe yer vermiyor ancak Türk Dil Kurumu “düzeltmek, yenilemek”[1] olarak yer vermiş. Türkçe yazılan kitapları yabancı sözcüklerle tanıtmak da moda olur mu bilemem ama bu tanıtımda özenti dışında bolca özensizlik de var gibi.

Dilin özensiz, yanlış kullanımını hep televizyondan duymuyoruz. Sözlü dil kadar yazılı dilde de Türkçe sorunlarını görüyoruz. Çağdaş yazındaki bazı özensizlikler bana kalırsa iyi bir hikâyeyi bile yaralayıp zayıflatıyor. 

2026’nın başında çıkan bir öykü kitabının ilk öyküsünden:

“Kusursuz bir sakinliğin içerisinde yüzüyor gibiydik. İçinde bulunduğumuz ânı eritmeden sıradanlığımıza dönemeyeceğimizi hissediyordum.”

Ardışık iki tümcede “içerisinde”,” içinde” sözcükleri geçiyor. Bu sözcüklerin anlamları farklı mı. “İçerisinde”yi en çok yemek tariflerinde duyarız “…içerisine kestiğim domatesleri ekliyorum, yağın içerisinde soğanlarımı pembeleşinceye kadar kavruyorum...” Evet, -arı/-eri eki “…a doğru” anlamında eski yönelme durumu ekinin donmasıyla oluşmuştur.[2] Artık bu ekin işlevi kalmadığından doğru kullanım “içinde” olmalı ancak öyle kullanılsa bile burada bu sözcüklerden biri çıkarılmalı ki anlamsız tekrara düşülmesin.

Aynı öyküden başka bir alıntı: “Porselen fincanı tabağın üzerinde hafifçe sallayıp ayaklarımı sertçe yere vurdum. Madam ayırdıma vardı, pencerenin önünden sessizce çekilip gerisingeri koltuğun aynı ucuna oturdu.”

Türk Dil Kurumu’nun “ayırdına varmak (fark etmek)”[3] Dil Derneği’ninse “ayırtına varmak (anlamak, kavramak, bilincine varmak)”[4] olarak çevrimiçi sözlüklerine aldığı bu birleşik eylemle anlatılmak istenen, birinin bir yerdeki varlığını ya da bir durumu fark etmek olmalı. Yine de bunu “ayırdıma vardı” diye yazmak yazım yanlışı. Bu yazım yanlışı -eylem doğru kullanılmadığından- bu sahneyi anlamsızlaştırıyor, belirsizleştiriyor. Başka bir belirsizlik de karakterin aynı koltuğa değil koltuğun aynı ucuna oturması.

Anlatıcı, Madam karakteri için porselen fincanda İngiliz çayı hazırlıyor. Madam çayından bir yudum daha alıyor, dudaklarının kenarına bulaşan sütü diliyle temizliyor. 

Bu da sütü ayrı, çayı ayrı içilen bir İngiliz çayı olmalı diye düşündürüyor ya da Madam’ın dudaklarının kenarına bulaşan süt nasıl oluyorsa çaydan ayrışıyor.

Çok satan bir romandaki şu kullanımlarsa yine televizyondaki yabancı sözcük özentiliğinden farklı ancak yazarın metni nasıl bir dille yazdığını, dil üstünde ne kadar durduğunu gösteriyor:

“Kafasını ellerinin arasına almış  hem ağlayan hem  de içinde bulunduğu durumdan nasıl  çıkacağını düşünen Amerikalı çaresizliğinin boyutunu kavramış olacak ki başını kaldırıp gözlüğünü düzeltti.”

Kara kara düşünmek deyiminin beden dilini yansıtan ifadesini yukarıda “kafasını ellerinin arasına almış…” diye okuduk ama “Başımıellerimin arasına alıp büyük dehalar gibi olduğum yerde dengesiz hareketler yaparak, atasözü olacak kadar büyük son sözler söylemiyordum.” tümcesinde kullanım değişiyor.

Ellerin arasına alınan baş mı kafa mı derken artık çevrilenin baş mı kafa mı olduğu konusunda kararsızız:

“Başımı çevirip dalmış gözlerini görünce, söylediklerimi şimdiden hayal etmeye başladığını  anladım.” 

“Kafamı çevirip Melis’e baktığımda o da bana baktı.”

İlk alıntının sonundaki “başını kaldırıp” ifadesini de sonra şöyle görüyoruz: “Barmene uzattığım peçetenin üzerinde ‘crack’ yazıyordu. Eğilip okudu. Kafasını kaldırıp göz göze geldik.”

Bu son alıntının son tümcesindeki anlatım bozukluğu artık kafayı başı unutturacak türden ama unutamıyoruz çünkü kafa-baş sözcüklerinin kullanımındaki tutarsızlık roman boyunca tekrarlanıyor. Bu sözcükler aynı sayfada, aynı paragrafta, aynı tümcede aynı anlamda onlarca kez kullanılıyor. 

Sözcükleri özensiz kullanmak da böyle mantık hatalarını, anlatım sorunlarını, canlılıktan uzak yapay sahnelemeleri beraberinde getirir. Temel malzemesi dil olan işlerde biraz daha dikkatli olmak gerekir. Belki de bu işleri yapmadan önce Türkçeyi sevmeli, severek öğrenmeli, Türkçenin yapısını, inceliklerini, olanaklarını elimizden geldiği kadar kavramalıyız. Yoksa dilimizin değerini bilmeden, dil bilinci edinmeden dille yaptığımız işler nitelikli olmuyor. Dil polislerinin suçu yok.

[1] https://sozluk.gov.tr/

[2] Süer Eker, Çağdaş Türk Dili, Grafiker Yayınları, Haziran 2016, Ankara, s. 270.

[3] https://sozluk.gov.tr/

[4] https://www.dildernegi.org.tr/TR,274/turkce-sozluk-ara-bul.html

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stephen King yanıtlıyor: Bir yazar aşı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Burak Soyer

10 Haziran 2026

Bonzai 20 Yaşında! “Geri kalanı edebiy..

“Edebiyat hayatı taklit mi eder, yoksa onun yerini mi alır?”Alejandro Zambra, Bonzai'de, minimalizmin tüm nimetlerinden kendince faydalanarak tek seferde indiği insan ruhunun derinliklerindeki kalıcı izleri aramaya koyulurken, varoluşun bitmek bilmeyen spazm..

Devamı..

Marjane Satrapi ve Oryantalizm Tartışm..

C. E. -. D. Postel

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024